Taraflar arasındaki konut sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı şirket tarafından 22.01.2016/2017 vade tarihli Süper Konut Sigorta Poliçesi ile davacının konut ve eşyalarının terör teminatı ile sigortalandığını, konutun bulunduğu mahal ve çevresinde terör örgütü üyeleri tarafından yapılan eylemlere mukabil güvenlik güçlerince operasyonlar gerçekleştirildiğini, operasyonlar sırasında sivil vatandaşların zarar görmemesi için 16.02.2016-31.03.2016 tarihleri arasında sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini, bu sırada güvenlik güçleri ile terör örgütü üyeleri arasında çıkan çatışma sırasında dava konusu konut ve içindeki eşyaların zarar gördüğünü, 31.03.2016 tarihinde sokağa çıkma yasağının kalkmasından sonra müvekkilinin söz konusu hasara muttali olduğunu ve kısa bir süre sonra söz konusu hasarın davalı ... şirketine ihbar edildiğini, ihbar tarihinin davalı kayıtlarında mevcut olduğunu, hasar gören eşyaların listesinin ekspere verildiğini, hasar dosyalarının eksperde mevcut olduğunu, eskper ve davalı ... şirketince istenen tüm belgelerin davacı tarafından gönderildiği halde söz konusu poliçeden kaynaklanan hasar bedelinin müvekkiline ödenmediğini belirterek fazlaya ilişkin hak ve alacaklarının saklı kalması kaydıyla 500,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında 02.04.2018 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 85.000,00 TL'sına arttırmıştır.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu sigorta poliçesi yaptırıldığı tarihte bölgede sokağa çıkma yasağının mevcut olduğunu, poliçe yaptırılırken zaten riskin gerçekleşeceğinin bilinebilir ... geldiğini, zararın gerçekleşeceği bilinerek poliçe yaptırıldığını, sigorta süresi içinde zararın gerçekleşeceği kesin ise o sigortanın geçerli olmayacağını, sigorta tekniğine göre gerçekleşen rizikonun ani ve beklenmedik olması gerektiğini, kamu tasarrufu ile önceden ilan edilip zaman içine yayılarak yapılmasının, ayrıca münferit terör olaylarına değil komple imhaya yönelik ve düzenli olmasının rizikonun ani ve beklenmedik olması şartını ortadan kaldırdığını, dava konusu hasarın meydana geliş şeklinin terör olayları niteliğinde değil çarpışma şeklinde meydana geldiğini, bu nedenle hasarın teminat kapsamı dışında olduğunu, kamu otoritesi tarafından yapılacak tasarruflar nedeniyle meydana gelen zararın sigorta teminatı dışında olduğunu, davacının zararı devlet tarafından giderileceğinden sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığını, davacının sokağa çıkma yasağı ilan edilmesinden sonra poliçe tanzim ettirmesinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine aykırılık teşkil ettiğini, dava konusu poliçe şartları çerçevesinde %5 muafiyet indirimi mevcut olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte bina için yapılacak hesaplamalarda binanın yapı sınıfının tespit edilerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yayınladığı genelgelerde yer alan yapı sınıfına göre birim m2 fiyatının tespit edilerek akabinde binanın yıpranma payı düşüldükten sonra hesaplanacak miktardan poliçedeki muafiyet oranının tenzili ile hesaplama yapılması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya içeriği, taraf beyanları, bilirkişi raporu, Zarar Tespit Komisyonu yazıları ve poliçe içeriğinden, 2016 yılında Şırnak ili İdil ilçesinde terör örgütü PKK'ya karşı yürütülen operasyonlar nedeniyle 16.02.2016 tarihinde sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, davacının ise bölgede meydana gelebilecek saldırıları da gözününde bulundurarak davalı ... ile 22.01.2016 tarihinde kendisine ait konut ve içerisindeki eşyaları terör olaylarını da kapsar şekilde mal sigortası ile sigortaladığı, poliçenin bina ve eşya hasarına ilişkin olduğu, daha sonra bölgedeki çatışmalar nedeni ile davacının konutunun ve konutunun içindeki eşyalarının bir kısmının zarar gördüğü, bu durumun ekspertiz raporu ile sabit olduğu, dosyaya sunulan ekspertiz raporunda ''toplam tazminat tutarının 85.294,99 TL olduğu ve tarafların eksper raporuna mutabık kaldıklarının'' bildirildiği, % 5 muafiyetin tenzil edildiği, davacı tarafından dava konusu miktarın 85.000,00 TL'sına ıslah edildiği, davalı vekili tarafından ıslah edilen miktara yönelik zamanaşımı def'inde bulunulduğu, davacının 04.04.2016 tarihinde davalı şirkete ihbarda bulunduğu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 1427 nci maddesinin 2 nci fıkrası uyarınca ihbardan