Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı şirket tarafından zorunlu trafik sigortası ile sigortalı davalının maliki ve işleteni olduğu aracın 14.08.2010 tarihinde müteveffa sürücü...'un ehliyetsiz olarak sevk ve idaresinde iken ölümlü yaralanmalı trafik kazası meydana geldiğini, 14.08.2010 tarihli kaza sonrası sürücü... vefat ettiğinden sigortalı araç sürücüsü...'un mirasçıları Meleha Akkuş ve Ekrem Akkuş tarafından destekten yoksun kalma tazminatı talebi ile müvekkili şirkete karşı Erzurum Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/552 Esas sayılı dosyası ile dava açılıp açılan dava neticesinde 2016/819 Karar sayılı 03.11.2016 tarihli karar ile müvekkili şirketin tazminat ödemeye mahkum edildiğini, karar neticesinde Erzurum 3. İcra Müdürlüğünün 2016/11680 Esas sayılı dosyası ile icra takibine konu edilerek 16.11.2016 tarihinde toplam 139.228,30 TL ödeme yapıldığını, kazaya tam kusuruyla sebebiyet veren sürücünün 14.08.2010 tarihli trafik kazası tespit tutanağında geçerli bir ehliyetnamesi olmadan asli ve tam kusurlu olarak kazaya sebebiyet verdiği anlaşıldığından Trafik Sigortası Genel Şartlarının B.4'üncü maddesine göre ehliyesiz araç kullanmak rücu nedeni sayılacağından 139.228,30 TL'nin 16.11.2016 ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; söz konusu kazada hayatını kaybeden... ile davalı arasında maddi ve hukuki olarak hiçbir bağın olmadığını, mütevaffanın müvekkilinin oğlunun arkadaşı olduğunu, kaza konusu araç müvekkiline ait olup mütevaffanın ne müvekkiline ne oğullarına haber vermeksizin kaza konusu aracı gasp edip kaçırdığını, Müvekkilinin oğlunun aracı getirmesi için kendisini defalarca aradığını son arayışında polis memurunun kişinin kazaya karıştığını ve hastaneye götürülmek üzere olduğunu belirttiğini, aradan zaman geçmeden...'un vefat ettiğini, olayda ne bir hatır taşımacılığı ne sözleşmesel ilişki ne aracın iradi sevki gibi bir hukuki bağ bulunmadığını, olayda çalınan ve gasp edilen, bir araç söz konusu olduğundan ancak kusur sorumluluğundan bahsedileceğini, müvekkilinin kusurunun olmadığını, kazada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin yada araçtaki bozukluğun neden olması gibi bir durumun olmadığını, bu yüzden somut olayda uygun illiyet bağı mevcut olmadığından haksız açılan davanın reddi gerektiğini, müvekkili sorumlu kabul edilse dahi talep edilen miktar yönünden davacının mahkeme kararını zamanında yerine getirmediğinden hakkında kendisine karşı icra takibi başlatılarak ödenen miktarın arttığını, rücu hakkı olduğu varsayılsa dahi mahkeme kararı ile verilen hüküm ile sınırlı olarak sorumluluğun belirlenmesi gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
Dava konusu olayda sürücünün aracı alması ve kazaya karışması nedeniyle aracın çalındığına dair herhangi bir suç duyurusunda bulunulmadığı Asliye Ticaret Mahkemesi dosyasında ihbar olunan işleten Mehmet Sıddık Uyumaz tarafından "sigorta ettiren rizikonun gerçekleşmesi halinde bu sözleşmeye göre sorumluluğu gerektirecek olayı haberdar olduğu andan itibaren beş gün içinde sigortacıya ihbar etmek" hükümlerine aykırı davranarak sigorta şirketine hiçbir çalıntı yada gasp ihbarı yapılmadığından KTK 107. Maddesi uyarınca davalı işletenin aracın çalışmasında veya gasp edilmesinde kusurlu olmadığını ispat yükünün kendisi üzerinde olduğu anlaşıldığından sürücünün aracı ne şekilde gasp ettiği hususunun dahi tanık beyanlarında yeterince anlaşılamadığı gasp hususunu ve kusursurluğunu ispatlamaya yeterli olmadığı bu nedenle aracın gasp edilmesinde davalının kusuru olmadığını ispat edemediği anlaşıldığından sigorta şirketi işletenin sorumlu olduğu yani ödemesi gereken zararı ödemiş olması nedeniyle sigortalısı işletene rücu koşulları oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulü ile 139.228,30 TL'nin ödeme tarihi olan 16.11.2016 tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde ; dava konusu kazada hayatını kaybeden... ile davalı arasında maddi ve hukuki olarak hiçbir bağ olmadığını, müteveffanın müvekkilinin oğlunun arkadaşı olup, müteveffa ne müvekkiline ne oğullarına haber vermeksizin kaza konusu aracı alıp götürdüğünü, müvekkilinin oğlunun aracı getirmesi için kendisini defalarca aradığını ve son arayışında polis memurunun kişinin kazaya karıştığını ve hastaneye