Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı borçlu Mehmet Yoğurtcu hakkında takip başlatıldığını, takibin kesinleştiğini, borçlunun haczi kabil malı bulunamadığını, üzerine kayıtlı taşınmazdaki hisselerini 28.06.2013 tarihinde davalı eşi Kevser Yoğurtcu'ya devrettiğini belirterek, yapılan tasarrufların iptali ile taşınmazların üzerinde takip konusu alacaklar ve ferileri ile sınırlı olmak üzere cebri icra yetkisi tanınmasına karar verilmesini talep etmiştir.
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin diğer davalı ile evli olsalar da ayrı yaşadıklarını, dava konusu taşınmazın müvekkilinin ailesinden alınan para ile satın alındığını, davalılar arasında husumet olduğunu, dava dayanağı takibin muvazaalı olarak yapıldığını, alacağın gerçek olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen karar ile; davalılar arasında akrabalık bağı bulunduğu, ivazlar arasında önemli oransızlık olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; cevap dilekçesinde bildirdiği sebepler ile mahkeme kararının bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve devamı maddeleri.
Tasarrufun iptali davaları hukuki niteliği itibariyle, dava konusu malın aynına ilişkin olmayıp, şahsi bir davadır. Bunun doğal sonucu olarak da dava ve tasarrufa konu mal devir alanın mal varlığından çıkartılarak borçlunun mal varlığına iade edilmez. Sadece alacaklıya malın bedelinden alacağını alma imkanı sağlar. İptal davasının amacı, İİK 277. ve devamı maddelerinde öngörüldüğü gibi borçlunun mevcudunu azaltmaya yönelik tasarruflarını iptal ettirmektir. İİK.nun 283. maddesi hükmüne göre iptal davasının konusu taşınmaz mal olduğu takdirde, davalı 3.şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan bu taşınmazın haciz ve satışı istenebilir. Diğer söyleyişle bu dava alacaklıya borçlunun mal kaçırma amacıyla yaptığı tasarrufla ilgili mal üzerinde alacağın tahsilini sağlama yetkisini verir. Bu yetki de alacak miktarı ile sınırlıdır.
Bu özelliklerin doğal sonucu olarak davanın görülebilirlik şartlarından birisi alacağın varlığı diğer söyleyişle tasarrufta bulunan kişinin borçlu olması, bir diğeri de alacağın aciz vesikasına bağlanmış olmasıdır. Bu özelliği nedeniyle aciz nedenine dayalı tasarrufun iptali davasında davalı 3.kişi aciz belgesine dayanan alacağın gerçekte olmadığını iddia ve ispat edebilir. Çünkü dava şartlarından birisi de tasarrufta bulunan kişinin borçlu olması gereğidir. Eğer tasarrufta bulunanın alacaklıya gerçek bir borcu olmadığı iddia ediliyorsa bu durumda tasarruf sahibinin öncelikle borçlu sıfatı çözümlenmelidir. Eğer gerçek bir borç yoksa alacak da söz konusu olamayacağından iptal davasının dinlenmesi mümkün olmaz.
Diğer bir yönüyle de konu ele alındığında, İİK.277.vd maddelerine göre açılan iptal davalarında takip borçlusundan hak iktisap eden 3.kişilerin davacının takip borçlusundan alacaklı olmadığına ilişkin savunmasının araştırılmasında zorunluluk vardır. Aksi takdirde takip alacaklısıyla anlaşarak veya nasıl olsa kendisinin borca batık olması nedeniyle gerekli çabayı göstermeyerek icra takibine itiraz etmeyen, itiraz üzerine durması söz konusu olmayan kambiyo senetlerine dayalı takibe karşı menfi tespit davası açmayan takip borçlusunun bu davranışı karşısında borçludan mal edinen üçüncü kişilerin yargı eliyle zarara uğratılması söz konusu olur ki bunun kabulüne olanak yoktur. Hatta tasarrufta bulunurken borçlu olmayan kötü niyetli kişilerin malvarlığındaki bir unsuru iyi niyetli üçüncü kişilere devrettikten sonra hileli işbirliği halinde olduğu kimselere eski tarihli borç senedi vererek elinden çıkardığı malları iptal davası yoluyla dolaylı olarak geri alması dahi imkan dahiline sokulabilir. Elbette ki bunlar yasaca amaçlanan durumlar değildir. Tasarrufun iptali davalarında alacaklıya alacağını tahsil olanağı sağlanırken bu alacaklının alacağının şeklen varlığının değil, gerçekliğinin amaçlandığını göz ardı etmemek gerekir.
Alacağın gerçek olduğunu ispat yükümlülüğü davacıya aittir. Alacaklı ve borçlu arasındaki ilişkiden, bilgi ve belgeden bu ilişkinin dışında olan üçüncü kişinin haberdar olması veya belgelerin elinde olması beklenemez.
Somut olayda, davalı borçlu ve üçüncü kişi her ne kadar karı-koca olsalar da zabıta araştırması ile 2013 yılından beri fiilen ayrı yaşadıkları, aralarında husumet olduğu 21.07.2014 tarihine borçlu aleyhine nafaka davası açtığı ve lehine aylık 600 TL nafakaya hükmedildiği, dava konusu taşınmazın 28.06.2013 tarihinde üçüncü kişiye devredildiği sabittir. Davacı ise, 24.06.2013 tanzim tarihli 24.07.2013 vadeli 80.000 TL.' lık senedi 24.10.2014 günü nafaka davası açıldıktan kısa bir süre sonra icraya koymuştur.
Davalı üçüncü kişi, davacı alacaklı ile borçlu davalı arasında gerçek bir alacak borç ilişkisinin bulunmadığını, dava konusu taşınmaz hissesinin borçlu tarafından satışından sonra tekrar geri almak amacı ile gerçekte olmayan bir alacak için senet düzenlendiğini savunmuştur.
Borç kaynağı bononun elden verilen paraya ilişkin olduğu belirtilmiş, bu yönde tanık dinlenmiştir. Tanıklar davacı alacaklı ve borçlunun aynı zamanda amca çocukları olduklarını belirtmiştir. Davacı alacaklı, 24.10.2014 tarihinde takibe geçmiş ve borçlu adresinde haciz dahi yapmadan 20.11.2014 tarihinde eldeki tasarrufun iptali davasını açmıştır.
Borçlu davalı eşi ile ayrı yaşamakta olup aleyhine nafaka davası açıldıktan sonra, amcasının oğlundan elden o tarih itibari ile yüklü bir miktar olan 80.000 TL.'nin neden verildiği net olarak ortaya konulmamıştır.
Alacağın gerçekliğini ispat yükünün davacıda olduğu ancak bu iddianın inandırıcı delillerle ispatlanmadığı dikkate alınarak davacının davasının ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.
10.Kabule göre ise, tasarrufun iptali davalarında harç ve vekalet ücreti takip konusu alacak miktarı ile iptaline karar verilen şeyin değerinden hangisi az ise o değer üzerinden hükmedilmesi gerekirken, fazla olan taşınmaz değerin üzerinden yargılama giderine hükmedilmesi de hatalı olmuştur.
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle, davalı ... vekilinin tüm temyiz itirazlarının kabulu ile mahkeme kararının, BOZULMASINA
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı ...'ya iadesine,
Dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine .
19.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.