Taraflar arasındaki davalı hekimin hatalı tedavisi nedeniyle ödenen tazminatın rücuen tahsili davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulü karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine, davacının istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; 15.10.2008 tarihinde dava dışı 'in rahatsızlanması sebebiyle olay yerine çağrılan ambulans içerisinde bulunan davalı Dr. ... tarafından hastaya yapılan müdahale neticesinde hastanın hayatını kaybettiğini, müteveffanın annesi 'in olay yerine gelen ve oğluna müdahalede bulunan davalı doktorun hatalı müdahalesi sonucu hayatını kaybettiği gerekçesi ile ... aleyhine maddi ve manevi tazminat istemiyle açılan davada, İstanbul 7. İdare Mahkemesinin 23.10.2014 tarih ve 2013/587 Esas ve 2014/1445 Karar sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, Danıştay 15. Dairesinin 18.01.2016 tarih, ve 2015/2796 Esas ve 2016/23 Karar sayılı ilamı ile yerel mahkeme kararının onandığını, müvekkili idare tarafından 'e 334.198,56 TL ödeme yapıldığını, Danıştay 15. Dairesinin ilamı geldiğinde ıslah edilen miktara ıslah tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına karar verildiğinin anlaşılması üzerine 'e fazla ödenen 37.661,23 TL'nin iadesinin sağlandığını, müvekkili idare tarafından 3. kişilere ödenen 296.537,13 TL'nin sorumlu olarak tespit edilen davalı Dr. ...'e rızaen ödemesine yönelik yazının davalı tarafından 25.04.2017 tarihinde tebliğ alınmasına rağmen ödemenin sağlanamamış olduğunu, İstanbul 55. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.02.2015 tarihli 2014/250 Esas ve 2015/132 Karar sayılı ilamıyla davalının görevi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, 'in ölümünde davalının ihmalinin olduğunu açık olduğunu belirterek müvekkili idare tarafından 'e ödenen 296.537,13 TL'nin ödeme tarihi olan 25.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
1. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın davalısının ... personeli olup aynı zamanda dava dışı Anadolu Sigorta A.Ş.'nin sigortalısı olduğunu, davanın dava dışı Anadolu Sigorta A.Ş.'ye ihbarına karar verilmesini ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
2. İhbar olunan ... vekili dilekçesinde; davada gerek sigorta poliçesinin genel ve özel şartları gerekse sigortalının kusurunun ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini, huzurdaki dava konusu olayın 2008 yılında meydana geldiği için müvekkili şirketin sigorta poliçesinin kapsamında olmadığını, davacı yanın iddialarının değerlendirilmesi açısından söz konusu müdahalede bir komplikasyon mu yoksa malpraktis mi olduğunun mahkemece tespit edilmesinin zorunlu olduğunu, dava konusu olayın teminat dışı olduğunu, dava konusu olayda sigortalı hekimin kusurlu olduğu iddialarının kabulünün mümkün olmadığını, tıbbi standartın uygulandığı yerde müdahale tıp biliminin gereklerine de uygun ise hekimin sorumluluğundan bahsedilemez olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi heyetinin denetime elverişli raporlarında, davalının kötü senaryoyu düşünerek tahminlenen tanıyı gerçek tanıya yaklaştırmak için ilave tetkitler yapılmasını sağlamak amacıyla hastayı ambulans ile uygun bir hastaneye götürmesi gerekirken bu noktada hizmeti geciktirmesi ve Adli Tıp Kurumu raporunda da belirtildiği üzere hekimin hastayı görmesi ile kişinin ölmesi arasında kısa bir süre bulunması nedeniyle uygulanan tedavi ve müdahale ile hastanın ölümü arasında illiyet bağı kurulamayacağı, ancak doktorun sağlık hizmetinin geciktirilmesi mahiyetinde hafif bir kusurunun olacağı ve bunun oranının da %12.5 olacağının mütalaa edildiğinin ve bilirkişi heyetinin bu mütalası denetime elverişli yeterli gerekçeyi taşıyan hükme esas alınacak nitelikte görüldüğü gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne, 29.567,14 TL'nin 25.12.2015 ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
1-Davacı vekili istinaf dilekçesinde; hekimin yüksek özen borcu nedeniyle en hafif kusurundan tam kusurlu kabûl edilmesi gerektiğini, ayrıca kusur oranının belirlenmesi gerekmediğine göre idare tarafından'e ödenen 296.537,13 TL'lik tazminatın ödeme tarihi olan 25.12.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken %12,50 kusur oranına göre karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
