İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:

I. HUKUKÎ SÜREÇ

1. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 18.03.2019 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (e) ve (f) bentleri uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.

2. Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.03.2020 tarihli 2019/278 Esas, 2020/249 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (e) bendi, 62 inci maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

3. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin, sanık, katılan ... vekili ve katılan Bakanlık vekilinin istinaf başvurusu üzerine duruşma açarak verdiği 19.01.2022 tarihli kararı ile sanık hakkında cebir ve tehdit kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin ikinci fıkrası ve üçüncü fıkrasının (e) ve (f) bentleri, 62 inci maddesi uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Sanığın temyiz isteği, atılı suçu işlemediğine, suç kastı bulunmadığına ilişkindir.
Katılan ... vekilinin temyiz isteği, takdiri indirim yapılmaması gerektiğine ilişkindir.
Bakanlık vekilinin temyiz isteği, sanığın üst hadden cezalandırılması ve takdiri indirim yapılmaması gerektiğine ilişkindir.

Dava konusu olay, sanık ile katılan ...'ün evli oldukları ancak sanığın eşine cebir uygulaması sebebiyle ayrı yaşadıkları, bu süreçte İstanbul'a taşınan sanığın olay günü Antalya'ya geri geldiği, lise öğrencisi olan mağduru okul çıkışında araçla alarak eşi Birgül'ü barışmak için aradığı, teklifinin reddedilmesine sinirlenerek bu kez mağduru barışmalarını sağlaması için sinkaflı şekilde öldürmekle tehdit etmesi üzerine araçtan inmek isteyen mağduru kolundan tutmak suretiyle engelleyerek araçtan indirmeyip eve götürdüğü, bu arada sanığın tepkisinden korkan Birgül ve kızı Yeşim'in kadın sığınma evine gitmiş oldukları, mağdurun telefonla "anne beni zorla alıkoyuyor" mesajı göndermesi üzerine durumun kolluk güçlerine ihbarı ile sanık ve mağdurun konuttan kolluk güçlerince alındığına ilişkindir.

A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Sanığın mağdur arabadan inmek istediğinde kolunu tuttuğu, "inersen çok kötü olur seni öldürürüm" dediği mağdurun arabadan inemediği arkasından sanık ve mağdurun eve gittikleri, mağdurun telefonu alarak annesine anne beni zorla alıkoyuyor şeklinde mesaj attığı, tutanaklardan anlaşılacağı üzere müşteki ...'un polisi aradığı, oğlu ...'ın alıkonulduğunu, eşi Abdülbaki Başaktan şikayetçi olduğunu bildirdiği, polislerin söz konusu adrese gittikleri, katılan mağdur ...'ın ve diğer katılanların tutarlı anlatımı ile anlaşılmış, sanığın oğlu ...'a yönelik cebir tehdit veya hile kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu işlediği sübuta ermekle karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Sanığın yaşı küçük oğluna karşı özgürlüğü kısıtlama suçunu gerçekleştirdiği, mağdur tanık anlatımları, sanığın tevil yollu ikrarı, olay tutanağı ve tüm dosya kapsamından anlaşılmış, sanığın aile bireylerine karşı hukuken ve ahlaken tasvip edilemeyecek şekilde davranışlar sergilemesi oğlunu uzun süreli şekilde rızası hilafına bırakmaması, sanığın mevcut eylemler sebebiyle pişmanlığını dile getirecek herhangi bir söz veya davranış sergilememiş olması, cezanın sosyal ve uyarma amacı birlikte değerlendirilerek eylem karşılığı alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi gerektiği kabul edilerek atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmiştir.

1.Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 41 inci maddesine göre ailenin huzur ve refahı ile özellikle anne ve çocukların korunmasına yönelik olarak her türlü istismar ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alma görevi Devlete aittir.
Aile ve çocukların korunması hakkının Anayasa ile güvence altına alındığı, 6284 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin ikinci fıkrası gereğince Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi nedeniyle açılan davalara katılabileceği anlaşılmış ise de, Bakanlığın davaya katılması doğrudan Anayasa ve kanundan kaynaklanan koruma görevine ilişkindir.
5271 sayılı Kanun'un 237 nci ve devamı maddelerindeki katılma hakkına ilişkin suçtan doğrudan zarar görme şartının katılan Bakanlık için söz konusu olmadığı gözetilerek yapılan değerlendirmede, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekilinin vekalet ücreti hükmedilmesi hukuka aykırı bulunmuş ise de, bu hususun 5271 sayılı Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi uyarınca düzeltilmesi mümkün görülmüştür.

2. Atılı suç nedeni ile cezaya hükmedilirken, 5237 sayılı Kanunun 3 üncü ve 61 inci maddesi dikkate alınarak, sanığın suç işleme kastı, kişilik özelliği, suç konusunun önem ve değeri, sanığın mevcut eylemler sebebiyle pişmanlığını dile getirecek herhangi bir söz veya davranış sergilememiş olması göz önünde bulundurulmak suretiyle temel cezanın belirlendiği, yine takdiri indirim nedenlerinin aynı Kanunun 62 nci maddesine uygun olarak gerekçelendirildiği anlaşılmakla, mahkemenin uygulamasında bir hukuka aykırılık belirlenmemiştir.

3.Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasıfları ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık, katılan Bakanlık vekili ve katılan ... vekilinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.

Gerekçe bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenle sanık, katılan Bakanlık vekili ve katılan ... vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 19.01.2022 tarihli ve 2021/413 Esas, 2022/81 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi gereği hüküm fıkrasından vekalet uygulamasına ilişkin kısmın çıkartılması suretiyle, Tebliğnameye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,

Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Antalya 5. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.03.2024 tarihinde karar verildi.