Taraflar arasındaki tapu iptal ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen karar, yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (Kapatılan) 20. Hukuk Dairesince bozulmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama sonunda, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararı, davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlenildikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

İlk Derece Mahkemesinin vermiş olduğu önceki karar, Yargıtay tarafından bozulmuş olup hükmüne uyulan bozma ilamında özetle; " kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişkisi yaratılmasının isabetsizliğine " değinilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda; " bilirkişi raporuna göre dava konusu yerin 6831 ... Orman Kanunu’nun (6831 ... Kanun) 3302 ... Kanun ile değişik 2/b maddesi gereğince Hazine adına orman sınırları dışına çıkarılan yerlerden olduğu, orman olan yerlerdeki şahıslara ait eski tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiği ve mülkiyetin Hazineye geçtiği, orman sınırları dışına çıkarılmakla şahıslar adına olan tapu kaydının yeniden hukuken geçerlilik kazanmayacağı ve özel mülkiyete konu yerlerden olmayacağı " gerekçesi ile davanın kabulüne, ... ili ... ilçesi ... Köyü 903 parsel taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile Hazine adına tapuya kayıt ve tesciline, tapunun beyanlar hanesinde 6831 ... Kanun'un 2/b maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılan saha olduğunun tespitine karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
İlk Derece Mahkemesince, yazılı şekilde karar verilmiş ise de, bu karar usul ve yasaya uygun bulunmamaktadır. Şöyle ki; dosya kapsamında yapılan incelemede, davalılardan ...' nin adresinin, " ... Beldesi ... - ... " olarak gösterilmiş olduğu ve bu adres itibariyle tebliğe çıkartılan dava dilekçesinin, davalının bu adreste bulunmadığından bahisle, " birlikte sakin kaynı ... 'ye " şerhi ile tebliğ edildiği anlaşılmakta olup, tebligat evrakında davalının tevziat saatlerinde nerede olduğu, hangi nedenle adresinde bulunmadığı ve bu adresten geçici olarak mı yoksa mi sürekli olarak mı ayrıldığı belirtilmediğinden yapılan bu tebligatın usulüne uygun olduğundan söz edilemez. Daha sonra, yargılama neticesinde verilen ilk karar ve temyiz dilekçesi, adı geçen davalı adına aynı adrese tebliğe çıkartılmış ve söz konusu tebligatların, adresin yetersiz olduğu ve muhatabı ismen tanıyan bulunmadığı gerekçesiyle iade edilmesi üzerine, dava dilekçesinin bu adreste davalıya usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği kabul edilmek suretiyle dava dilekçesinde belirtilen adrese Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebligat yapılmıştır. Bu kararın, " kısa karar ile gerekçeli karar arasında çelişki yaratılmasının isabetsiz olduğu " gerekçesiyle bozulmasından sonraki yargılama sürecinde davalı adına tüm tebligatlar Tebligat Kanunu'nun 35. Maddesi uyarınca tebliğe edilmiş olup, bozma ilamı sonrası İlk Derece Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar da, davalıya yine Tebligat Kanunu'nun 35. maddesine göre tebliğ edilmiş ve taraflarca temyiz kanun yoluna başvurulmadığından bahisle hüküm 18.11.2008 tarihinde kesinleştirilmiştir.
Bu itibarla; davalı ...' ye dava dilekçesi usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediğinden, eldeki davada yöntemince taraf teşkilinin sağlandığından söz edilemez. Oysaki, taraf teşkilinin sağlanması yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilmesi gereken dava şartlarından olduğundan, bu koşul yerine getirilmeden işin esası hakkında karar verilmesi hukuken mümkün bulunmamaktadır.

Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince öncelikle, dava dilekçesinin davalı ...' ye usulüne uygun şekilde tebliğ edilmesi suretiyle yöntemince taraf teşkilinin sağlanması hususunda davacı tarafa süre ve imkan tanınması, bu şekilde taraf teşkilinin sağlanması halinde işin esasına girilerek, adı geçen davalıdan savunma delillerinin sorulması ve bildirmesi halinde delillerinin toplanması ve bundan sonra toplanmış ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilmek suretiyle, karar tarihinden sonra yürürlüğe giren 6292 ... Kanun hükümleri de gözetilerek ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlanmadan yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan, kesinleştirme şerhinin kaldırılması suretiyle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının, 18.11.2008 tarihli kesinleştirme şerhinin kaldırılması suretiyle, 6100 ... Kanunun Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 ... Kanunun 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,

Bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine,

İstek halinde peşin harcın temyiz edene iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

19.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.