Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraflar vekillerince tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 01.04.2001–25.04.2014 tarihleri arasında davalı işverenlik nezdinde makineci olarak çalıştığını, ... primlerinin gerçek ücret üzerinden bildirilmediğini, fesih tarihi itibariyle ücretinin net 830,00 TL. ve ek sosyal haklar olduğunu, tüm yasal haklarının bu miktarlar üzerinden hesaplanması gerektiğini, iş akdinin hiçbir neden gösterilmeden feshedildiğini, davalı işverenlik nezdinde 2012 yılına kadar günde 12 saat iki vardiya olarak haftanın 6 günü çalışılmakta olup müvekkiline fazla mesai ücret alacaklarının ödenmediğini, bordrolar görülmediğinden bordrolarda fazla mesai tahakkuku yapılıp yapılmadığını bilmediklerini, müvekkilinin 2001 yılında işe başladığından bu yana hiç yıllık izin kullanmadığını, davalı tarafça müvekkiline ve diğer tüm işçilere zaman zaman içeriğini okutturmadığı belgeler imzalattığını ve imzalatılan belgeler içerisinde izin hakkına ilişkin bir belge imzalatıp imzalatılmadığını bilmediklerini, her ay 2 Pazar günü çalışmak zorunda bırakıldığını, bu sebeple hafta tatili yapamadığını iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık ücretli izin ve ücret alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının 20.06.2002 tarihinde müvekkili işverenlik nezdinde çalışmaya başladığını, iş akdinin 4857 sayılı Yasanın 25/I. numaralı fıkrasında belirtilen ... sebepleri başlıklı maddesine istinaden 25.04.2014 tarihinde işverenlik tarafından feshedildiğini, böbrek nakli ameliyatı geçirdiğini, aylarca işine devam edemediğini ve hastalığı ile ilgili %60 özür durumunu gösterir Özürlü ... Kurulu Raporunu ve iş göremezlik belgesini işverenliğe teslim ederek durumunu belgelediğini, davacının mağdur olmaması adına yasalardan kaynaklanan tüm haklarının kendisine ödendiğini, davacının bu süreç üzerine neden işten çıkartıldığını bilmediğini iddia etmesinin kötü niyet göstergesi olduğunu, üstelik davacının fesih ihbarnamesini kendi imzası ile tebellüğ ettiğini, hesabına yatırılan kıdem tazminatı ile diğer hak edişlerini ihtirazi kayıtsız aldığını, davalı işverenlikte genel uygulamanın fazla mesai yapılmaması yönünde olduğunu, ihtiyaç olması durumunda ise nadiren de olsa yapılabildiğini, bu durumlarda da yapılan çalışmaların bordrolara yansıtılarak işçilere ödendiğini, işyerinde kart basma sistemi olup puantaj kayıtlarının davacının çalışma saatlerini ve günlerini gösterdiğini, tüm yıllık izinlerini kullandığını, kalan izin ücretinin de kendisine ödendiğini, davacıya Nisan 2014 bordrosunda görüleceği üzere kıdem tazminatı ve diğer hak edişlerinin tam ve eksiksiz ödendiğini, ihbar tazminatı alma hakkının yasada da belirtildiği üzere olmadığını, davacının 17. maddeye göre bildirim süresinin 8 hafta olduğu ve yasada belirtilen 6 hafta da eklenmek suretiyle 14 hafta şartına riayet edilerek rapor bitiminde iş akdinin feshedildiğini, işbu davayı belirsiz alacak davası olarak açamayacağını, davacının talep ettiği faiz ve başlangıç tarihlerinin de hatalı olduğunu ve itiraz ettiklerini ayrıca geriye dönük beş yılın dışında kalan alacaklara ilişkin zamanaşımı itirazları da olduğunu, ihtirazi kayıt bulunmayan, işçinin imzasını taşıyan bordroların kesin delil niteliğinde olduğunu, imzalı ücret bordrolarında fazla çalışma ücreti ödendiğinin anlaşılması halinde işçi tarafından gerçekte daha fazla çalışma yaptığının ileri sürülemeyeceğini savunarak, davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:

A-Usul Yönünden;
Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukukî esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukukî dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta, Mahkeme feshe ilişkin gerekçesinde davalının ispat külfetini yerine getiremediği tespitinde bulunmuş, yapılan bu tespitin dayanakları açılanmamış, yıllık ücretli izin ve hafta tatili alacağına ilişkinde herhangi bir değerlendirmeye yer verilmeyerek bu alacakların reddedildiği görülmüştür. İddia ve savunmaları tartışmayan, taleplerin reddindeki veya kabulündeki hukuki dayanakları açıklamayan karar, Anayasa’nın ve HMK.’nun amaçladığı anlamda gerekçe taşımadığı için adil yargılanma hakkını ihlal edeceğinden salt bu nedenle hatalıdır.

