Esastan ret
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirket tarafından kagir mağaza niteliğindeki taşınmazın 29.08.2012 tarihinde satın alındığı, taşınmaz alınırken banka kredisi kullanıldığı, davalının, müvekkili şirkette 05.05.2016 tarihine kadar %30 pay sahibi ortak olduğunu, 10.05.2016 tarihli ortaklar kurulu kararı ile müdürlük yetkisi kaldırılıncaya kadar şirkette münferit imza yetkilisi olarak görev yaptığını, davalının şirkette sahip olduğu hisselerini 05.05.2016 tarihinde devrettiğini, davalının hisselerini devrettikten sonra sadece müdürlük sıfatının kendisine verdiği yetkiyi kullanarak şirket ortaklar kurulu kararına aykırı olarak 09.05.2016 tarihinde söz konusu taşınmazı tapuda 2.900.000,00 TL bedel ile kendi adına tescil ettirdiğini, ancak davalının 2.900.000,00 TL satış bedelini şirkete ödemediğini, davalının hem alıcı hem de satıcı (şirket müdürü) olarak işbu taşınmazın satış bedelini şirkete ödenmemesinden sorumlu olduğunu, taşınmazın bedeli olan 2.900.000,00 TL'nin şirkete ödenmesi için icra takibi yapıldığını, davalının icra takibine itiraz ettiğini ileri sürerek itirazın iptali ile davalı aleyhine %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın ilk satın alındığı 2012 yılında asıl olarak davalı adına alındığını, zaten davalıya ait taşınmazın devri için davalının davacı şirkete herhangi bir bedel ödemesinin söz konusu olamayacağını, taşınmaz her ne kadar tapuda davacı şirket adına kayıtlı olsa da gerçek malikin her zaman davalı olduğunu, davacı şirketin diğer ortaklarının, taşınmazın davalıya devri hususunda ortaklar kurulu kararı bulunduğunu, kredi taksitlerinin ilk andan itibaren aslında davalı tarafından ödendiğini, bu kredinin kalan son taksitlerinin davacı şirket tarafından hisse devir bedeline mahsuben yapılması hususunda anlaştıklarını, davacı şirket tarafından yapılan bu kredi ödemelerinin de hisse devrine ilişkin bedelin bir parçası olduğunu savunarak davanın reddi ile davalı aleyhine tazminata hükmedilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı şirketin 10.05.2016 tarihli Genel Kurul Kararında davalının hisselerinin tamamını 05.05.2016 tarihinde devrederek şirket ortaklığından ayrılmış olduğu, davacı tarafın, icra takibine dayanak faturaya konu olan taşınmaz satışının 05.05.2016 tarihli ortaklar kurulu kararı ve tapu devrinde de belirtilen 2.900.000,00 TL bedelle davalıya intikalinden doğan bedelin davalıdan tahsilini talep ettiği, davacı şirketin ticari defterlerine göre takip tarihi itibariyle davacının davalıdan 2.900.000,00 TL alacaklı olduğu, davalının davacı şirketi temsilen 09.05.2016 tarihinde, davacı şirket adına kayıtlı taşınmazı davalı ... adına oğlu ... vekâleti ile dava konusu gayrimenkulu davacı şirketten 2.900.000,00 TL bedelle satın almış olduğu, tapuda satış bedelinin nakden alındığını beyan eden davacı şirket yetkilisi davalının satış bedelini davacı şirkete aktarmamış olduğu, dava konusu taşınmazın bedelsiz olarak davalıya intikal ettirileceğine dair herhangi bir evrak-karar bulunmadığı gibi taşınmazın davalıya 2.900.000,00 TL bedelle satılacağına ilişkin davalının da imzasının bulunduğu Ortaklar Kurulu Kararı ve davalının tapudaki beyanının bulunduğu, dava konusu gayrimenkulun 05.05.2016 tarihli Ortaklar Kurulu Kararında 2.900.000 TL bedelle şirket ortağı ...'ya satılmasına karar verildiği ve bu kararda davalının da imzasının bulunduğu, davacı şirketi temsilen davalı tarafından satış bedelinin nakden alınmış olduğu beyan edilmekle birlikte satış bedelinin davalı tarafından davacı şirkete aktarılmadığının davalının da kabulünde olduğu, davacı şirket yetkilisine yaptırılan yemin dikkate alınarak takip tarihi itibari ile davacının davalıdan 2.900.000,00 TL tutarında alacaklı olduğu, davalının itirazının haksız ve takibi uzatmaya yönelik olduğu anlaşıldığından icra inkâr tazminatı ile sorumlu tutulması gerektiği gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının itirazının iptaline, takibin devamına, asıl alacak üzerinden %20 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yemin teklifinin hukuka aykırı bir şekilde eda edildiğini, her iki taraf da tacir olmadığı halde davacının ticari defterlerine dayanılarak karar verildiğini, tapu senedinin varlığı karşısında işbu ticari defterlerin dikkate alınamayacağını, tanıklarının dinletilmesine izin verilmediğini, bilirkişi raporuna itirazlarının değerlendirilmediğini, hukuka aykırı karar verildiğini belirterek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşınmazın bedelsiz olarak davalıya devredileceğine dair sözleşme bulunmadığı gibi davalının imzasını taşıyan ortaklar kurulu kararı ile taşınmazın 2.900.000,00 TL bedelle davalıya satışının kararlaştırıldığı, satış bedelinin ödenmediğinin sabit olduğu, davalının taşınmazın kendisine ait olduğundan davacı şirkete taşınmaz için bir bedel ödemesi gerekmediğini savunduğu, davalının, şirket adına temsilci sıfatıyla, alıcı olarak ise oğluna vekâletname vererek işlemi tamamladığını, inançlı işlem iddiası yönünden davacı şirket yetkilisine davalı tarafça teklif edilen yemini eda etmekle davalının savunmasını kanıtlayamadığı, davalının tapuda devir aldığı taşınmazın bedelini ödemekle yükümlü olduğu gözetildiğinde davanın kabulüne ilişkin hükümde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; taşınmazın davacı şirketin ortaklar kurulu kararına istinaden müvekkili davalıya devredildiğini, söz konusu taşınmazın nam-ı müstear sıfatıyla müvekkiline ait olduğunu, davacının ticari defterlerine dayanamayacağını, taşınmaz bedeline dair davacı tarafından düzenlenen faturanın müvekkiline tebliğ edilmediğini, tanık dinletilmesi taleplerinin mahkemece kabul edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişi raporunda hukuki değerlendirmede bulunulduğunu, taşınmaz devrinin müvekkilinin hisseleri karşılığında gerçekleşmiş olduğunu ve şirket ile müvekkil arasında yapılan hisse devir sözleşmesinde hisselerini ederinin çok altında devrettiğinin açık olduğunu, tapuda taşınmazın bedelinin nakden alındığının yazılı olduğunu, yemin edasının usule aykırı olduğunu, mahkemece yokluklarında karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Dava, davacı şirkete ait dükkanın satış bedelinin davalıdan tahsili amacıyla yürütülen icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.