götürülmek üzere olduğunu belirttiğini, aradan zaman geçmeden...'un vefat ettiğini, tanıkların da bu hususları doğrular nitelikte beyanlarda bulunduklarını, olayda ne bir hatır taşımacılığı ne sözleşmesel ilişki ne de aracın iradi sevki gibi bir hukuki bağ olmadığını, olayda habersizce alınıp götürülen araç söz konusu olduğundan ancak kusur sorumluluğundan bahsedilebileceğini, ancak bu noktada müvekkilinin kusurunun da olmadığını, kazada işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin yada araçtaki bozukluğun neden olması gibi bir durumun olmadığını, bu yüzden somut olayda uygun illiyet bağı mevcut olmadığını, müvekkilinin aracın alınıp götürülmesinde hiçbir kusuru olmadığını, müteveffanın zaten hemen olay akabinde hayatını kaybettiğinden şikayet edecek bir zaman dilimi oluşmadığını, tanık beyanlarıyla müvekkilinin kusursuzluğunun ispat edildiğinden davanın reddi gerektiğini, müvekkili sorumlu kabul edilse ve davanın kabulüne karar verilse dahi talep edilen miktar yönünden davacının mahkeme kararını zamanında yerine getirmediğinden hakkında kendisine karşı icra takibi başlatılarak ödenen miktarın arttığını, rücu hakkı olduğu varsayılsa dahi bu hakkın sedece mahkeme kararı ile verilen hüküm ile sınırlı olarak belirlenmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; aracın çalındığı hususu ve bunda da kusurunun bulunmadığı hususunda ispat külfetinin sigortalı olan davalıda olduğu, davalının savunmasında motosikletin anahtarının işyerinde duvarda asılı bulunduğu yerden müteveffa tarafından gizlice alınarak kazanın meydana geldiği, müteveffanın telefonla birçok kez aranmasına rağmen telefona cevap vermediği ve kısa süre sonra kazanın meydana geldiğinin ileri sürüldüğü, bu hususta davalı tarafından iki çocuğunun tanıklığına delil olarak başvurulduğu, başkaca herhangi bir delil ileri sürülmediği, tanıklar beyanlarında anahtarın gizlice alındığını, müteveffanın arkasından bağrılmasına rağmen müteveffanın aracı götürdüğünün beyan edildiği, işletenin kusurlu sayılmaması için, kendisinin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin aracın gözetimi yönünden gerekli tedbirleri almış olmasının gerektiği, işleten ve fiillerinden sorumlu olduğu kişiler tarafından aracın kapı ve camlarının kapatılmış olması, kontak anahtarının araç üzerinde veya kolayca elde edilebilecek bir yerde bırakılmaması, sürücü ve yardımcıları seçmede, talimat vermede, denetlemede, her türlü özeni gösterdiği hususlarının ispat edilmesi gerektiği, davalı tarafından aracın çalındığı hususunda yalnızca kendi çocuklarının tanıklığına delil olarak dayanılmış ve müteveffanın aracı aldıktan sonra bir çok kez telefonla arandığı savunulmuş ise de telefon kayıtlarına delil olarak dayanılmadığı, ayrıca aracın çalındığı ve sürücünün arkasından bağrıldığı ileri sürülmesine rağmen polise ihbar edilmemesinin de hayatın olağan akışına aykırı olduğundan tanık beyanlarına itibar edilmemesinin dosya kapsamına uygun düştüğü, bu nedenle olayın oluş şekli dikkate alındığında davalı işleten kusurlu olmadığını ispatlayamamış olduğundan davalının savunmasına itibar edilmemiş olması ve rücu şartlarının oluştuğu gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından davalının bu yöne ilişen istinaf talebinin yerinde olmadığının anlaşıldığı, davalı tarafından tazminat bedelinin davacı ... şirketince icra takibi başlatıldıktan sonra ödenmiş olmasında kusurlu olduğundan yalnızca asıl dosyada hükmedilen tazminat bedeline hükmedilmesi gerektiği ileri sürülmüş ise de 2918 sayılı yasa madde 95 ve TTK 1472. maddesi gereğince sigorta şirketi davalının kusuru nedeniyle ödemiş olduğu tazminat ve ferilerini talep edebileceğinden davalının bu yöne ilişkin istinaf talebinin de yerinde olmadığının anlaşıldığı, mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf başvuru dilekçesindeki sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının hatalı olduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
ZMMS sigortacısı tarafından sigortalıdan rücuen tazminat istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakameleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 nci maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 95 inci maddesi, ZMSS Genel Şartları’nın B.4. maddesi.
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.