Esastan ret

Taraflar arasındaki markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkini davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.

Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı adına kayıtlı 2016/31399 ve 2016/31400 nolu markaların müvekkili adına tescilli 2013/63021 ve 2013/58323 nolu markalar ile ayırt edilemeyecek kadar benzer olduğunu, kötü niyetli olarak davalı tarafından tescillendiklerini, Bursa 3. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2016/483 E. sayılı dosyası üzerinden alınan bilirkişi raporu ile dava konusu markaların kullanımlarının karıştırılması ihtimalinin yüksek olduğunun açıkça görüleceğini belirterek davalıya ait 2016/31399 ve 2016/31400 nolu markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkilinin kötü niyetli olmadığını, markaların gerek şekil ve gerekse diğer unsurlar bakımından benzer olmadığını, 2016/31400 nolu markanın müvekkili adına tescilli olduğunu, 2016/31399 nolu markanın ise tam olarak tescilinin gerçekleşmediğini, bu nedenle dava tarihi itibariyle tescili henüz gerçekleşmediğinden dava konusu edilemeyeceğini, iki tarafın hitap ettiği müşteri kitlesinin de farklı olduğunu belirterek, açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile hükümsüzlük davası, sicilde kayıtlı marka sahibine karşı açılması gerektiği, başvuru aşamasındaki bir marka kurum tarafından reddedilebileceğinden hükümsüzlük davasına konu olamayacağı, tarihsel olarak önceliği sabit olan davacı markasıyla benzer olan ve aynı mallardan tescillenen markanın hükümsüzlüğü şartları bulunduğu, dava edilen diğer marka ise dava tarihi itibariyle başvuru aşamasında olduğu gerekçesiyle 2016/31399 nolu marka bakımından açılan dava vakitsiz olduğundan davanın reddine, davalı marka ile davacı markalarının aynı mallara ilişkin olması, kısmen zayıf olan işaretlere rağmen karıştırma riskini arttırdığı, ortalama tüketicinin davalı markasını gördüğünde davacıya ait reklamı bolca yapılan markalı ürünlerle ilişkilendirebileceği, bunların bir versiyonu olduğunu düşünebileceği, bilirkişi kurulundaki çoğunluk görüşünün de bu yönde olduğu, davacının tanınmışlık iddiasıyla ilgili yeterli kanıt sunmadığı, bu yönde bir tespit yapmanın mümkün olmadığı, 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (556 sayılı KHK'nın) 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şartlarının gerçekleştiği, benzer işaret ve aynı mal kıstaslarına göre iltibas bulunduğu, 2016/31400 nolu markanın davacı markalardan iltibas tehlikesi bulunmakla hükümsüzlüğüne, sicilden terkinine, markaların kaydına konulan ihtiyati tedbirin karar kesinleşinceye kadar devamına, karar kesinleştiğinde kendiliğinden kalkacağına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davaya konu edilen 2016/31400 numaralı müvekkil adına tescilli marka ile davacıya ait markalar gerek şekil ve gerekse diğer unsurlar açısından benzer olmadığı gibi tescilin de kötü niyetli olmadığını, davaya konu edilen davacıya ait şekil ve müvekkil davalıya ait şekil markaları görsellerinde de aşikar olduğu gibi sadece iki aynı şeklin yan yana konulmuş olması dışında hiç bir benzerlik olmadığını, müvekkili adına olan 2016/31400 no.lu marka "bumerang" şeklinde olup, tasarım açısından halk dilinde "çavuş " olarak bilinen davacı markası ile hiç bir benzerlik taşımadığını, mahkemenin gerekçeli kararında davacı markası "v" harfinin yatık hali olarak nitelendirilmişse de davacı markası için "çavuş" işaretini andırma halinin daha baskın olduğunu, davaya konu davacı ve davalı markalarının hitap ettikleri tüketici kitlesi açısından da farklılık arz ettiğini, ayrıca ürün kaliteleri, fiyatlandırma ve satış noktalarının da tamamen farklı olduğunu, davacının ürettiği ürettirdiği ürünler kendisi yada yetkili bayileri aracılığı ile satışa arz edilmekte satın alan tüketici kitlesinin de bunu bildiğini, davalının ürettiği/ürettirdiği ürünlerde ise bu şekilde bir dağıtım ve satış ağı söz konusu olmadığını, yani her iki marka aynı anda aynı satış noktasında satışa arz edilmediğini, bu nedenle de davacının iddia ettiği gibi halk nezdinde davacı markaları ile ilişkilendirme ve karıştırılma ihtimalinin söz konusu olmadığını, kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi isteminde bulunmuştur.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taraflara ait markalar karşılaştırıldığında, davacıya ait 2013/63021 ve 2013/58323 sicil numarasıyla tescilli şekil markalar ile davalıya ait 2016/31400 sicil numaralı şekil markalarının arasında görsel anlamda bir benzerlik bulunduğu, markaların tescilli olduğu sınıflar incelendiğinde ortak olan sınıfın 25 inci sınıf olduğu, taraflara ait markaların benzer ihtiyaçları giderdiği, birbirleri yerine ikame edilebildikleri, rekabet edebildikleri, kullanım yöntemleri ile amaçlarının aynı olduğu dolayısıyla taraflara ait markalar arasında karıştırılma olasılığı bulunduğu, davalı markalarının tescil edildikleri tarihten itibaren kullanıldığı, öncesine dair kullanımları ve bu nedenle ayırt edicilik özelliği kazandıklarına dair delil bulunmadığı, sonuç olarak davacı markası ile davalı markaları arasındaki benzerlik nedeniyle karıştırılma tehlikesinin ve 556 sayılı KHK nın 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında nispi tescil engeli şartının bulunduğu, bu nedenle 556 sayılı KHK'nın 42 nci maddesi uyarınca hükümsüzlük şartlarının oluştuğu tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, marka hükümsüzlüğü istemine ilişkindir.

1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,

2. 556 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, ve 42 nci maddesi.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.