Kısmen Kabul

Taraflar arasında Mahkemede görülen iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesince Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkeme kararı davacı ... vekili ile davalılar vekili tarafından temyiz edilmek ve de davacı ... vekili tarafından duruşma talep edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin ve işin duruşmaya tabi olduğunun anlaşılması nedeniyle duruşma talebinin kabulüne karar verildikten sonra duruşma için 21.09.2021 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmiştir. Duruşma günü duruşmalı temyiz eden davacı ve diğer davacılar adına Av. ... ile davalılar adına Av. .... geldiler. Gelenlerin yüzlerine karşı duruşmaya başlanıp sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya son verilerek aynı günde dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar verilmiş, dosyanın tekrar Dairemize gönderilmesinden ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili müvekkili davacı kazalı ...'ın meydana gelen iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayacak şekilde yaralandığı, kazanın oluşumunda davalıların kusurlu olduklarından bahisle; davalı ... Soğutma Mak. San. ve Tic. A.Ş.'ye karşı asıl dava dosyasını açarak kazalı ... için iş göremezlik ve bakıcı gideri zararı olmak üzere 3 toplam 414.465,00 TL maddi, 230.000,00 TL manevi, anne .... için 500,00 TL maddi, 20.000,00 TL manevi, baba .... için 20.000,00 TL manevi, kardeş .... için 5.000,00 TL manevi, kardeş .... için 500,00 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsilini istemiş, birinci birleşen dava dosyasını ... Motorlu Araçlar A.Ş.'ye karşı açarak bu davalının %20 kusuruna isabet eden 131.622,00 TL maddi tazminat ile 70.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini istemiş, Yargıtay (kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin ilk bozmasından sonra ikinci birleşen dava dosyasını her iki davalıya karşı açarak 407.657,59 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili özetle; davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.

