Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda İstanbul Anadolu 23. Asliye Hukuk Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli ve 2016/360 Esas, 2018//413 Karar sayılı kararıyla davanın reddine karar verilmiş, Mahkeme hükmüne karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, şeklinde hüküm kurulmuş olup, bu kez davalı ..., Ramazan, vekili ile davalı ... vekilinin Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyizi üzerine Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin 1627 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 4 daireli binayı 26.05.2016 tarihinde satın aldığını, davalılara ihtarname gönderilmesine rağmen işgal etmeye devam ettiklerini belirterek, elatmanın önlenmesini talep etmiştir.
Davalı ... cevap dilekçesinde, 1995 yılında daireyi ...’tan kiraladığını, halen kirayı ona ödediğini, işgalci olmadığını belirterek davanın reddini savunmuş, diğer davalılar usulüne uygun tebligata rağmen cevap dilekçesi sunmamıştır.
Asli müdahale talebinde bulunan ... vekili 01.12.2016 tarihli dilekçe ile; dava konusu binayı 1985 yılında müvekkilinin yaptırıp kullandığını ve kiraya verdiğini, davalı olarak gösterilen ... ve oğlu ...’un dava konusu binayla ilgisi olmadığını, diğer davalılar Kemal ve Cemal’in müvekkilinin kiracısı olduğunu, bina hakkında hak iddia etmesi nedeniyle mahkemece asli müdahillik talebi için kendilerine süre verilmesi gerektiğini veya mahkeme maddi hata olduğunu düşünüyorsa davanın müvekkiline yöneltilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davalı ... yönünden açılan davanın husumetten reddine, diğer davalılar yönünden davanın reddine, asli müdahale talebinin reddine dair verilen karar hakkında, davacı istinaf kanun yoluna başvurmuş, Bölge Adliye Mahkemesince; “Öncelikle yargılamada asli müdahale talebinin usulüne uygun harçlandırılmış olmasına rağmen asli müdahale dilekçesi ile bir talepte bulunulmadığı, dava konusu binanın müvekkiline ait olduğunu, bu nedenle kiracısı olan davalı aleyhine açılmış olan davanın reddinin gerektiği ileri sürülmüş, yani dava konusu binanın kendisine ait olduğunun tespiti yönünde bir karar oluşturulması yönünde bir istekte bulunulmamıştır. Bu şekli ile usulüne uygun asli müdahale varmış gibi asli müdahil hakkında karar verilmesinin yasal olmadığı, bu şekli ile ...’un talebinin ancak davalılar yanında fer’i müdahil olarak değerlendirilebileceği dosya kapsamı ile açıktır. Çünkü HMK'nin 65. maddesine göre, "bir yargılamanın konusu olan hak veya şey üzerinde kısmen ya da tamamen hak iddia eden üçüncü kişi, hüküm verilinceye kadar bu durumu ileri sürerek yargılamanın taraflarına karşı aynı mahkemede dava açabilir. Asli müdahale davası ile asıl yargılama birlikte yürütülür ve karara bağlanır." Asli müdahalede bulunabilmek için, ilk davanın tarafı olmaması ve müdahale davası açmakta hukuki yararının bulunması, dava konusu hak veya şey üzerinde kısmen veya tamamen bir hak iddia etmesi gerekir. Asli müdahale bağımsız bir dava olduğundan ayrı harç yatırılması gerekir. Bu nedenle bu talep usulüne uygun olmadığından reddi gerekir.
Ancak yargılamadaki durum nedeniyle asli müdahil olarak nitelendirilen ...’un dahili davalı olarak nitelendirilmesi mümkün olup, yapılan yargılamada dava konusu taşınmazın davalıların kullanımında olduğu, ancak davalıların dosyaya müdahale eden ...’tan kiralama suretiyle kullanmakta oldukları, dava konusu taşınmazda hak iddia edenin ... olduğu, bu durumda davalılar ile taşınmazı davalılara kiralayan ... arasında zorunlu dava arkadaşlığının bulunduğu, bu nedenle müdahale talep eden ...’un davaya davalı olarak dahili ile delillerinin toplanması gerektiği açıktır...Mahkeme kararından asli müdahil olarak nitelendirilen ...’un davalı olarak davada yer aldığı da anlaşılmıştır. Bu nedenle taraf teşkili yönünden bir eksikliğin bulunmadığı anlaşılmakla esasın incelenmesine geçilmiştir...Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında, davalı ...'un arz üzerinde mülkiyet hakkının bulunmadığı ancak arz üzerinde bulunan muhdesatla ilgili, binanın satışının yapılmadığı sadece arsadan hisse satışı yapıldığı yönlü mülkiyet ve zilyetlik iddiasında bulunduğu görülmekte ise de muhdesatla ilgili arzdan bağımsız olarak mülkiyet iddiasının dinlenilmesine yasal olanak bulunmadığı gibi mülkiyet hakkı karşısında zilyetliğe değer verilemeyeceği açıktır.
Tüm bu nedenlerle dosyada mevcut kadastro belgeleri ile taşınmazın fiilen taksim edildiği ve dava konusu 2 katlı binanın bulunduğu kısmın davacının mülkiyetinde olduğu açık olduğu halde davacının hissesinin nereye isabet ettiği belli olmadığı gerekçesi ile taşınmazda mülkiyet hakkı bulunmayan davalıların taşınmazı kullanmalarını haklı kılacak yasadan ya da akitten kaynaklı davacıyı bağlar mahiyette geçerli bir neden bulunmadığı gözetilmeksizin davanın kabulü yerine reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Kaldı ki, kabule göre de, davacının arz üzerindeki hissesine isabet eden yerin belirli olmadığı kabul edilse bile pay maliki olan davalının mülkiyet hakkı kapsamında üçüncü kişi konumundaki davalılara karşı TMK'nin 689. maddesine göre, tek başına elatmanın önlenmesi davası açabileceği dikkate alınmaksızın dosyadaki delil durumuna aykırı yasal olmayan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olması hukuka uygun değildir.” gerekçesiyle istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kabulüne dair verilen karar, davalı ..., Ramazan ve Kemal vekili tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.

Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi talebine ilişkindir.

1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davalı ... vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Davalı ... ve ... vekilinin temyiz itirazlarına gelince;

Dava konusu 1627 ada 1 parsel sayılı taşınmazın; 305/7800 payının 1974 yılında kadastro nedeniyle ilk olarak ...oğlu ... adına tescil edildiği, kadastro tutanağının edinme sebebi kısmında parsel üzerinde hissedarlar arasında noterde düzenlenen taksim krokisine yer verildiği, parselin sınırlarının sabit olmaması nedeniyle hissedarların müstakil parsel olarak tescil taleplerinin karşılanamadığı, ancak kadastro idaresine sunulan krokilere göre hissedarların malik oldukları kısımların belirtildiği görülmüş olup, bu kapsamda 87 numaralı bölümün hisse maliki ...’a ait olduğu belirtilmiştir. Daha sonra bu hissenin satış yolu ile birden fazla kez el değiştirdiği, asli müdahil ... adına kayıtlı iken hissesinin tamamının cebri icra satışı yoluyla 27.10.2005 tarihinde dava dışı ...’ye, ondan da dosyamız davacısına 26.05.2016 tarihinde satıldığı dosya kapsamı ile sabittir.
HMK’nin 190/1. maddesine göre “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.”. Bu tür davalarda dava konusu taşınmaza davalı tarafından haksız elatılıp atılmadığı duraksamaksızın kanıtlanması gerekir.
Davalılardan ... TC Kimlik numaralı İbrahim ve Ayşe oğlu ... ile karar başlığında asli müdahil olarak gösterilen ... TC Kimlik numaralı Hasan ve Hasibe oğlu ... farklı kişiler olup, davalı ... ve oğlu ...’un dava konusu taşınmazla bir ilgilerinin bulunmadığı ve taşınmazı kullanmadıklarına ilişkin beyanları ve asli müdahale talebinde bulunan ...’un dava konusu taşınmaz üzerinde hak iddia ederek, dairelerden birini kendisinin kullandığını, diğerlerini kiraya verdiğini, davalı olarak gösterilen Ömer’in kuzeni olduğunu, oğlu Ramazan ile ikisinin taşınmazla ilgisi olmadığını belirtmesi karşısında, davacının davalı ... ve Ramazan yönünden davasını ispat ettiğini kabul etmek olanaksızdır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ... ve Ramazan yönünden ispatlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.

Yukarıda 2. bentte açıklanan nedenlerle davalı ... ve Ramazan vekilinin temyiz isteminin kabulü ile 6100 sayılı HMK'nin 373/2. maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi kararının BOZULMASINA, 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin harcın istek halinde temyiz eden davalı ... ve Ömer'e iadesine, 8.538,75 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 25.616,25 TL'nin temyiz eden davalı ...'den alınmasına, 26.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.