Esastan ret

Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali ve terdiden tenkis davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince vasiyetnamenin iptali talebinin reddine, tenkis talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin babası ...’ün 06/03/2013 tarihinde öldüğünü, tek yasal mirasçısının davacı olduğunu, murisin Rize 1. Noterliğinin 16/06/1979 tarih ve 12579 yevmiye numarası ile davalı lehine düzenlenme şeklinde vasiyetname tanzim ettiğini, öfke ve kızgınlık anında yapılan bu vasiyetname nedeniyle davacının mirastan mahrum kaldığını, manevi ikrah ile yapılan vasiyetnamenin hukuken geçerli olmadığını, murisin iradesinin sakatlandığını belirterek vasiyetnamenin iptaline, olmadığı takdirde terdiden ölüme bağlı tasarrufun davacının mahfuz hissesi oranında tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; murisin vasiyetnameyi 16/06/1979 tarihinde düzenlediğini, 06/03/2013 tarihinde ise öldüğünü, düzenlenme tarihi ile ölüm tarihi arasında yaklaşık 34 senelik bir süre olduğunu, gerçek iradesini yansıtmadan vasiyetnameyi düzenlemiş olsa idi bu süreçte dönme imkanının bulunduğunu, bu nedenle vasiyetnamenin murisin gerçek iradesine uygun düzenlediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; muris tarafından düzenlenen vasiyetnamenin geçerli olduğu, iptali gerektiren bir neden bulunmadığı, davacının terditli olarak açtığı tenkis talebi gereğince davacının saklı pay hisse bedelinin 868.551,55 TL olduğu, davalı tercih hakkını bedel ödemekten yana kullandığından bu tutarın davalıdan alınarak davacıya ödenmesi gerektiği gerekçesiyle vasiyetnamenin iptali talebinin reddine; tenkis talebinin ise kabulüne karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Vasiyetnamenin iptali talebindeki red hükmünün yanlış gerekçe ile kurulduğunu, bu yanlış gerekçenin tenkis davasını olumsuz yönde etkilediğini, ölüme bağlı tasarruf niteliğinde vasiyetname bulunduğundan doğrudan tenkise karar verildiğini, halbuki taşınmazların sağlararası ivazsız kazandırma yönünden değerlendirilmesi gerektiğini çünkü vasiyetnamedeki taşınmazların muris tarafından Darülaceze'ye ölümünden 12 sene evvel geri dönme koşulu bulunmaksızın şartsız olarak bağışlandığını, bu nedenle infaz edilebilir bir vasiyetname bulunmadığını, bu gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, tenkise yönelik TMK 565 inci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkralarının somut olaya uymadığını, maddenin dördüncü fıkrasının tartışılması gerektiğini, bu noktada ise saklı payı ihlal kastının değerlendirilmesi gerektiğini, çelişkili ve yönlü tanık ifadeleriyle murisin saklı payı aşma kastı bulunduğunun ispat edilemediğini, tenkis davasının da reddine karar verilmesi gerektiğini, gerekçeli kararda yer verilen davalı ... adlı kişinin bu davanın tarafı olmadığını, tanık olarak dinlenmediğini, gerekçede dayanak olarak kullanılmasının hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından vasiyetnamenin iptal sebepleri ispatlanamadığından talebin reddine karar verilmesinin isabetli olduğu, murisin vasiyet edilen taşınmazları tapudaki sağlararası bağış işlemi ile vasiyet iradesini pekiştirecek şekilde davalıya devrettiği; davacı tarafın tenkis talebi hakkında usulüne uygun inceleme yapılarak mutlak olarak tenkise tâbi tasarruflardan olan söz konusu vasiyetname dikkate alınarak ve de mirasbırakanın saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan bu kazandırmalar sebebiyle davacının tenkis talebinin kabulü ile 868.551,55 TL’nin tercih tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş olmasında yasaya aykırı bir durum bulunmadığı gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacının 1979 yılında vasiyetname yaptıktan sonra 2001 yılında aynı taşınmazları hibe suretiyle davalıya devretmesinin, davranışla rücu kapsamında olduğunu, yani murisin vasiyetten döndüğünü, ancak bağışın vasiyet iradesinin pekişmesi olarak yorumlanmasının yanlış değerlendirme olduğunu, vasiyetname konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiğini, somut olayda tenkise tâbi sağlar arası ivazsız kazandırmaları düzenleyen TMK’nın 565 inci maddesi şartlarının oluşmadığını, talebin reddi gerektiğini, saklı pay kurallarını etkisiz kılma hususunun tartışılması gerektiğini, dinlenen tanıkların murisin yakını olmadığını, bağıştan haberleri olmadığını, çelişkili beyanlarına dayanılarak tenkis kararı verilmesinin isabetli olmadığını, tenkis talebinin ispatlanamadığını, gerekçeli kararda yer verilen davalı ... adlı kişinin bu davanın tarafı olmadığını, tanık olarak dinlenmediğini, beyanının gerekçede dayanak olarak kullanılmasının hatalı olduğunu ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, vasiyetnamenin iptali ile terditli olarak tenkis istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371 inci maddesi, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 557 nci maddesi ve devamı maddeleri ile 560 ıncı maddesi ve devamı maddeleri.

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanunun 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle,

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Davalı kurum harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

07.03.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.