Davanın reddi
Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının bono alacağı olduğunu iddia ederek müvekkili aleyhine icra takibi başlattığını, takibe konu bononun müvekkili tarafından düzenlenmediğini ve imzalanmadığını, bonoda müvekkiline ait olan tek şeyin bono üzerindeki kaşe olduğunu, müvekkili ile davalı arasında hiçbir hukuki ilişki bulunmadığını, müvekkilinin davalıdan borç almadığını ve davalıya 250.000,00 TL'lik bonoyu da vermediğini ileri sürerek müvekkilinin 295.126,70 TL borçlu bulunmadığının tespitine ve tazminata karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafın dava dilekçesinde söz ettiği hususların gerçek durumu yansıtmadığını, davacı tarafça ödenmeyen kambiyo senedinin takibe konulduğunu, itiraz edilmeden kesinleştiğini, haciz işlemlerine başlandığını, taraflar huzurdaki dava açıldıktan sonra 26.10.2016 tarihinde açılan davaya ilişkin protokol düzenleyip imzaladıklarını, protokole göre; davacının, müvekkili davalıya protokol gereği 50.000,00 TL ödeme yaptğını, müvekkilinin üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirmesine rağmen; davacının protokol gereği üzerine düşen diğer yükümlülükleri yerine getirmediğini, davacıya ait ... plakalı araç haczedildiğini, kıymet takdiri yapıldığını ve satışının talep edildiğini, taraflar arasında 26.10.2016 tarihli imzalandıktan hemen 1 gün sonra protokol gereğince, taraflarınca davacı adına kayıtlı ... plakalı aracın 27.10.2016 tarihindeki satışının düşürülmesinin talep edildiğini ve davacının akdedilen protokol hükümlerine uyacağına inanılarak satışının düşürüldüğünü, ancak davacının protokol hükümlerine aykırı davrandığını ve üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, davanın 09.08.2016 tarihinde açıldığını, protokolün ise dava tarihinden sonraki bir tarih olan 26.10.2016 tarihinde taraflarca imzalandığını, sadece bu nedenle dahi davanın konusuz kaldığını, davacının iddialarını yazılı delille ispat etmek zorunda olduğunu, davacının, icra dosyasına itiraz etmeyip, haciz işlemlerinden sonra bonodaki imzaları reddetmesi kötü niyetli olup, borcundan kurtulmak amaçlı olduğunu savunarak davanın reddini ve tazminata karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının davacıya karşı İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3414 E. sayılı dosyasında 30.01.2013 düzenleme 30.06.2013 vade tarihli, 250.000,00 TL bedelli bonoya dayanarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlattığı, davacının takibe konu senetteki imzanın kendisine ait olmadığını iddia ederek mahkemelerinde menfi tespit davası açtığı, yapılan inceleme sonucu senetteki imzanın davacıya ait olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle davanın kabulü ile davacının davalıya İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3414 E. sayılı dosyasından ve takibe konu senet nedeniyle borçlu olmadığının tespitine karar verilmiş, her ne kadar davacı davalıdan kötü niyet tazminatı talep etmiş ise de dosya kapsamında taraflar arasında işbu dava sonrasında protokol yapıldığı görülmüş, yine davacı vekilinin son celse tutanağa geçen beyanı da dikkate alındığında davalının davacıya karşı takip yapmakta kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığından bu konudaki talebin reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında dava açıldıktan sonra huzurdaki dava ve İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3414 E. sayılı dosyası hakkında protokol imzalanmış olup, huzurdaki davanın konusuz kaldığını, davacı tarafça dosyada mübrez protokolün imzalandığının, duruşma esnasında da kabul edildiğini, protokol, huzurdaki dosya ve dava konusu icra dosyası hakkında olup, davacı tarafça, dava konusu borç için protokol imzalandığını, davacı tarafın, davaya konu bono nedeniyle borçlu olduğunu kabul edip, protokol imzalamasının akabinde huzurdaki davayı sürdürmesinin, hakkaniyete aykırı olup, davacının kötüniyetinin göstergesi olduğunu, taraflarınca, İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3414 E. sayılı dosyasından davacıya ait ... plakalı aracın haczedildiğini, kıymet takdiri yapıldığını ve satışı talep edildiğini, taraflar arasında 26.10.2016 tarihli imzalandıktan hemen 1 gün sonra protokol gereğince, taraflarınca İstanbul 32. İcra Müdürlüğü'nün 2016/3414 E. sayılı dosyasına talep açılarak, davacı adına kayıtlı ... plaka sayılı otosunun 27.10.2016 tarihindeki satışının düşürülmesinin talep edildiğini ve davacının akdedilen protokol hükümlerine uyacağına inanılarak satışın düşürüldüğünü, ancak davacı protokol hükümlerine aykırı davrandığını ve bugüne değin üzerine düşen yükümlülükleri yerine getirmediğini, davaya konu bononun müvekkilinin yanında