Davanın usulden reddi
Taraflar arasındaki genel kurul kararının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin %5 hisse oranı ile davalı şirketin ortağı bulunduğunu, şirketin 29.12.2019 tarihli genel kurulunda sermaye artırımı ile 400.000,00 TL olan sermayenin 1.150.000,00 TL olarak artırılmasına karar verildiğini, bununla birlikte gündemin 4 üncü maddesi doğrultusunda sermaye artırım kararı alınarak ana sözleşmenin 6 ncı maddesinin değiştirildiğini ve 400.000,00 TL olan sermayenin beheri 50,00 TL değerinde 23.000 paya karşılık 1.150.000,00 TL'ye arttırıldığını, sermaye artırım sonucu ... 5310 paya karşılık 265.500,00 TL hisse oranı 23, ... 4370 paya karşılık 218.500,00 TL hisse oranı 18,95, ... 5310 paya karşılık 265.500,00 TL hisse oranı 23, ... 2300 paya karşılık 115.000,00 TL hisse oranı 10, ... 5310 paya karşılık 265.500,00 TL hisse oranı 23, ... ... 400 paya karşılık 20.000,00 TL hisse oranı 1,74 olduğunu, sermaye artırım kararındaki amacın davacıyı zarara uğratmak, davacının ortaklıktaki kâr, tasfiye payı ve oy oranlarını azaltmak amacı olduğunu ileri sürerek 29.12.2019 tarihli sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; şirketin altı ortaktan oluşan 1.150.000,00 TL sermayeli 2011 yılında kurulmuş bir şirket olduğunu, on doktor çalışmakta olup sigortalı çalışan sayısının yirmi dört olduğunu, çalışanlara ayda 72.093,77 TL ödeme yapıldığını, kliniğe alınan üç boyutlu görüntüleme cihazının diş hekimliğinde cerrahi alanında endikasyon ve planlama açısından çok önemli olduğunu, önceki cihazın iki boyutlu olup hastaların bu nedenle görüntüleme merkezlerine sevk edildiğini, bunun da şikayet sebebi olduğunu ve hastaların vazgeçmelerine neden olduğunu, alınan cihazlarla klinikte digital laboratuvar oluşturularak teknisyen harcamaları ve zaman kaybının düşürülmesinin hedeflendiğini, amacın davacıyı zarara uğratmak olmadığını, teknolojinin yenilenmesi sebebiyle yeni cihazlar alındığını, örneğin sadece implant malzemesi alımı olarak yapılan bir kerelik ödemenin 10.000,00 TL olduğunu, aylık kira bedelinin 26.500,00 TL olduğunu, yirmibeş kişi ve on doktorun çalışabilmesi için geniş bir bina tutulduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sermaye artışına konu cihaz alımlarının kayıt bilgileri çıkartılmış, sermaye artış kararından sonra alınan 10 adet tıbbi cihazın toplam rayiç bedelinin 2.563.000,00 TL tespit edildiği, bu cihazlardan 352.913,37 TL tutarında panoromik ve cephalometrik cihazın finansal kiralama ile BNP paribas Finansal Kiralama A.Ş.'den 29.11.2019 tarihinde temin edildiği ve tamamı ithal olan bu cihazların döviz kurları artışından dolayı değerlendiği, alınan cihazların günün koşullarına uygun olarak dijital diş hekimliğine dönüşüm sürecinde davalı şirketin diğer bu sektörde faaliyet gösteren diş hastanelerine rekabet ortamının büyük olması ve işletmenin büyüklüğü nedeniyle kliniğe gelen hastaların ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olması, sermaye arttırımına neden olan cihazların bir diş kliniğinde bulunması gereken cihazlar olduğu, bu haliyle sermaye arttırımına gerekçe olarak gösterilen cihazların şirkete artı katkı sağladığı, 29.12.2019 tarihli alınan sermaye arttırımına ilişkin genel kurul kararının şirketin ana sözleşmesine, iyi niyet kurallarına, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına uygun olduğu ve sermaye arttırımının şirket hissedarlarını zarara uğratıcı amaç taşımadığı ve sermaye arttırımının tamamen davalı şirketin daha modern cihazlarla donatılması ve rekabet ortamına uyum sağlaması nedeniyle alındığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; delillerin adeta yok sayıldığını, kararın maddi hakikate, hukuka ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, dosyada mübrez