itibaren 45 gün sonra 19.05.2016 tarihinde alacağın muaccel olduğu, alacağın muaccel olduğu tarihten itibaren iki yıl geçmekle 19.05.2018 tarihinde zamanaşımı süresinin dolacağı, davacı vekilinin 02.04.2018 tarihinde vermiş olduğu ıslah dilekçesi ile talep miktarını arttırdığı, davacının davasını ıslah ettiği tarihte zamanaşımı süresinin dolmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile 500,00 TL'nin 19.05.2016 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte, 84.500,00 TL'nin 02.04.2018 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Yangın Sigortası Genel Şartları C.10 maddesi uyarınca sigorta sözleşmesinden doğan bütün taleplerin iki yılda zamanaşımına uğradığını, hasarın gerçekleştiği tarihten itibaren 2 yıllık süre geçtikten sonra dava konusu talebin ıslah edildiğini, bu nedenle ıslah edilen miktarın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, dava konusu talebin poliçe kapsamında ödenmesinin mümkün olmadığını, gerçekleşmesine kesin gözüyle bakılan olaylar için bilerek düzenlenen sigorta poliçesinin geçersiz olduğunu, sigorta poliçesi yaptırıldığı tarihte bölgede sokağa çıkma yasağının mevcut olduğunu, poliçe yaptırılırken zaten riskin gerçekleşeceğinin bilinebilir ... geldiğini, meydana gelen olayların sigorta tekniği gereği sigorta konusuna girmediğini, kamu otoritesi tarafından yapılacak tasarruflar nedeniyle meydana gelen zararların sigorta teminatı dışında olduğunu, davacının zararı devlet tarafından giderileceğinden sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığını, sigortalının rizikonun ağırlaştığını ihbar mükellefiyetinde olduğunu, bildirimde bulunmamış olması nedeniyle tazminattan indirim yapılması gerektiğini, sokağa çıkma yasağının ilan edilmesinden sonra poliçe tanzim ettirilmesinin 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesine aykırılık teşkil ettiğini, davacıya yapılan ödemelerin yapılan hesaplamalardan mahsup edilmediğini, faiz türü ve başlangıç tarihinin taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını ileri sürerek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davanın ıslah edildiği tarihte zamanaşımı süresinin dolmadığı yönündeki mahkeme gerekçesinin yerinde olduğu, dava konusu terör olaylarından kaynaklanan maddi zararın taraflar arasında tanzim olunan poliçenin teminatı kapsamında bulunduğu, tacir olduğu için basiretli davranmakla yükümlü olan ve sigortanın yapıldığı bölgede terör olayları başladığını bilmesi gereken davalının, davacının bildirim yükümlülüğüne aykırı davrandığı yönündeki savunmasının dinlenebilir nitelikte olmadığı, düzenlenen eksper raporunda davacının bina ve eşya olmak üzere toplam zararının %5 muafiyet ile 85.294,99 TL olarak belirlendiği, belirlenen zarar miktarının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olduğu, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zaraların Karşılanması Hakkında Kanun’un (5233 sayılı Kanun) 9 uncu maddesinin 5 inci fıkrası uyarınca sigorta şirketleri tarafından yapılan ödemelerin Devlete rücu edilemeyeceği yönündeki düzenleme ve sigorta şirketi tarafından yapılan ödemelerin terörden doğan zararların karşılanmasına yönelik Kanun kapsamında yapılacak ödemelerden mahsup edileceğine ilişkin Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 23/c maddesi birlikte değerlendirildiğinde zenginleşme ilkesine aykırılık teşkil eden bir sonucun ortaya çıkmadığı ve sigorta tazminatı ödenmesi ile sigortalının zenginleşmesinin söz konusu olmadığı gerekçesiyle dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, ilk derece mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde kararda usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle ilk derece mahkemesi kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353/1-b-1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı yaptığı istinaf başvurusunda bildirdiği sebepler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, süper konut sigorta poliçesinden kaynaklanan alacak talebine ilişkindir.
6100 Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci maddesi, 6102 sayılı Kanun'un 18,1420,1427,1435,1445 ve 1446 ıncı maddeleri, 5233 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesinin 5 inci fıkrası, Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 23/c maddesi, Yangın Sigortası Sigortası Genel Şartları.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
21.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.