Esastan ret
SAYISI: 2017/174 E., 2020/212 K.
Taraflar arasındaki markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkil Avrupa Tekstil'in 1990 yılında ticari faaliyetlerine başlayan Çarşıbaşı Grubu bünyesindeki firmalara 2006 yılında katıldığını, yüksek teknoloji ve Arge çalışmaları gerektiren bayan, çocuk çorapları ve seamles ürün gruplarında üretim ve pazarlama yaptığını, müvekkilinin doremi markasının tescil sahibi olduğunu, davalının ise doremi ana unsuruna sadece x ekleyerek faaliyet gösterdiğini bu durumun müvekkil şirket adına mağduriyet yaşattığını, davalının bu nedenle davalının Türk Patent ve Marka Kurumu (TÜRK PATENT) nezdinde tescilli bulunan 2016/64944 kod numaralı doremix ibareli markanın 3 üncü kişilere devir ve temlikinin önlenmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesini, her türlü maddi ve manevi tazminat talep ve dava haklarının saklı kalmak kaydıyla doremix ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, davaya konu DOREMİX markasının, 09.05.2008 tarihinden itibaren, müvekkili şirket adına TÜRK PATENT’in 2008/27625 no ile tescil edildiğini ve koruma altına alındığını, sonrasında ise, aynı DOREMİX markasının ayrı logo kullanılarak, TÜRK PATENT nezdinde 2016/64944 no ile yine müvekkili adına tescil edildiğini, DOREMİX markasının TÜRK PATENT nezdinde ilk tescil tarihi üzerinden, 8 yılı aşkın bir zaman geçtiğini, davacı tarafın, davaya dayanak olarak gösterdiği kendi tescilli markası Do Re Mi+şekil olup, söz konusu markaya bakıldığında görüleceği üzere, müvekkilinin tescilli markası ile belirtilen marka arasında, dava dilekçesinde iddia edilenin aksine, ilgili markalar hakkındaki KHK'da belirlenen şekilde, marka hakkına tecavüz ve/veya iltibas söz konusu olmadığını, davacıya ait markada yer alan Do Re Mi harflerinin, müzik notalarına ilişkin olduğunu, buna karşılık, Türk Dil Kurumu sözcüğünde, müvekkili markasındaki baskın unsur olan Dore‘nin kelime anlamı ‘’altın renkli, yaldızlı’’ olarak belirtildiğini, aynı şekilde, yazı ve harfler dışında, markayı oluşturan şekil yani logolara bakıldığında da, müvekkilinin tescilli markasında bulunan logolar ile, davacı tarafın logoları arasında; en ufak bir benzerlik bulunmadığını; bu anlamda da, markalarının harf+logo olarak birlikte değerlendirildiğinde, herhangi bir iltibasın ve/veya benzerliğin mevcut olmadığının görüleceğini, davacının markasının logo kısmında solfej işareti varken; müvekkili markasının logosunun kalp biçiminde olduğunu, markaların yazı stilleri ve büyük-küçük harf kullanımlarının, çerçevelerinin de, birbirinden tamamen farklı olduğunu, davacının, dava konusu markayı ne zamandan beri kullandıklarını ve/veya kullanıp kullanmadıklarını, dava konusu markayı, kimden hangi tarihte devir aldıklarını belirtmediğini, davacı tarafın, markasına yoğun emek, çaba ve yatırım yaptığını iddia ettiğini, davacının söz konusu markayı devir tarihinin çok yeni olup, davacı tarafından söz konusu markaya yapılmış herhangi bir tanıtım, emek ve çaba yapılmış olmasının mümkün olmadığını, bu nedenle açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tescil tarihinde yürürlükte olan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK) 42 nci maddesine dayalı hükümsüzlük davasının, "markanın tescil tarihinden" itibaren, 5 yıl içinde açılması gerektiğini, somut olayda dava konusu DOREMİX markasını 2008 yılından beri davalı şirket adına tescilli olduğu, yasal 5 yıllık süre içinde davalının 2008 yılında marka tescilinin hükümsüzlüğü davacı tarafından talep edilmediği, bu nedenle davalı şirketinin dava konusu kullanımının önceye dayalı bir hakka dayandığı ve ayrıca davalının kötüniyeti ispat edilemediğinden davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 556 sayılı KHK'nın 42 nci maddesiyle hükümsüzlük davasının 5 yıl içerisinde açılması gerektiği ancak markanın tescilinde kötü niyet varsa iptal davasının süreye bağlı olmadığını, mahkeme tarafından kötü niyet olgusuna ilişkin delillerinin toplanmadan ve herhangi bir inceleme yapılmaksızın hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından, kötüniyet iddialarına ilişkin deliller toplanıp, gerekli araştırma yapılmadan ve davalının kötüniyet olgusunu ikrar etmiş olması hususunun göz ardı edilerek davanın reddine karar verildiğini, kararda iki adet kriter incelemesi yapıldığını, ilk incelemenin markalar arasında iltibas olup olmadığına, ikinci incelemenin ise bu iltibas ve markaların tanınmışlık düzeyleri doğrultusunda; davalının, davacının markasını ve bu markanın kullanıldığını bilip bilmemesine ilişkin yapıldığını, mahkemece eksik inceleme ile karar verildiğini, davalı, "DoReMi" markasının varlığını ve markanın kullanıldığını bildiğini, davalının, cevap dilekçesinin 2 numaralı bölümünün 3. ve 4. paragrafında " ...DoReMi markasının davacıdan önceki hak sahipleri ve uzun yıllar daha önceki hak sahipleri ve müvekkilimiz arasında bu marka kullanılarak uzun süreli karşılıklı ticari alışverişlerde bulunulmuştur... Müvekkilimizin tescilli markasının kullanımı konusunda, daha önceki hak sahipleri ile müvekkilimiz arasında gerek zımni gerekse de sözlü olarak mutabakat söz konusudur." dendiğini, ayrıca davalı DoReMi markasının 2008 deki hak sahibi ile arasındaki karşılıklı faturaları dosyaya sunduğunu, bu durumun davalı tarafın müvekkili adına tescilli "DoReMi" markasının varlığını ve kullanıldığını bildiği yönünde bir ikrarı olduğunu, bu hususun ikrar delili yani kesin delil ile sabit olduğunu, davalının iddia ettiği sözlü mutabakatın ise, soyut bir iddiadan öteye gidemediğini, böyle bir mutabakatın söz konusu olmadığını, markalar arasındaki iltibas hususunun bilirkişi marifetiyle tespit edilmeden eksik inceleme neticesinde hüküm kurulduğunu, bu nedenle kararın kaldırılarak davalarının kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek istinaf isteminde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosyadaki belgelere, kararın dayandığı delillere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara ve gerekçe içeriğine göre, mahkemece taraflar arasındaki uyuşmazlığın somut olayın özelliklerine uygun olarak belirlendiği, taraflarca gösterilen hükme etki edecek delillerin usulüne uygun olarak toplandığı, tüm dosya kapsamından; karar gerekçe içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde mahkemece delillerin takdirinde ve yasa kurallarının olaya uygulanmasında bir isabetsizlik görülmediği, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesindeki sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini istemine ilişkindir.
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.556 sayılı KHK'nın 42 nci maddesi.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.