Mahkûmiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun'un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin, hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun'un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun'un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
A. Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığının, 09.12.2015 tarihli iddianamesi ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları fıkrası ile, 53,58 ve 63 üncü maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
B. Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.03.2016 tarihli ve 2016/5 Esas, 2016/129 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları, 53 üncü maddesi uyarınca 9 yıl hapis ve 3.600,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
A. Sanığın temyiz sebepleri özetle; suçlamayı kabul etmediğine, ifadelerinin doğru olduğuna ancak itibar edilmediğine, son sözün verilmediğine, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindi.
B. Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle; suçun unsurlarının oluşmadığına, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindi.
19.11.2012 tarihinde petrol istasyonu yakınında bulunan çamlık alanda sanık ... ve beraat eden sanık ...'nın uyuşturucu madde ticareti yaptıklarına dair gelen ihbar sonucu söz konusu alanda kolluk kuvvetleri tarafından saat 14: 00 ila 17: 30 arasında süren fiziki takip yapıldığı, bu süre zarfında haklarında uyuşturucu madde kullanma suçundan ayrı soruşturma yapılan tanıklar Ramazan, ... ve Tuğrul'un söz konusu olay yerine ayrı zamanlarda gelerek eroin niteliğindeki uyuşturucu maddeyi para karşılığı sanık ...'dan aldıkları, bu durumun dosya kapsamında mevcut 19.11.2012 tarihli tutanaklar ve teşhis tutanakları ile sabit olduğu, tanıklar Ramazan ve ...'ın belirtilen mevkiden ayrılmalarına müteakip kolluk kuvvetleri tarafından yakalanan tanık ...'ın üzerinden 0,1 gram kriminal rapora göre 0,02 gram saf eroin elde edilebilecek uyuşturucu maddenin ele geçirildiği, yine aynı fiziki takipte tanık Tuğrul'un petrol istasyonu içerisinde sanık ...'dan aldığı eroin niteliğindeki uyuşturucu maddeyi içtikten sonra kolluk görevlilerince yakalandığı, aynı gün saat 17: 00 sıralarında kolluk görevlileri tarafından yapılan fiziki takipte sanık ...'ın poşet içerisinde sarılı eroin maddesini bir taşın altına saklayarak olay yerinden ayrılmaları üzerine sanıkların yakalandıkları, sanık ...'ın taşın altına sakladığı uyuşturucu maddenin muhafaza altına alındığı, kriminal rapora göre 0,3 gram elde edilebilecek uyuşturucu madde olduğunun tespit edildiği, bu açıklamalar ışığında sanık ... yönünde gelen
ihbar üzerine yapılan sıcak takip üzerine sanığın tanıklara uyuşturucu madde sattıktan hemen sonra tanıkların yakalandığı ve sanığın sattığı uyuşturucu maddenin tanık Ramazan'ın üzerinde ele geçirildiği, diğer tanık Tuğrul'un ise söz konusu uyuşturucu maddeyi kullandıktan sonra yakalandığının dosya kapsamında mevcut ihbar tutanağı, fiziki takip tutanakları, yakalama ve muhafaza altına alma tutanağı ve teşhis tutanakları nazarında sabit olduğu, sanık ...'ın kendisini suçtan kurtarmaya yönelik savunmasına itibar edilmeyerek sanığın üzerine atılı ve sabit kabul edilen uyuşturucu madde ticareti suçundan suç kastının yoğunluğu, suç işleme konusundaki olumsuz kişiliği, ele geçen uyuşturucu madde miktarı dikkate alınarak eylemine uyan ve sanık lehine sonuç ceza içeren 6545 sayılı Kanun'un 66 ncı maddesi ile değişiklikten önceki hali ile 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası gereğince takdiren ve teşdiden alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırıldığı gerekçesiyle sanığın mahkûmiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Sanık yönünden gerekçeli karar başlığında gözaltı tarihinin gösterilmemesi, mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edilmiştir.
19.11.2012 tarihli tutanak içeriğine göre; saat 15: 15 sıralarında tanık Tuğrul'un sanıktan bir şey alarak ormanlık alanı ter ettiği ve akaryakıt istasyonunun tuvaletine girdiği, tuvalette eroin kokusu bulunduğu ve tanığın eroini bu bölgede kullandığının değerlendirildiği belirtilmişse de; tanık Tuğrul'da herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı madde ele geçirilmediği gibi Tuğrul'un tüm aşamalarda da sanıktan herhangi bir madde almadığını ve herhangi bir uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmadığını beyan ettiği, sanığın da suçlamayı kabul etmediği, tanığın uyuşturucu madde kullandığının teknik yöntemlerle de tespit edilmemiş olması da dikkate alındığında, bu eylemin sübut bulmadığı gözetilmeksizin İlk Derece Mahkemesince, sanık ...'ın 19.11.2012 tarihinde tanık Tuğrul'a da eroin verdiği sabit kabul edilerek hüküm kurulması sonuca etkili olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
19.11.2012 tarihinde farklı zamanlarda tanıklar Ramazan ve ...'a eroin verdiği kabul edilen sanık ... hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi uyarınca ceza artırımı yapılması gerekirken, zincirleme suç hükümleri uygulanmak yerine alt sınırdan uzaklaşılarak hüküm kurulması, aleyhe temyiz olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu
olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile eleştiri dışında yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, Mahkemenin, 5237 sayılı Kanun'un 216 ncı maddesinin üçüncü fıkrası gereği hazır bulunan sanığa son sözün verileceğinin düzenlendiği, sanığın 17.02.2016 tarihli duruşmasında müdafii eşliğinde savunmasının alındığı ve sanığın sonraki duruşmalara katılmadığı, sanık müdafiinin yüzüne karşı kararın tefhim edildiği anlaşıldığından, sanık ve müdafiinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, eleştiri dışında hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Manavgat 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.03.2016 tarihli ve 2016/5 Esas, 2016/129 Karar sayılı kararında sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden temyiz sebeplerinin reddiyle, hükmün Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
21.12.2023 tarihinde karar verildi.