2-Davalı vekilinin katılma yolu ile istinaf dilekçesinde; müvekkilinin, Acil Sağlık Hizmetleri Yönetmeliği'nin 21 inci maddesine uygun olarak olay yerinde tedaviyi uygun gördüğünü, anılan yasal düzenleme karşısında ambulans ekibinde yer alan doktorun müdahale ettiği vakayı hastaneye nakletme yetkisi olduğu kadar hastaya yerinde müdahaleyi uygun yeterli görüp hastaneye nakletmeme takdir ve yetkisinin olduğunu, davalı hekimin hastayı hastaneye nakletmediğinden bahisle kusur addedilmesinin yasal düzenlemeye ve dosya kapsamına aykırı olduğunu, davanın reddedilmesi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı doktorun sorumlu tutulabilmesi için doktorun eylemleri ile ölüm olayı arasında uygun illiyet bağının bulunmasının zorunlu olduğunu, %12,50 olarak belirlenen kusurun; vefat edenin vefatı ile davalının eylemleri arasındaki uygun illiyet bağına dayanan kusur olmayıp hizmet kusuruna ilişkin olup idareyle ilgili olduğu, davalı doktorun cezalandırıldığı düşünüldüğünde; davalının eylemi ile ölüm arasında uygun illiyet bağı bulunmadığından, davalı hakkındaki davanın reddi gerekirken kısmen kabulüne karar verilmesinin isabetsiz olduğu ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden davalı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun kabulüne, davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/311 Esas, 2018/248 Karar sayılı ve 03.07.2018 günlü kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; Yüksek Sağlık Şurasınca hekimin hastayı görmesi ile kişinin ölümü arasında geçen sürenin çok kısa olması ve sürecin hızla gelişmesi nedeniyle eksik müdahale ile ölüm arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığınım belirlenemeyeceği ancak doktorun müdahalesinin eksik olduğu yönünde tespitlere yer verildiğini, davalı hakkında yapılan ceza yargılamasında görevi kötüyü kullanma suçundan cezalandırılması yönünde karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, hekim yüksek özen borcu nedeniyle en hafif kusurlarından tam kusurlu kabul edildiğine göre eğer tıbbi hata açık ise bilirkişi kurulunca bunların saptanmasının yeterli olacağını, hastanın kusura katılımı da yoksa ayrıca kusur oranı belirlenmesinin gerekmediğini, hekimin mesleki bilgisini gerektirdiği bütün gerekleri yerine getirdiğini ispat sorumluluğunda olduğunu, maddi tazminata hükmedilmesinde meydana gelen zararın idarenin eylem ve işleminden doğmasının yanında ayrıca bu zararın kesin ve gerçekleşmiş bulunması gerektiğinin idare hukukunun temel prensiplerinden olduğunu, belirterek kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Uyuşmazlık, davalı hekimin hatalı tıbbi müdahalesi nedeniyle dava dışı şahsa ödenen tazminatın rücuen tahsili istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369,370 ve 371 inci maddeleri, Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7406 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesi ile 3359 sayılı Kanuna eklenen ek 18 inci madde ve 15 inci maddesi ile 3359 sayılı Kanuna eklenen geçici 13 üncü madde.
Resmi Gazetede 27.05.2022 tarihinde yayınlanarak aynı gün yürürlüğe giren 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 15 inci maddesi ile 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na eklenen geçici 13 üncü madde “Ek 18 inci maddenin birinci fıkrası hükümleri, 4483 sayılı Kanun hükümleri uyarınca haklarında kesinleşmiş bir soruşturma izni verilenler bakımından uygulanmaz ve soruşturma veya kovuşturmalara devam olunur. Kamu kurum ve kuruluşları ve Devlet üniversitelerinde görev yapan hekim ve diş hekimleri ile diğer sağlık meslek mensuplarının sağlık mesleğinin icrası kapsamında yapmış oldukları muayene, teşhis ve tedaviye ilişkin tıbbi işlem ve uygulamalar nedeniyle idare tarafından ödenen tazminattan dolayı açılan rücu davalarından, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla yargılaması devam edenler bakımından ek 18. maddenin ikinci fıkrası uyarınca karar verilmek üzere Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için davacıya iki aylık süre verilir. Başvuru yapılmaması hâlinde dava usulden reddedilir. Bu durumda yargılama gideri taraflar üzerinde bırakılır ve davacı aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmez.” hükmünü haizdir.
Dosya kapsamından, davalı Dr. ...'in devlet hastanesi 112 acil de görevli olup olay günü 'in rahatsızlanması sebebiyle olay yerine çağrılan ambulans içerisinde bulunduğu ve hastaya müdahale ettiği, müteakip hastanın hayatını kaybettiği, hatalı tıbbi müdahaleler nedeni ile davacı kurum tarafından kamunun zarara uğratıldığı iddiasıyla zararın tahsili için eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.
Şu durumda mahkemece, yukarıda gösterilen mevzuat hükmü gereğince Mesleki Sorumluluk Kuruluna başvurması için davacıya süre verilmesi; başvuru yapılmaması halinde ise davanın usulden reddine karar verilmesi gerekir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesinin kararının kararının bozulması gerekmiştir.
Değerlendirme bölümünde açılanan sebeple davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
20.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.