Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı alacaklı vekili, ödeme emrinin tebliğin edildiği adreste yapıldığını işyerinin borçluya ait olduğunu, senet üzerindeki adresin de borçlu adresi olduğunu belirterek, davanın kabulü ile uçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı üçüncü kişi, iş yerinin kendisine ait olduğunu, borçlunun ise kendisine ait olan iş yerinde işçi olarak çalıştığını, haczedilen menkullerin borçlu ile herhangi bir ilgisinin bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece yapılan ilk yargılamada, ispat yükünün davacı alacaklıda olduğu mahcuzların borçlunun kişisel malı olduğunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı alacaklı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 16.6.2016 tarihli 2014/21145 Esas, 2016/10556 Karar sayılı ilamıyla borçlunun hacizde hazır bulunarak mahcuzların üçüncü kişiye ait olduğunu bildirmiş olmasına rağmen alacaklının açtığı davada davalı taraf olarak yer alması gerekmesine rağmen taraf teşkili sağlanmaksızın karar verilmiş olduğu gerekçesiyle davaya dahil edilmesi için hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda borçlu davaya dahil edilmiş, aynı gerekçeyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı alacaklı tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, alacaklının IİK'nin 99. vd. maddelerine dayalı istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir.
Davaya konu haciz borçluya ödeme emri tebliğ edilen adreste yapılmış ve haciz sırasında borçlu hazır bulunmuştur. Buna göre, İİK’nin 97/a maddesinde öngörülen mülkiyet karinesi borçlu dolayısıyla alacaklı yararınadır. Bu yasal karinenin aksinin davacı üçüncü kişi tarafından inandırıcı ve güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.
Davalı üçüncü kişi tarafından dayanılan ayırt edici özellikleri bulunmayan ve tam olarak okunmayan faturalar, istihkak davalarında güçlü delil teşkil etmezler ve mülkiyet karinesinin aksini ispata yeterli değildir. Bununla birlikte üçüncü kişi ... borçlu ...'un kardeşi olup, borçlunun işçi olarak çalıştığını beyan ettiği ... Isı Şirketi iki kardeş tarafından 2008 yılında haciz adresinde kurulmuş olup, adı geçen şirketi borçlu ...'ın on yıl süre ile temsile yetkili olduğu sicil kayıtlarından anlaşılması karşısında borçlu ve üçüncü kişi arasında organik bağın varlığı da kabul edilmelidir.
O halde, Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözönüne alınarak, davanın kabulü yerine oluşa ve dosya içeriğine uygun düşmeyen gerekçe ile reddine yönelik hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün İİK'nin 366 ve HUMK’un 428. maddesi gereğince BOZULMASINA,taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.