Esastan Ret
Taraflar arasındaki iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının davalı işyerinde çalışmakta iken 02.06.2014 tarihinde iş kazası geçirdiğini, davacının sürekli maluliyetinin oluştuğunu, Kocaeli Devlet Hastanesi tarafından alınan rapor ile %51 engelli olduğunun tespit edildiğini, işverenin işçi sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almaması nedeniyle kusurluğu olduğunu belirterek 190.788,38 TL maddi tazminatın davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının maddi zararlarının SGK tarafından ödendiğini ve davalı şirket aleyhine açılmış olan rücuen tazminat davasının devam ettiğini, davacının dikkatsizliği ve özensizliği nedeniyle kazaya neden olduğunu, davacıya iş güvenliği ve işçi sağlığı eğitimleri ile gerekli ekipmanların verildiğini, davacının paraşüt kullanmaması nedeniyle kazanın meydana geldiğini, davacının asli ve tam kusurluğu olduğunu belirterek açılan davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında özetle, iş kazasının oluşumunda davacının %30 davalı işverenin % 70 oranında kusurlu olduğu, davacının davaya konu kaza nedeniyle %46 oranında sürekli iş göremezliğe girdiği kabulünden hareketle davacıya 190.788,38 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle;
-Davacının ıslah dilekçesini süresinde vermediğini,
-Meydana gelen kazanın tamamen davacı işçinin dikkatsiz ve kusurlu hareketleri neticesinde gerçekleştiğini, müvekkilinin herhangi bir kusuru olmadığını, müvekkilinin iş verenlik kanunlarının kendisinden beklediği tüm önlem ve yükümlülüklerini yerine getirdiğini, tüm bu hususların tanık anlatımlarıyla ispatlandığını,
-Kusur raporu ve bu rapor doğrultusunda yapılan hesap raporunun kabul edilemeyeceğini,
-Ek raporun hukuka aykırı tanzim edildiğini, ek raporun itirazları doğrultusunda hazırlanmadığını, bilirkişi tarafından prim ödemelerinin düzensiz kabul edilmesi gerektiğini ve alternatifli hesaplama yapılması gerektiğini, düzensiz ödenen primin giydirilmiş brüt ücret hesabına dahil edilmeksizin dosyanın yeniden hesaba gönderilmesi gerektiğini, bu açıdan alınan bilirkişi ek raporunun ve rapor doğrultusunda verilen kararın kabul edilemeyeceğini belirterek istinaf talebinde bulunmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne dair İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde, usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen taraf vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Uyuşmazlık iş kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemlerine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369'uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371'inci maddesi, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 13,16,20 ve 21'inci maddeleri ile 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77'inci maddesi
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışındaki sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
Dosya kapsamından; mahkemece aldırılan hesaba dair 08.10.2019 tarihli 1.kök raporda davacının maddi zararının 172.867,26 TL olarak hesaplandığı, rapora davacı vekilince itiraz edilmediği, takip eden 29.11.2019 tarihli celsede davasını ıslah etmek üzere süre talep ettiği, davalı vekilince anılan rapora itiraz edilmesi üzerine itirazın değerlendirilmesi amacıyla mahkemece ek rapor aldırıldığı, düzenlenen 15.01.2020 tarihli ek raporda davacının maddi zararının bu kez 190.788,38 TL olarak tespit edildiği ve davacı tarafça bu tutar üzerinden ıslah dilekçesi sunduğu, mahkemece ek raporun hükme esas alınması suretiyle 190.788,38 TL maddi tazminata hükmettiği anlaşılmıştır.
Usuli kazanılmış hak davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrarı sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Usulü müktesep hak, anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usulü kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usulü kazanılmış hak gerçekleşebilir. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uymuş olan mahkeme kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Bir başka anlatımla, kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usulü kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar “Hukuk Devleti” kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasa'nın 2.maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Yargıtay içtihatları ile kabul edilen “usulü kazanılmış hak” olgusunun, bir çok hukuk kuralında olduğu gibi yine Yargıtay içtihatları ile geliştirilmiş istisnaları bulunmaktadır. Örneğin Mahkemenin bozmaya uymasından sonra yeni bir içtihadı birleştirme kararı (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK) ya da geçmişe etkili yeni bir kanun çıkması karşısında, Yargıtay bozma ilamına uyulmuş olmakla oluşan usulü kazanılmış hak hukukça değer taşımayacaktır.
