B O Z M A Ü Z E R İ N E

Sanık hakkında hırsızlık suçundan Yerel Mahkeme tarafından verilen 12.06.2014 tarihli kararın Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 24.04.2018 tarihli ve 2016/4765 Esas, 2018/5669 Karar sayılı ilâmı ile bozulması üzerine, her ne kadar Mahkeme tarafından direnme kararı verildiği belirtilmiş ise de; direnme kararında, bozmadan önce verilen kararda yer verilmeyen yeni ve farklı gerekçeler gösterildiği, bu itibarla direnme kararının eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hüküm olduğu belirlenerek ve sanık müdafiinin 31.05.2021 tarihli temyize cevap dilekçesi ile 12.10.2022 tarihli Tebliğname'ye cevap dilekçesindeki duruşmalı temyiz isteminin, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi aracılığıyla 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 318. maddesi uyarınca reddine karar verilerek yapılan incelemede;
Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 305. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260/1. maddesi gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310. maddesi uyarınca temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317. maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
Dosya içeriğine göre diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Ancak;
Şikâyetçi ...'nin olaydan önceki bir tarihte sanığa Elmalı ilçesindeki bir tarlayı 25.000,00 TL karşılığında sattığı, sanığın borcuna karşılık şikâyetçiye 25.000,00 TL bedelli senet verdiği, sanığın vadesi gelen senet borcunu ödeyememesi üzerine tarafların telefonda konuşarak, satışı yapılan tarlanın şikâyetçi Naci'nin eşi olan tanık ... adına devredilmesi ve sonrasında senet aslının sanığa iade edilmesi hususunda anlaştıkları, bu amaçla 03.07.2012 tarihinde şikâyetçi Naci'nin görevlendirdiği şirket çalışanı olan katılan ... ile tanık ...'nin Antalya ilinden Elmalı ilçesine geldikleri ve saat 11.15 sıralarında sanık ile Elmalı Hükümet Konağı önünde buluştukları, tarafların birlikte Tapu Sicil Müdürlüğüne girdikleri, burada sanığın senetten fotokopi istemesi, kimliğinin yanında olmaması ve tarlanın adına kayıtlı olduğu ... isimli kişinin de getirilmesi gerektiği gerekçeleriyle tapu dairesinden dışarıya çıktıkları, yol üzerinde senetten fotokopi alındığı ve katılan ...'nin senet aslını cüzdanına koyduğu, daha sonra önden giden sanık ile katılan ...'nin bir ara sokağa girdikleri, bu sırada sanığın katılan ...'nin elindeki cüzdanı hızla alıp caddeye doğru koşarak kaçtığı, geriden gelen tanık ...'nin de sanığın koşarak kaçtığını gördüğü, olayın akabinde katılan ... ve tanık ...'nin Emniyet Müdürlüğüne giderek müracaatta bulunduklarının anlaşıldığı olayda; Yargıtay 17. Ceza Dairesinin 24.04.2018 tarihli ve 2016/4765 Esas, 2018/5669 Karar sayılı bozma ilâmında belirtildiği üzere, sanığın aşamalardaki savunmalarında, şikâyetçi Naci ile aralarında tarla satışının olmadığını, şikâyetçiye olan borcunu ödemek için Elmalı'ya gittiğini, tapu dairesine girmeden Elmalı Hükümet Konağı önünde adliye bahçesinde katılan ...'e 25.000,00 TL'yi ödediğini ve tapu dairesine girdikten sonra senedi katılandan geri aldığını belirttiği, ancak bu durumda tapu dairesine girmelerine gerek kalmadığı hâlde niye tapu dairesine girdiklerini ve eğer tarla satışı için gidilmediyse Elmalı'da yaşamayan sanığın neden borç ödemek için Elmalı ilçesinde katılan ... ile buluştuğunu açıklayamadığı, tapu dairesine ait güvenlik kamerası kayıtları incelendiğinde de sanıkla katılan arasında para alışverişi veya tapu işlemi yapılmadığının anlaşıldığı, tanık ...'nin beyanlarında tapu dairesi önünde sanığın, katılan ...'e para verdiğine ilişkin beyanının bulunmadığı, ayrıca katılan ...'in tüm aşamalarda çelişkiye düşmeden sanığın, kendisinin sağ elinde taşıdığı, içinde senet vs. eşya bulunan cüzdanını alarak kaçtığını söylediği, tanık ...'nin de sanıkla katılanın bir süre beraber yürüdüklerini, sonra sanığın koşarak uzaklaştığını, arkasından katılanın ağlayarak gelip sanığın cüzdanını çaldığını kendisine söylediğini istikrarlı şekilde anlattığı, bilirkişi raporunda da olay yerine yakın bir yeri gösteren kamera görüntülerinde, sanığın arkasına bakarak koşar adımlarla ilerlediğinin belirtildiği, çalınan eşyanın cüzdan olması nedeniyle, cüzdanın kolaylıkla sanık tarafından gizlenebileceği gibi, içinden senet alındıktan sonra atılmış da olabileceğinin anlaşılması, katılan ...'in sanığa iftira atmasını gerektiren bir husumetinin bulunmaması, katılan ...'nin soruşturmada alınan ifadesi sırasında, söz konusu tarlanın tapu senet suretini dosyaya sunması ve tapunun adına kayıtlı olduğu sanığın arkadaşı olan ... isimli kişiden bahsetmesi, Ziraat Bankasının 21.02.2013 tarihli ve 17.10.2018 tarihli cevabi yazılarından, olaydan sonra katılan ...'nin çalınan cüzdanında bulunan ... adına kayıtlı kredi kartının iptal edildiğinin bildirildiğinin anlaşılması karşısında; sanığın savunmasının kendisini suçtan kurtarmaya yönelik olduğu, sanığın üzerine atılı hırsızlık suçunu işlediğinin sübuta erdiği gözetilmeden, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek, sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 142/2-b. maddesinde düzenlenen suçtan cezalandırılması yerine, atılı suçtan yazılı şekilde beraatine karar verilmesi,
Bozmayı gerektirmiş, o yer Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı istem gibi BOZULMASINA, 07.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.