Mahkemenin 21.10.2014 tarih ve 2007/180 Esas, 2014/579 Karar sayılı ilk kararıyla; iş kazası sonucunda davacı kazalı ...'ın %100 bakıma muhtaç olacak şekilde sürekli iş göremezliğe uğradığı, kazanın meydana gelişinde davacı kazalının %10, asıl işveren ... Motorlu Araçlar şirketinin %20, alt işveren ... Soğutma şirketinin %70 oranında kusurlu olduğu kabulünden hareketle davacı kazalı yönünden 414.465,07 TL maddi tazminatın asıl dosyanın davalısı ... Soğutma Şirketinden, 118.418,50 TL maddi tazminatın birinci birleşen dosya davalısı ... Motorlu Araçlar Şirketinden tahsiline, davacı kardeş ... için 500,00 TL maddi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline, kazalı yönünden 30.000,00 TL, anne ve baba yönünden 7.000,00’er TL, kardeşler yönünden ise 3.000,00’er TL manevi tazminatın davalılardan müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin bu ilk kararına karşı davalılar vekili tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 06.10.2015 tarih, 2015/1800 Esas, 2015/17822 Karar sayılı kararı ile temyiz eden davalıların sair temyiz itirazları incelenmeksizin 03.06.2010 tarihli kontrol kaydı sonucunun araştırılması, maluliyet tespit prosedür işletilmesi ve maluliyetin kesinleştirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği, bunun yanında birinci birleşen dosyanın davalısı ... Motorlu Araçlar Şirketinden kazalı dışındaki davacıların bir talepleri bulunmadığı, buna karşılık davacı kardeş ... lehine hüküm altına alınan maddi tazminat ile kazalı dışındaki davacılar lehine hüküm altına alınan manevi tazminatlardan davalılardan müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulmasının hatalı olduğu gerekçeleri ile Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyulmasından sonra verilen 29.11.2018 tarih, 2015/627 Esas, 2018/663 Karar sayılı kararla davalı ... Soğutma Şirketine karşı açılan asıl dava dosyası yönünden kazalı ... için 414.465,00 TL maddi, 22.500,00 TL manevi, anne ve baba için 7.000,00’er TL manevi, kardeş ... için 500,00 TL maddi, her iki kardeş için 3.000,00’er TL manevi tazminatın adı geçen davalıdan alınarak davacılara verilmesine, davalı ... Motorlu Araçlar Şirketine karşı açılan birinci birleşen dava dosyası yönünden 118.418,59 TL maddi, 7.500,00 TL manevi tazminatın adı geçen davalıdan alınarak davacı kazalı ...'a verilmesine, her iki şirkete karşı açılan ikinci birleşen dava dosyası yönünden davanın kabulüne 407.657,50 TL maddi tazminatın her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı kazalı ...'a verilmesine, fazlaya ilişkin tüm istemlerin reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin 29.11.2018 tarihli ikinci kararına karşı davalılar vekili tarafından temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 04.02.2020 tarih, 2019/4228 Esas, 2020/506 Karar sayılı kararı ile davalıların sair temyiz itirazlarının reddine ancak somut olayda davalı tarafların ek davaya karşı zamanaşımı def'i ileri sürdüğü gözden kaçırılarak, bu hususlar hakkında bir değerlendirme yapılmaksızın davanın esası hakkında yazılı şekilde karar verilmesinin hatalı olduğundan bahisle Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak verilen temyiz incelemesine konu 26.01.2021 tarih, 2020/228 Esas, 2021/51 Karar sayılı kararla değişen ve gelişen durum olmadığı, olayla birlikte zararın öğrenildiği ve zamanaşımı başlangıç tarihinin olay tarihi olduğu, ceza zamanaşımı süresinin de söz konusu olmadığı, bu nedenle ikinci birleşen dava dosyasının zamanaşımına uğradığı kabulünden hareketle davalı ... Soğutma Şirketine karşı açılan asıl dava dosyası yönünden kazalı ... için 414.465,00 TL maddi, 22.500,00 TL manevi, anne ve baba için 7.000,00’er TL manevi, kardeş ... için 500,00 TL maddi, her iki kardeş için 3.000,00’er TL manevi tazminatın adı geçen davalıdan alınarak davacılara verilmesine, davalı ... Motorlu Araçlar Şirketine karşı açılan birinci birleşen dava dosyası yönünden 118.418,59 TL maddi, 7.500,00 TL manevi tazminatın adı geçen davalıdan alınarak davacı kazalı ...'a verilmesine, fazlaya ilişkin istemlerinin reddine, her iki davalı şirkete karşı açılan ikinci birleşen dava dosyasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen temyiz incelemesine konu 26.01.2021 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı ... ve davalılar vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle, ikinci birleşen dava dosyasının zamanaşımına uğramadığını ileri sürerek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.

Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle, kusurun oran ve aidiyetinin hatalı tespit edildiğini, Mahkemenin davalıdan şeklinde hüküm kurması nedeniyle karışıklık söz konusu olduğunu, önceki Mahkeme kararlarının davacılar tarafından temyiz edilmediğini ileri sürerek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.

Uyuşmazlık, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428 inci maddesi, 439 uncu maddesi.

İş kazalarında işverenin sorumluluğu sözleşmeye aykırılığa dayandığından 6098 sayılı Kanun’un 146-161 inci (818 sayılı Kanun’un 125-140) maddelerinde düzenlenen zamanaşımı hükümlerinin uygulanması gerekmektedir.

Nitekim 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesine göre “Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava on senelik müruru zamana tabidir”. Yine 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesinde benzer bir düzenleme ile, “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.” hükmü yer almaktadır. Kanun koyucu hem 818 sayılı Kanun’un 125 inci maddesi hem de 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı maddesi ile alacak haklarının tabi olacağı genel zamanaşımı süresini düzenlemiş olup aksine bir yasal düzenleme olmayan hâllerde on yıllık sürenin uygulanması gerektiği açıktır. İş kazası hâlinde de zamanaşımı süresine yönelik ayrı bir düzenleme bulunmadığından 6098 sayılı Kanun’un 146 ncı (818 sayılı Kanun md.125) maddesine göre on yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır.