bilirkişi raporlarının sermaye artırımı kararının yerindeliğini ve hukukiliğini ortaya koyabilecek nitelikte olmadığını, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 462 nci maddesinin üçüncü fıkrası doğrultusunda (emredici hüküm) iç kaynakların tamamı sermayeye eklenmeden dış kaynaklardan artırım yapılması açıkça hukuka aykırı olup mübrez bilirkişi raporlarında bu hususun dahi tartışılmadığını, sermaye artırım kararına hangi bilançoların esas alındığı ve şirketin aktüel mali durumunun sermaye artırımı gerektirip gerektirmediği ve ayrıca genel kurul toplantısından önce sermaye artırımının gerekli olduğunu gösterecek nitelikte bir ara bilançonun sunulup sunulmadığının incelenmediğini beyan ederek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sermayenin arttırılmasında pay hakkının sınırlandırıldığına ilişkin iddia ile rüçhan hakkının kullandırılmadığına dair iddianın butlan değil iptal sebebi olduğu (Yargıtay 11. HD., 25.11.2019 tarih, 2019/558 E., 2019/7493 K.; Yargıtay 11. HD., 15.11.2017 tarih, 2016/8898 E., 2017/6234 K.), iptal davası açılabilmesi için karara muhalif kalınarak muhalefet şerhinin tutanağa yazdırılması gerektiği, eldeki davada genel kurula davacının vekilinin katıldığı, vekilin genel kurulda sermayenin arttırılmasına ilişkin 4. karara muhalif kalmadığı ve muhalif şerhi yazdırmadığı, toplantı sonunda dilek ve temenniler bölümünde "genel kurulun şekline itiraz edildiği" şeklinde yazılı olsa da bu ifadenin muhalefet şerhi içermediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurunun esastan reddine, İlk Derece Mahkemesi hükmünün kamu düzeni gereğince kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davanın dava şartı yokluğu nedeni ile usulden reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu karara karşı "dava açma hakkımız saklıdır" ibaresi ile muhalefet şerhi düşüldüğünü, ayrıca genel kurul tutanağının 3 numaralı bendinde yer alan hisse devri ile ilgili alınan karara da muhalif kalındığını ve "Hisse devirleri ile ilgili olarak tüm devirlere itiraz ediyorum, dava açma hakkımız saklıdır" ifadeleriyle muhalafet şerhi düşüldüğünü, dolayısıyla gerek sermaye artırım kararına gerekse hisse devri kararına muhalif kalındığını ve muhalefet şerhinin açıkça tutanağa yazıldığını yine tutanağın son bölümünde müvekkilin vekili ... tarafından genel kuruldan önce bilanço ve hesapların incelemeye açılmamış olması nedeniyle de itirazda bulunulduğunu, bilirkişi raporlarının sermaye arttırım kararının yerindeliğini ve hukukiliğini ortaya koymadığını, şirketçe satın alınan cihazların hizmet sunumu için gerçekten gerekli, zorunlu ve ihtiyaca uygun olup olmadığının denetlenmediğini, ayrıca sözkonusu cihazlar alınmazdan evvel yapılan tedaviler ve hasta memnuniyetinin değerlendirilmediğini, bir diğer husus ise iç kaynakların tamamı sermayeye eklenmeden ve dış kaynaklardan arttırım yapılmasının da hukuki olmadığını, dolayısıyla iç kaynaklardan sermayeye ilave edilecek fonların tasrih edilip edilmediğinin tespiti amacıyla inceleme yapılması gerektiğini, sermaye artırımı kararına hangi bilançoların esas alındığı, genel kurulda onanan faaliyet raporunun bulunup bulunmadığı ve şirketin aktüel mali durumu tespit edilerek vaki sermaye artırım kararının hukukiliğinin de denetlenmesi gerektiğini, sermayenin artırılması sonucu çıkarılacak yeni paylardan müvekkil ... ...'e rüçhan hakkı doğrultusunda pay verilmediğini, teklifi yapılmadığını ve süre tanınmadığını, bu dağılım sonucunda müvekkilin şirket uhdesinde bulunan %5'lik hissesinin artırılan sermaye sonucu %1,74 oranına gerilediğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davalı şirketin 26.12.2019 tarihli olağan genel kurulun 4 no.lu kararının iptal koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.