Başvurunun Esastan Reddi
Taraflar arasındaki rücuen alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında "İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi" (İHDS) imzalandığını, dağıtım faaliyetlerinin davalı tarafından yürütüldüğü dönemde meydana gelen iş kazası sonucu vefat eden işçinin mirasçıları tarafından açılan tazminat davası sonunda verilen karar nedeniyle müvekkilinin masraflarla birlikte 271.235,41 TL ödediğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 271.235,41 TL'nin dava tarihinden itibaren işletilecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın zamanaşımına uğradığını, dağıtım faaliyetinin şirket tarafından yürütüldüğü dönemde bu faaliyet kapsamında gerçekleştirilen her türlü iş ve işlemin sorumluluğunun şirkete ait olduğunu, İHDS, ihale şartnamesi ve hisse devir sözleşmesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, devre esas bilanço düzenlenerek geçmişe yönelik alacak ve borç işlemlerinin kesinleştirildiğini, iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklardan davacının sorumlu olduğunun sözleşmede açıkça düzenlendiğini, müvekkiline ihbarda bulunulmadığını, müvekkilinin davaya ve icra takibine ilişkin masraf ve faizden sorumlu olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflar arasındaki İHDS'nin 7.4,7.6,9.3 ve 9.4 maddeleri, Konya 2. İş Mahkemesi'nin 2016/672 E., 2016/761 K. sayılı dosyası, ödeme belgeleri, dosya kapsamında alınan denetime elverişli bilirkişi raporu birlikte değerlendirildiğinde davacının davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile davanın kabulüne, 271.235,41 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımına uğradığını, davada üçüncü kişi zararının söz konusu olmadığını, işçinin üçüncü kişi sayılamayacağını, İHDS tarihinden önceki tüm sorumluluğun müvekkiline ait olduğu şeklinde hüküm kurulamayacağını, devre esas bilanço düzenlenerek geçmişe yönelik alacak ve borç işlemlerinin kesinleştirildiğini, davanın kabulü halinde müvekkilinin mükerrer ödeme yapacağını, iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklardan davacının sorumlu olduğunun sözleşmede açıkça düzenlendiğini, davanın müvekkiline ihbar edilmediğini, müvekkilinin davaya ve icra takibine ilişkin masraf ve faizden sorumlu olmadığını, bilirkişi raporunun dikkate alınmadığını, delil ibraz etme süresi sona erdikten sonra dosyaya kazandırılan belgelere muvafakatleri olmadığı halde Mahkemece hükme esas alındığını, hükmün ihale şartnamesi ve hisse devir sözleşmesine aykırı olduğunu, davacının dayanak davayı müvekkiline ihbar etmediğini, İHDS gereği yükümlülüğünü yerine getirmediği için karar tarihinden sonra ortaya çıkacak alacaktan müvekkilinin sorumlu olmadığını, davacının icra takibine mahal vermeden ve gecikmeksizin borcu ödemediğini, müvekkilinin ancak dayanak davada hüküm altına alınan alacaktan sorumlu tutulabileceğini, avans faizine hükmedilemeyeceğini, müvekkili aleyhine hesaplanan harç, yargılama gideri ve vekalet ücretinin hatalı olduğunu, dayanak davada davacı lehine hükmedilen vekalet ücreti ve fer'ilerinin bu dosyada tenzili gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, taraflar arasında akdedildiği hususunda her hangi bir ihtilaf bulunmayan 24.07.2006 tarihli İHDS'nin 7.1 maddesinde; sözleşmenin imza tarihinden önce başlamış idari ve hukuki ihtilafların takip edilmesi, çözüme kavuşturulması ve bundan kaynaklanan her türlü sorumluluğun davalıya ait olduğu, 7.4 ve 7.6 maddesinde ise; dağıtım faaliyetinin davalı tarafından yürütüldüğü dönemde bu faaliyetler nedeniyle üçüncü kişiler tarafından ileri sürülecek her türlü talebin muhatabının davalı olduğunun hükme bağlandığı, somut uyuşmazlıkta davacı tarafından yapılan ödemenin İHDS'nin imzalandığı tarihten önceki döneme isabet eden