Türk Borçlar Kanunu’nun 149 uncu maddesi (818 sayılı Kanun md.128) uyarınca ise zamanaşımı, alacağın muaccel olmasıyla işlemeye başlar. Muacceliyet, bir borç ilişkisinde alacaklının edimi isteyebileceği ve borçlunun da bu isteme uyarak edimi ifa etmekle yükümlü olduğu anı belirler. Bir başka deyişle söz konusu anda borç ifa kabiliyeti kazanır ve alacaklı yine o anda edimi kabul etmekle yükümlü olur. Bir alacağın ya da borcun muaccel olması, ilke olarak edimin ifası için öngörülmüş bulunan vadenin dolmasıyla gerçekleşir.

Gelinen bu noktada iş kazasından kaynaklanan tazminat talepleri yönünden zamanaşımının hangi tarih itibariyle başlayacağının belirlenmesi gerekmekte olup bu hususun tespitinde, zarar ve zararın öğrenilme tarihinin önemi açıktır.

Zarar görenin zararı öğrenmesi demek, zararın varlığı, mahiyeti ve esaslı unsurları hakkında bir dava açılmasına ve davanın gerekçelerini göstermeye elverişli bütün hâl ve şartların öğrenilmiş olması demektir. Zararın öğrenilmesi, zarar verici olayın değil zararın varlığı, niteliği, unsurları ve kapsamının kesin olarak bilinmesi demektir. Zarar verici eylemin sonuçları ve zarar tam olarak ortaya çıkmadıkça zarar görenin zararı öğrendiğinden söz edilemez. HGK'nın 05.06.2002 tarihli ve 2002/4-470 Esas, 2002/477 Karar sayılı kararı da aynı yöndedir.

Hukuka aykırı bir eylem işlenilmesine karşın onun doğuracağı zarar henüz ortaya çıkmamış, zararın ortaya çıkması için eylem tarihinden itibaren bir takım etkenlerin gerçekleşmesi veya belli bir zamanın geçmesi gerekiyor ise, zararın bütün unsurlarıyla birlikte öğrenilmesi mümkün değildir. Oysa ki, zarar görenin Mahkeme önünde ciddi bir dava açarak tazminat isteminde bulunabilmesi ve bu istemini objektif bir şekilde destekleyen, etkili gerekçelerini ortaya koyabilmesi için oluşan zararın niteliğini, kapsamını ve bütün unsurlarını öğrenmesi gerekir. Aksi hâlde doğal olarak zamanaşımı süresi de işlemeye başlamayacaktır.

Bazı hâllerde, gerek zararı doğuran eylem veya işlemin ne olduğu ve kim tarafından gerçekleştirildiği ve gerekse zararın kapsam ve miktarı aynı anda ve tam bir açıklıkla belirlenebilir. Böyle durumlarda, zarar görenin uğradığı zararın varlığını, zarar verenin kim olduğunu, kapsam ve miktarının neden ibaret bulunduğunu öğrendiği andan itibaren, zarar verenden bunun tazminini isteme hakkının doğacağı ve bu hakkına ilişkin yasal zamanaşımı süresinin de o tarihte başlayacağı açıktır.

Buna karşılık ortaya çıkan zarar, kendi özel yapısı içerisinde sonradan değişme eğilimi gösteriyor, zararı doğuran eylem veya işlemin doğurduğu sonuçlarda (zararın nitelik veya kapsamında) bir değişiklik ortaya çıkıyor ise artık "gelişen durum" ve dolayısıyla gelişen bu durumun zararın nitelik ve kapsamı üzerinde ortaya çıkardığı değişiklikler (zarardaki değişme) söz konusu olacaktır. Böyle hâllerde zararın kapsamını belirleyecek husus, gelişmekte olan bu durumdur ve bu gelişme sona ermedikçe zarar henüz tamamen gerçekleşmiş olmayacağı için zamanaşımı süresi bu gelişen durumun durduğunun veya ortadan kalktığının öğrenilmesiyle birlikte işlemeye başlayacaktır (HGK'nın 06.11.2002 tarihli ve 2002/4-882 Esas, 2002/874 Karar sayılı kararı).