B-Esas Yönünden;

1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-İş sözleşmesinin işveren tarafından ... sebepleriyle haklı nedenle ve derhal feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 25. maddesinin (I) numaralı bendinin (a) alt bendinde, “işçinin kendi kastından veya derli toplu olmayan yaşayışından yahut içkiye düşkünlüğünden doğacak bir hastalığa veya sakatlığa uğraması halinde, bu sebeple doğacak devamsızlığın ardı ardına üç iş günü veya bir ayda beş iş gününden fazla sürmesi” hali, (b) alt bendinde ise, “işçinin tutulduğu hastalığın tedavi edilemeyecek nitelikte olduğu ve işyerinde çalışmasında sakınca bulunduğunun ... Kurulunca saptanması” durumunda, işverenin derhal fesih hakkının olduğu açıklanmıştır.
İşçi hastalık veya sakatlığa yol açan olayı bilerek ve isteyerek gerçekleştirmelidir. İşçinin derli toplu olmayan yaşantısı ile içkiye düşkünlüğü de başlı başına fesih nedeni olmayıp, bu durumların, işçiyi hastalığa veya sakatlığa yöneltmesi gerekir.
İşçinin sözü edilen nedenlere dayanan hastalık ya da sakatlığının, ardı ardına üç gün ya da bir ay içinde beş iş günü aşması halinde işverenin derhal fesih hakkı doğar. Maddede geçen “bir ay” takvim ayı olmayıp, işçinin kusura dayanan hastalık veya sakatlık ya da derli toplu olmayan yaşantısı sebebiyle işe gidemediği ilk günü takip eden bir aylık süredir.
İşverenin Yasanın 25/I-a maddesi uyarınca derhal feshi, aynı maddenin (g) alt bendinde geçen devamsızlık nedeniyle fesih hakkından bağımsızdır. Maddenin anılan (g) alt bendinde, işçinin izinsiz ve mazeretsiz olarak işe gelmemesi hali söz konusudur.
1475 sayılı Yasanın 17/I-b maddesinde “işçinin bulaşıcı veya işi ile bağdaşmayacak derecede tiksinti verici bir hastalığa tutulması” hali derhal fesih nedeni olarak sayılmışken, 4857 sayılı Kanunda bu hükme yer verilmemiştir. Bunun yerine işçinin tedavisi imkânsız bir hastalığa tutulması hali düzenlenmiştir. İşçinin tutulduğu hastalığın tedavisinin bulunmaması yanında, işyerinde çalışmasının sakıncalı olması da ... kurulunca belirlenmelidir. Yasanın 25/I-b maddesindeki bu düzenlemeye göre her iki şartın da bir arada bulunması gerekir (Yargıtay 9.HD. 10.11.2008 gün 2008/5816 E, 2008/30572 K.).
İşverenin İş Kanununun 25. maddesinin (a) ve (b) bentleri yönünden feshi haklı fesih olmayıp, kıdem tazminatı ödemekle yükümlüdür. Ancak, Yasa işverene derhal fesih hakkı tanıdığından, işverenin bildirim sürelerine uyma ve ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır.
Somut uyuşmazlıkta; davacının böbrek nakli olduğu, özür durumunun %60 olup, işveren feshinin ... nedeniyle gerçekleştirildiği anlaşılmıştır. Bu durumda davalı işverenin ihbar tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Mahkemece ihbar tazminatı talebinin reddi yerine kabulüne karar verilmesi isabetsizdir.

3-Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı, hafta tatili çalışıp çalışmadığı konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.
Fazla çalışma yaptığını, hafta tatili çalıştığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma ve tatil alacaklarının ödendiği varsayılır.
Fazla çalışma ile hafta tatili çalışıldığının ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, çalışma şeklinin yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda tarafların, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi dava dilekçesinde fazla çalışma yaptığını, hafta tatilinde çalıştığını iddia etmiş, ispat noktasında işyeri kayıtları ile tanık deliline dayanmıştır.
Mahkemenin, fazla çalışma alacağına ilişkin davacının “fazla mesai yaptığını kanıtlamak için yazılı belge sunmamış, sadece tanık ifadelerine dayanmıştır.” şeklindeki gerekçesi ise fazla çalışma iddiasının her türlü delil ile ispatlanabilmesi karşısında yerinde değildir.
Mahkemece yapılacak iş; öncelikle kesin süre vererek işe giriş çıkış kayıtlarının davalı işverenden 6100 sayılı HMK’nın 220. maddesi kapsamında istemek, sonucuna göre, kayıtların olduğu dönemlerde sadece kayıtlara itibar edilerek, kayıt olmayan dönemler için ise tanık beyanlarına göre davacının fazla mesai, hafta tatili talepleri konusunda bilirkişiden denetime elverişli rapor almak ve çıkacak sonuca göre bir karar vermektir. Eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirmeyle bu taleplerin reddi hatalıdır.
F) SONUÇ:

Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 29.05.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.