Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin müdürü E.K.'nın tüm işlemleri şirket adına yapmaya tek başına yetkili olduğunu, kardeşi M.K.'nın da dava dışı Malp Saraciye Ür. İç ve Dış Tic.Ltd. Şti.’nin işlemlerini yapmaya yetkili bulunduğunu, müvekkili şirketin müdürünün e-mail yolu ile davalı bankaya gönderdiği taleple M.K.’nın hiçbir şekilde müvekkili şirket adına işlem yapmaya yetkili olmadığını, şirket hesabına girecek paraları kaçırma ihtimali bulunduğunu bildirdiğini, buna rağmen davalının M.K.'nın imzası ile müvekkili şirket hesabından dava dışı Map Saraciye Ür. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti. hesabına para aktardığını, daha sonra da bu paranın M.K. tarafından kendi hesabına aktarıldığını ileri sürerek aktarılan 92.000,00 TL'nin işlemin yapıldığı günden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, 100.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın ticari dava niteliğinde olup ticaret mahkemelerinin görevli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dilekçesinde E.K.'nın 04.08.2013 tarihli imza sirküsü ile tek başına davacı ... yetkili olduğu belirtildiği halde dosyaya böyle bir imza sirküsü ibraz edilmediği, Ankara Ticaret Sicili Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından 12.01.2010 tarihinden itibaren iki ortaklı olan şirketin ortakları olan M.K. ve E.K.'nın davacı ... münferiden veya müştereken temsil ve ilzama yetkili olduğunun anlaşıldığı, başkaca ticaret sicilde ilan edilmiş bir ortaklar kararı olmadığı, davalının ticaret sicilinde ilan edilmiş yetki kararına uyması gerektiği, paranın aktarıldığı şirketin de aynı kişilerin kurduğu iki ortaklı şirket olup, o şirkette de her iki ortağın münferiden temsil yetkisi bulunduğu, paranın diğer şirkete avans olarak aktarıldığı, ortaklara borçlar olarak diğer ortağa aktarıldığı, paranın nerede olduğunun bilindiği, yetkisiz aktarım durumunda dahi bankanın sorumluluğundan önce diğer parayı alanlardan tahsil edilmesi gerektiği, cismani zarar ve kişilik haklarına tecavüz dışında maddi konularda manevi tazminat talebinde bulunulamayacağı gerekçesiyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalının müvekkili şirket yetkilisinin yazılı talimatına rağmen gerekli işlemleri yerine getirmediğini, müvekkilinin bilgilendirilmemesi nedeniyle zarara uğradığını, dava dışı şirket ile müvekkili şirket arasında organik bağ olup olmadığı, ticari ilişki bulunmadığının bu davanın konusu olmadığını, yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporuyla müvekkilinin hesabından dava dışı şirket hesabına aktarılan paranın aynı tarihte internet bankacılığı kullanma yetkisi iptali talep edilen kişi tarafından şahsi hesabına aktarıldığının tespit edildiğini, bu durumun davalının özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle müvekkiline zarar verdiğini açıkça kanıtladığını, müvekkili şirket yetkilisi tarafından gönderilen talimata rağmen davalının M.K.'nın internet bankacılığı kullanma yetkisini iptal etmediğini, bu durumun bankanın kusurunu gösterdiğini, ticari itibar kaybına uğrayan, onur ve saygınlığı zedelenen tüzel kişiliğin manevi tazminat talebinde bulunabileceğini, banka kayıtlarının e-mail yazışmalarıyla birlikte incelenmesi için uzman bilirkişiden rapor alınması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemece davacı şirket hesabından paranın davacı şirket ile aynı ortak ve yetkili yapısına sahip dava dışı şirket hesabına aktarıldığı, aktarılan paranın dava dışı şirket hesabında sipariş avansı olarak kayıtlı bulunduğu, davacının dava dışı şirketten gönderilen paranın tahsilini talep edip, tahsil edememesi halinde zarara uğradığını iddia ederek davalı bankaya başvurabileceği, davalı bankanın davacının oluşan zararı nedeniyle kusurlu olup olmadığının da bu başvuru sırasında değerlendirileceği, açılan davanın erken açılan dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle açılan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçe ile karar verildiği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesinin gerekçelerinin hukuka uygun olmadığını, davalının özen yükümlülüğüne aykırı davrandığını, müvekkilinin zarara uğradığını, talimata aykırı işlem nedeniyle davalının kusurlu olduğunu, talimata rağmen işlem yapılmadığının da müvekkiline bildirilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
banka tarafından internet bankacılığı kullanım yetkisinin iptali talebinin yerine getirilmemesi sonucu yetkisinin iptali istenilen şirket yetkilisi tarafından şirket hesabından internet bankacılığı yoluyla yapılan para aktarma işlemi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
07.03.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.
K A R Ş I O Y
Dava, banka tarafından internet bankacılığı kullanım yetkisinin iptali talebinin yerine getirilmemesi sonucu yetkisinin iptali istenilen şirket yetkilisi tarafından şirket hesabından internet bankacılığı yoluyla yapılan para aktarma işlemi nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararın tazmini istemine ilişkin olup; Bölge Adliye Mahkemesince nihai olarak davacı şirket hesabından paranın dava dışı bir şirket hesabına aktarıldığı, davacının öncelikle dava dışı şirketten gönderilen paranın tahsilini talep edip, tahsil edememesi halinde zarara uğradığını iddia ederek davalı bankaya başvurabileceği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak açılan davanın reddine karar verilmiştir. Ancak İlk Derece Mahkemesi kararında da belirtildiği ve dosya kapsamından da anlaşıldığı üzere davacı şirket iki ortaklı olup her iki ortak da Ticaret Sicil Müdürlüğü kayıtlarından anlaşıldığı üzere davacı şirketin münferiden veya müştereken temsile yetkilisidir. Davalının ticaret sicilinde ilan edilmiş yetki kararına uyarak işlem yaptığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesi için anılan istinaf kararının bozulması gerektiğini düşündüğümden Sayın Çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.