Nitekim HGK'nın 14.02.2024 tarih ve 2018/(21)10-906 E.-2024/104 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere "geçirdiği iş kazası nedeniyle davacıda oluşan meslekte kazanma gücü kayıp oranı gördüğü tedaviler sonrası aradan geçen zaman içerisinde değişmemiş olsa bile sürekli iş göremezlik oranının kesin olarak belirlendiği tarihin dikkate alınması gerekmektedir. Zira meslekte kazanma gücü kayıp oranı iş kazasından dolayı talep edilecek maddi tazminatın sınırlarının belirlenmesi için gereklidir.

Somut olay incelendiğinde kaza tarihinin 01.03.2006 tarihi ve ikinci birleşen davanın dava tarihinin 29.06.2018 tarihi olduğu, davacının en başta tespit edilen %100 bakıma muhtaç sürekli iş göremezlik oranının Kurumun 23.01.2009 tarih ve 3159 sayılı kararı ile tespit edildiği, sonrasında düzenlenen aynı yöndeki 28.09.2009 tarihli sürekli iş göremezlik oranı tespit formunda 03.06.2010 tarihinde kontrol muayenesi gerektiğine karar verildiği, ilk bozma kararından sonra dosya kapsamına giren Kurum evraklarından davacının kontrol kaydının Kurumun 06.09.2010 tarih ve 23133 sayılı karar ile kaldırıldığı, davacının %100 sürekli iş göremez, bakıma muhtaç olduğuna karar verildiği, kontrol kaydının kaldırıldığı anlaşıldığına göre ikinci birleşen dava dosyasının zamanaşımına uğramadığı açıktır.

Öte yandan usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, Mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.

Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan Mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).

Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.

Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usuli kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.

Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya Mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.(HGK'nın 12.07.2006 T., 2006/4-519 E., 2006/527 K., 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)

Bu açıklamalar karşısında Mahkemece her ne kadar ikinci birleşen dava dosyasının zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de Mahkemenin asıl ve birinci birleşen dava yönünden verdiği 21.10.2014 tarihli ilk kararına karşı davacı kazalı tarafından temyiz yoluna başvurulmamış olması nedeniyle o kararda hüküm altına alınan tutarlar yönünden davalılar lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu, ikinci birleşen dava dosyası hakkında Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesi tarafından verilen 04.02.2020 tarihli ikinci bozma kararının bu ikinci birleşen dava dosyasına yönelik zamanaşımı defilerinin irdelenmesine yönelik olduğu, bu nitelikteki bir bozma kararının daha önce gerçekleşmiş usuli kazanılmış hakları ortadan kaldırmasının mümkün olmadığı hep birlikte değerlendirildiğinde ikinci birleşen dava dosyası yönünden verilen ret kararı açıklanan bu gerekçelerle yerinde görülmüştür.

Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, temyiz eden taraf vekillerinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Dosya kapsamından, davalı şirketlerin ticaret ünvanlarının gerekçeli karar başlığında hatalı bir şekilde gösterildiği anlaşılmaktadır.

Ne var ki, bu yanlışlıkların giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden hüküm bozulmamalı, HMK'nın Geçici 3 üncü maddesi delaletiyle HUMK’un 438/7 nci maddesi gereğince düzeltilerek onanmalıdır.

Açıklanan sebeplerle Mahkeme kararının;

A. Gerekçeli karar başlığında yer alan "... Soğutma Makinaları" ibarelerinin silinerek yerine geçmek üzerre "... Soğutma Mak. San. ve Tic. A.Ş. " ibarelerinin yazılması,

B. Gerekçeli karar başlığında yer alan "... Motorlu Araçlar Makina Turizm Taş. San. ve Tic. A.Ş." ibarelerinin silinerek yerine geçmek üzere "... Motorlu Araçlar A.Ş. " ibarelerinin yazılması suretiyle Mahkeme kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde ilgililerine iadesine,

Davacı ... avukatı yararına takdir edilen 17.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davalılara yükletilmesine, davalılar avukatı yararına takdir edilen 17.000,00 TL duruşma avukatlık ücretinin davacı ...'e yükletilmesine,

Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

12.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.