imzalanmadığını, davacı tarafça önceden imzalanıp teslim edildiğini, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporu sonucunda davacı tarafın kötü niyetli olduğu, müvekkilini aldattığının anlaşıldığını ve bu hususla ilgili taraflarınca suç duyurusunda bulunulduğunu ileri sürerek kararın kaldırılmasını ve davanın reddini istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece her ne kadar dava konusu senet altındaki imzanın davacıya ait olmadığına dair düzenlenen bilirkişi raporuna dayanarak davanın kabulüne karar verilmiş ve imza inkarı mutlak defi olarak herkese karşı ileri sürülebilirse de, alacaklı tarafın senetten dolayı borçluluğu aynı kuvvette başka bir kesin delille kanıtlama hakkına sahip olduğu, davacının buna yönelik sunduğu 26.10.2016 tarihli protokol, davacının inkar edilmeyen imzasını içeren kesin mahiyette bir yazılı delil olup mahkemece değerlendirilmediği, oysa, protokol içeriğine göre, davacının birtakım şartları yerine getirmesi ve 65.000,00 TL'yi davalıya ödemesi halinde, senedin takibe konduğu icra dosyasından davalının feragat edeceğinin kararlaştırıldığı, davalı beyanına göre davacının bu protokol uyarınca 50.000,00 TL ödeme yaptığı, protokolün davacı tarafından inkar edilmediği, buna göre, icra takibine konu edilen senedin gerçek olduğu, protokolün bu takipteki borcun tasfiyesine yönelik olarak düzenlendiği, bu durumda davacının senetteki imzanın kendisine ait olmadığı ve senetten dolayı borçlu olmadığı iddiasını kanıtlayamadığı, kaldı ki, senet arkasındaki imzanın davacının eşine ait olduğununda inkar edilmediği, bu durumda taraflar arasında protokole göre daire alım satımından kaynaklanan bir ticari ilişkinin de var olduğunun anlaşıldığı, bu durumda davalı tarafça davacının takibe konu senetten dolayı borçlu olduğunun kanıtlandığı, davalı vekilinin istinaf başvurunda haklı olduğu, fakat dosya kapsamına göre davacının kötü niyetli olduğunun kanıtlanamadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf isteminin kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, davalı aleyhine açılan menfi tespit davasının reddine, yasal koşulları oluşmadığından davalının kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; söz konusu 26.10.2016 tarihli protokolde müvekkilinin imzasının bulunmadığını, yine söz konusu protokolün müvekkilinin haricinde ve bilgisi dışında imzalandığını, müvekkilinin protokol ile ilgisi olmadığını, dava konusu senet dava dilekçesinde belirtildiği üzere ... tarafından imzalanarak davalıya verildiğini, davalı ile dava dışı ... arasında ticari ilişkinin mevcut olduğunu, müvekkilinin söz konusu ilişkinin hiç bir tarafında olmadığını, iş bu davada davacı vekili gözüken Av. ... esasen davalı ...'e borçlu olan ...'ün vekili olduğunu, söz konusu protokol yine ...'ün bilgisi ile yapıldığını, konu hakkında müvekkilinin haberi dahi olmadığını, esasen ortada bir borç da olmadığını, dava dışı ... tarafından davalı ...'e yapılan inşaattan bir daire satıldığını, söz konusu dairenin davalı ...' in eşi olan ... üzerine yapıldığını, söz konusu dairede eksiklikler var iddiası ile davalı davacının eşi olan ...'ü sıkıştırarak ve o dönemde görevli polis olması nedeni ile dava dışı ... dava konusu senedi müvekkile ait kaşeyi kullanarak imza atarak davalıya verdiğini nitekim bu durumun 26.10.2016 tarihli protokolde olduğunu, müvekkilinin kimseye daire satmadığını, müvekkilinin perde işi ile uğraştığını, dava dışı ...'ün müvekkilinin dükkanda olmadığı zaman dava konusu senedi düzenleyerek davalı ...'e verdiğini, davalının eşi ...'e verilen daire imar barışından yararlanmış ve iskanlı daire durumuna geldiğini, yine söz konusu bina ile ilgili işlemlere karşı İstanbul 8. İdare Mahkemesi'nin 2010/2347 E., 2011/2261K. 27.12.2011 tarihli karar ile ortadan kaldırıldığını, söz konusu kararın önceki Avukat ... tarafından 28.02.2017 tarihli dilekçe ile dosyaya sunulduğunu, dolayısıyla ortada bir borç olmadığını, Bölge Adliye Mahkemesince söz konusu hususları irdelemeden sadece davadan sonra yapılan protokole dayanarak davanın reddine karar vermesinin usul ve yasaya uygun olmadığını, kaldı ki söz konusu protokolden müvekkilin haberi olmadığını, davalı ile dava dışı ... arasında yer alan nedenlerden dolayı yapıldığını, yine 26.10.2016 tarihli protokolde imzası olan Av. ... dava dışı ...'ün avukatı olup bütün işlemlerin onun bilgisi ile yapıldığını, müvekkile haber verilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.
Dava, icra takibine konu bono nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72 inci maddesi.
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeple;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.