olaya dayandığı, rücuen alacağa dayanak olan Konya 2. İş Mahkemesi'ndeki davada tazminata konu olan olayda vefat eden işçi ve bu kapsamda işçinin davacı mirasçılarının İHDS çerçevesinde üçüncü kişi konumunda olup İHDS'nin 7.4 ve 7.6 maddeleri gereğince davacının ödediği bedeli davalıdan rücuen talep ve dava hakkı bulunduğu, dayanak davadaki uyuşmazlığın dağıtım tesislerinin mülkiyetine ilişkin olmaması karşısında sözleşmenin 7.2 maddesi uyarınca davacının ihbar yükümlülüğünün de bulunmadığı, bu nedenle davalı vekilinin bu yöndeki istinaf başvurusunun reddi gerektiği, taraflar arasında imzalanan İHDS'ye dayanan alacak isteminde uygulanması gerekli olan zamanaşımı süresinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 146 ncı maddesi uyarınca 10 yıl olup davanın da bu süre içerisinde açıldığı, rücuen alacağa dayanak dava davalı aleyhine açılmadığından somut uyuşmazlıkta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi yoluna gidilmediği, öte yandan Hisse Satış Sözleşmesi'nin 9.4. maddesinde "...İşletme Hakkı Devir Sözleşmesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla", 22. maddesinin f bendinde "Alıcı ihale konusu hisseleri devir aldığı tarihten önceki döneme ilişkin olarak İşletme Hakkı Devir Sözleşmesindeki hükümler saklı kalmak kaydıyla..." hükümlerinin yer aldığı anılan hükümler gözetildiğinde Hisse Satış Sözleşmesi karşısında İşletme Hakkı Devir Sözleşmesi'nin öncelikle uygulanacağı anlaşılmakla davalı vekilinin bu hususa yönelik itirazlarına da itibar edilmediği, davacının icra dosyasına ödediği bedelin yanı sıra rücuya dayanak dava sırasında yaptığı yargılama giderlerinin de davalıdan rücuen tahsilini talep ettiği, dava dilekçesinde rücuya dayanak dava dosyasına delil olarak açıkça dayandığı, yargılama sırasında rücuya dayanak dava dosyalarının UYAP üzerinden getirtildiği ve içlerinde ödenen harç ve tahsilat makbuzları olduğundan anılan belgelerin delil ibraz süresi geçtikten sonra ibraz edildiğinden söz edilemeyeceği, Mahkemece yargılama aşamasında alınan bilirkişi raporunda davacının icra dosyasına ödediği bedel ile yargılama giderine ilişkin 10,00 TL bedelli makbuz sunduğundan hareketle sadece bu bedeli davalıdan talep edebileceğine yönelik mütalaaya itibar edilmeyerek dosya içerisinde yer alan ve UYAP'tan gelen dava dosyaları içerisinde bulunan sayman mutemet alındı belgeleri ile tahsilat makbuzları gözetilerek davacının icra dosyasına yaptığı ödeme dışında 7.467,75 TL yargılama gideri harcamasını ispatladığı, bu doğrultuda davanın kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, rücuen tazminat talebinin başkasına ait bir borcu yerine getiren kişinin mal varlığında meydana gelen kaybı gidermeye yönelik tazminat niteliğinde olup, davacının mal varlığındaki eksilme ödeme tarihinde gerçekleştiğinden ödeme gününden itibaren her iki tarafın da tacir olduğu gözetilerek avans faizi talep edebileceği, İlk Derece Mahkemesinin kararında, davacı yanın talebinin faiz başlangıç tarihi olarak ödeme tarihinden daha sonraki bir tarih olan dava tarihini göstermiş olması nedeniyle, talebin aşılamayacağı gözetilerek dava tarihinden itibaren avans faizine hükmedilmesinde de bir isabetsizlik bulunmadığı, dayanak ilamda davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmiş ise de, hükmedilen vekalet ücretinin davacının ödediği bedelden mahsup edilmesinin mümkün olmadığı, hüküm altına alınan 271.235,41 TL üzerinden hesaplanan harç, vekalet ücretinde herhangi bir hata bulunmadığı gibi davacı tarafından yapılan ve dosya içerisinde belgeli olan giderler gözetilerek hüküm altına alınan yargılama gideri miktarında da herhangi bir isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki İHDS' gereği rücuen alacak istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.