Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, görev yönünden red kararı verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacılar vekili, dava konusu 421 ada 51 parsel sayılı taşınmazın 168 m2'lik kısmının dava dışı Ziraat Bankasına, geriye kalan 56 m2'lik kısmının da vekil edenlerinin murisi ...'e ait olduğunu, davalıların dava konusu taşınmazı Ziraat Bankası'ndan kiraladıklarını, bu kira akdinden vekil edenlerinin bilgisinin bulunmadığını, davalılar aleyhine Ankara 53. Noterliğinin 10.7.2015 tarihli ve 20630 yevmiye nolu ihtarnamesinin düzenlendiğini, kira bedellerinin %25'inin taraflarına ödenmesinin talep edildiğini, davalıların ise kira bedelleri ile ilgili muhatabın kiralayan banka olduğunu beyan ederek taşınmazı kullanmaya devam ettiklerini, kira sözleşmesinin vekil edenleri açısından bağlayıcı olmadığını belirterek dava tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre için vekil edenlerinin hissesi karşılığı istenebilecek ecrimisil miktarının tespiti ile fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL'nin faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalılar vekili, davaya konu taşınmazın 1958 yılından beri vekil edenleri tarafından kiralanarak kullanıldığını, davanın Ziraat Bankasına ihbar edilmesi gerektiğini, ilgili kira bedelinin kiralayana düzenli olarak ödendiğini, vekil edenlerinin iyi niyetli olduğunu, kötü niyetli zilyetten istenebilecek tazminat niteliğinde olan ecrimisilin vekil edenlerinden istenemeyeceğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece ilk hükümle, davacıların ecrimisil adı altında talep ettikleri alacağın temelde hisseleri karşılığı kira alacağı niteliğinde olduğu gerekçesi ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine, görevli ve yetkili mahkemenin sulh hukuk mahkemesi olduğu hususunun tespitine karar verilmiş, hüküm davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş, Dairenin 15.5.2018 tarihli ve 2018/5244 Esas, 2018/12705 Karar sayılı ilamı ile ‘...Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 691. maddesi ile 06.05.1955 tarihli ve 12/18 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, kiraya verme önemli işlerden olup paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda pay ve paydaş çoğunluğu sağlanarak yapılan kira sözleşmeleri geçerlidir. Davacılar, kira sözleşmesinin geçersizliğini ileri sürdüklerine göre, bu konuda gerekli araştırma yapılmaksızın ayrıca taşınmaz paylı mülkiyet hükümlerine tabi olduğundan kira akdinin yukarıda belirtilen Türk Medeni Kanunu'nun 691.maddesi hükümlerine uygun düşüp düşmediği değişik söylemle davacıları bağlar nitelikte bir kira akdinin varlığı ortaya konulmadan neticeye gidilmiş olmasının isabetli olduğu söylenemez.
O halde, mahkemece yapılacak iş, bahse konu kira sözleşmesinin geçerliliği bakımından araştırma yapılarak, kira sözleşmesinin geçerli olduğunun kabulü halinde şimdiki gibi görevsizlik kararı verilmesi, kira sözleşmesinin geçersiz olduğunun kabulü halinde ise, davacıların mülkiyet hakkına dayanarak eldeki davayı açtığı kabul edilerek toplanacak delillere göre davanın esası hakkında bir karar vermek olmalıdır. Tüm bu hususlar değerlendirilmeden eksik inceleme ve araştırma ile karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir…’ gerekçesi ile bozulmuştur. Mahkemesince bozmaya uyma kararı verilerek yeniden yapılan yargılama neticesinde, dava dilekçesinin görev yönünden reddine, görevli ve yetkili mahkemenin Ankara Sulh Hukuk Mahkemeleri olduğu hususunun tespitine karar verilmiş, hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 51 parsel sayılı taşınmazın 16800/22400 payının 15.01.2013 tarihli imar işlemi ile dava dışı Ziraat Bankasına, geriye kalan 5600/22400 hissesinin ise davacılar murisi ... adına kayıtlı iken, 08.12.2014 ve 18.02.2015 tarihli intikal ve satış sureti pay temliki işlemleri ile davacılar adına tapuda kayıtlı olduğu, son gelen tapu kaydına göre de, tarafların satış ve kamulaştırma işlemleri ile taşınmazda malik olmaktan çıktığı, davacıların Ankara 53.Noterliğinin 10 Temmuz 2015 tarihli ve 20630 yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davalıların fuzuli işgalci olduğu, Ziraat Bankasına ödenen kira bedelinin %25'inin taraflarına ödenmesi konusunda davalılara ihtarname gönderdiği, davalıların ise ihtarnameye cevaben kira bedellerinin dava dışı Ziraat Bankasına ödenmeye devam edileceğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği ve gerek öğretide gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere, ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği en azı kira geliri, en fazlası mahrum kalınan gelir kaybına karşılık gelen bir bedeldir.
Yine, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 691. maddesi ile 06.05.1955 tarihli ve 12/18 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere, kiraya verme önemli işlerden olup paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda pay ve paydaş çoğunluğu sağlanarak yapılan kira sözleşmeleri geçerlidir.
Somut olayda, Mahkemece, bozma sonrası, kira sözleşmesinin geçerli olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş ise de, bu görüşe katılma olanağı bulunmamaktadır. Şöyle ki, az yukarıda da açıklandığı üzere, kiraya verme önemli işlerden olup paylı mülkiyete tabi taşınmazlarda pay ve paydaş çoğunluğu sağlanarak yapılan kira sözleşmeleri geçerlidir. Dava konusu taşınmazın tapu kaydı incelendiğinde, taşınmazın 16800/22400 payının dava dışı Ziraat Bankasına, geri kalan payın ise, elbirliği halinde davacılar adına tapuda kayıtlı olduğu, (yargılama sırasında) anlaşılmaktadır. O halde, kira sözleşmesinin geçerli olması için paydaş çoğunluğu olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Ancak, davalı savunmasında, dava konusu taşınmazın 1958 yılından beri kullanıldığını belirtmiş, Mahkemece, bu hususta bir araştırma yapılmamıştır. Taşınmazın davalılar tarafından kullanılmasına uzun süre ses çıkarmayan davacının, bu kullanıma zımnen muvafakat ettiğinin kabulü gerekir ve bu durumda ecrimisil talep edilmesi Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edeceği açıktır. O halde, Mahkemece yapılması gereken iş, dava konusu taşınmazın ilk tedavülünden itibaren tüm kayıtları dosya arasına alındıktan sonra, tarafların dava ve cevap dilekçelerinde dayandıkları tüm deliller toplanarak, uzun süreli kullanım olup olmadığının, dosyaya sunulan 10.07.2015 tarihli ihtarname de göz önüne alınarak, sonucuna göre bir karar verilmesi olmalıdır. Tüm bu hususlar düşünülmeden, yanılgılı değerlendirme ile görevsizlik kararı verilmesi yanlış olup, hükmün açıklanan nedenlerle bozulması gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 27.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.