Usulü kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. (HGK.nun 12.07.2006 T., 2006/4-519 E, 2006/527 K, 03.12.2008 T., 2008/10-730 E., 2008/732 K.) Zira usulü kazanılmış hak ilkesi kamu düzeniyle ilgilidir. (09.05.1960 T., 21/9; 04.02.1959 gün 13/5 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı)
Somut olayda, davacının aldırılan 08.10.2019 tarihli hesap raporuna herhangi bir itirazı bulunmadığı gözden kaçırılarak davalı itirazı üzerine düzenlenen ek raporun hükme dayanak kılınması suretiyle davalı lehine bu yönden oluşan usuli kazanılmış hak ihlal edilerek sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.
Ne var ki bu hatanın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.
Açıklanan sebeplerle,
1.İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,
A. İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçe kısmında yer alan " Dosya aktüerya bilirkişisine tevdii edilmiş, aktüer bilirkişisi Av... 04.10.2019 tarihli raporuna davalı tarafın itirazları dikkate alınarak ek rapor alınmış, 15.01.2020 tarihli bilirkişi ek raporunda asgari ücret değişikliği dikkate alınarak meydana gelen kaza nedeniyle davacının maddi zararının 190.778,38 TL olarak hesaplandığı görülmüş, SGK tarafından yapılan ödemeler mahsup edilerek yapılan hesaplama mahkememizce dosya kapsamına uygun bulunmuştur." ibarelerinin yerine " Dosya aktüerya bilirkişisine tevdii edilmiş, aktüer bilirkişisi Av... 04.10.2019 tarihli raporunda davacının maddi zararının 172.867,26 TL olarak hesaplanmış, anılan rapora davacı vekilince itiraz edilmediği, takip eden 29.11.2019 tarihli celsede davasını ıslah etmek üzere süre talep ettiği, davalı vekilince anılan rapora itiraz edilmesi üzerine itirazın değerlendirilmesi amacıyla Mahkememizce15.01.2020 tarihli ek rapor aldırıldığı, düzenlenen 15.01.2020 tarihli ek raporda davacının maddi zararının bu kez 190.788,38 TL olarak tespit edildiği ve davacı tarafça bu tutar üzerinden ıslah dilekçesi sunduğu görülmüş, davacı vekilince alınan ilk hesap raporuna itirazının bulunmaması karşısında davalı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gereğince mahkememizce davacının 172.867,26 TL maddi tazminat tutarına hak kazandığı kanaati oluşmuştur. " ibarelerinin yazılması,
B. İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının tamamen silinerek yerine geçmek üzere;
" 1-Davanın kısmen kabulü ile
2- 172.867,26 TL maddi tazminatın kaza tarihi olan 04.06.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine,
3-Harçlar Yasası Uyarınca alınması gereken 11.808,56 TL harçtan peşin alınan 53,13 ıslah yolu ile arttırılan 641,00 TL harcın toplamı olan 694,13 TL nin mahsubu ile geriye kalan 11.114,43 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına,
4-Davacı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davacı vekiline takdir olunan 20.372,39 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
5- Davalı taraf kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre davalı vekiline takdir olunan 3.400,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri 1.401,20 TL' nin kabul ve ret oranına göre 1.269,91 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmının davacı üzerinde bırakılmasına,
7-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri 502,87 TL' nin kabul ve ret oranına göre 47,12 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye kısmının davalı üzerinde bırakılmasına
8-Davacı tarafından yatırılan gider avansının harcanmayan kısmının karar kesinleştiğinde davacıya iadesine,
9-Davalı tarafından yatırılan gider avansının harcanmayan kısmının karar kesinleştiğinde davalıya iadesine,
Dair davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... 'nın yüzlerine karşı kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içinde Bölge Adliye Mahkemesine istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı." ibarelerinin yazılması suretiyle kararın DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.