Esastan ret
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava dışı Şeker Faktoring Hizmetleri A.Ş. tarafından 2014 yılında 28.05.2008 keşide tarihli çekin müvekkili aleyhine takibe konulduğunu, takibe konu çekin zamanaşımına uğramış olması nedeniyle takibin iptali davası açtıklarını, ilk derece mahkemesi tarafından davanın reddine karar verilmiş ise de, istinaf mahkemesince takibin kesinleşmesinden önceki zamanaşımı nedeniyle davacı şirket bakımından takibin durdurulmasına karar verildiğini, istinaf incelemesi devam ederken takip alacağının davalı şirketçe temlik alındığını, istinaf incelemesi sonucu beklenmeden müvekkil şirket aleyhine icra işlemlerinin başlatıldığını, icra tehdidi altında müvekkilinin 122.295,00 TL'yi ödemek zorunda kaldığını, yapılan bu ödemenin iadesi gerektiğini, bunun için davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, davalının kötü niyetli olarak borca itiraz ettiğini, itirazında haksız olduğunu belirterek itirazın iptaline, borçlunun %20 icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı tarafından 14.11.2017 ve 28.11.2017 tarihli protokol çerçevesinde uygun ödeme yapıldığını, bu protokole rağmen haksız ve kötü niyetli olarak davalardan vazgeçilmeyip aksine icra takibi başlatıldığını, davacının kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddine, takip konusu alacağın %20'si oranında kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının dava dışı Şeker Faktoring şirketine olan borcunu davalı şirketin temlik aldığı, taraflar arasında 14.11.2017 ve 28.11.2017 tarihli belgeler çerçevesinde anlaşmaya varıldığı, davacının yaptığı ödemelere ilişkin dekontlar incelendiğinde ödeme tarihlerinin protokolde belirlenen tarihte yapıldığı, alacaklının ise protokol gereği icra takibinden feragat ettiği, davacı vekilinin zamanaşımına uğrayan çek nedeniyle icra tehdidi altında ödendiğini iddia ettiği, davacının zamanaşımına uğrayan borcunu taraflar arasındaki protokol uyarınca ödediği, zamanaşımına uğrayan çeke dayalı borcun eksik borç haline geldiği, bu alacağın davacıya takip yetkisi vermediği konusunda ihtilaf bulunmadığı, ancak eksik borcu ifa eden davacının ödediği bedelin iadesini talep edemeyeceği, bu nedenle davacının alacak talebinin yerinde olmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taraflar arasında haksız ödemenin yapıldığı icra dosyası için takibin geri bırakılmasına dair kesin hüküm olduğunu, davanın dayanağının kesin hüküm olup davalı/takip alacaklısının temyiz itirazlarının Yargıtay tarafından reddedildiğini, davalının davaya konu icra takibini 17.11.2017 tarihinde zamanaşımı nedeniyle takibin geri bırakılmasına ilişkin dava devam ederken Şeker Faktoring A.Ş.'den satın aldığını, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi'nde istinaf incelemesi devam ederken dosyayı satın aldığını, davacı/borçlu şirketin tüm banka hesapları ve bayisi bulunduğu traktörlere haciz konması nedeniyle icra tehdidi altında çaresiz taksitlendirme protokolü ile (üç taksitte) borç ödenmek zorunda kalındığını, iradi olarak zamanaşımına uğramış borcun ödenmediğini, eksik borç olan zamanaşımına uğramış borcun iradi olarak ödenmesinin söz konusu olmadığını belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile takibe konu edilen alacağın zamanaşımına uğrayan borcun istirdatına yönelik olduğu ve ödemelerin taraflar arasındaki protokol hükümleri çerçevesinde ödendiğinin sabit olduğunu, zamanaşımına uğrayan borç eksik borç niteliğinde olup, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 78 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği ifası halinde geri istenmesi de mümkün olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirtmiş olduğu hususlara ilave olarak 6098 sayılı Kanun'un 78 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca borçlanmadığı edimi kendi isteğiyle yerine getiren kimse, bunu ancak kendisini borçlu sanarak yerine getirdiğini ispat ederse geri isteyebilir hükmünü içerdiğini, ödemenin yapıldığı tarihten önce zamanaşımı nedeniyle takibin geri bırakılması istemli dava açıldığını, icra hukuk mahkemesince davanın reddine karar verildiğini, davanın reddi üzerine icra tehdidi altında kendi isteği dışında ödeme yapmak durumunda kaldığını, anılan Kanun'un 78 inci maddesinin 3 ile 4 üncü fıkralarında belirtilen kendi isteğiyle ödeme şartının oluşmadığını, anılan maddenin 1 inci fıkrası kapsamında davanın reddi üzerine kendini borçlu sanarak ödeme yaptığını, Yargtay 12.Hukuk Dairesinin 1995/11582 E.-12301 K. sayılı kararıyla 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 71 inci maddesine göre zamanaşımı itirazında bulunduktan sonra yapılan ödemenin istirdatının istenebileceği, zamanaşımı nedeniyle takibin geri bırakılması talebinden önceki ödemelerin istirdata konu olamayacağı, zamanaşımı nedeniyle takibin geri bırakılması isteminden sonra ödeme olmaması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerektiğinin belirtildiğini, Yargıtay 3.Hukuk Dairesinin 2016/13104 E., 2018/100 K. sayılı kararı ile zamanaşımına uğramış borcun hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı elde etmek için ödenmesi, ancak zamanaşımı nedeniyle düşürüldüğü, davanın konusuz kalması nedeniyle yapılan ödemenin sebepsiz zenginleşme kapsamında istenebileceğine karar verildiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, icra tehdidi altında ödenen miktarın tahsiline yönelik yapılan icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 78 inci maddesi.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
04.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.