İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; temyiz edilebilir olduğu, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığının 24.10.2018 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 234 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
2. Eskişehir 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 29.12.2020 tarih ve 2018/966 Esas, 2020/1507 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında atılı suçtan beraat kararı verilmiştir
3. İlgili kararın katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine duruşmalı inceleme neticesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 16.03.2022 tarihli kararı ile beraat kararı kaldırılarak sanık hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 109 uncu maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrasının (f) bendi, 43 üncü maddesi ve 62 inci maddesi uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.
1. Katılan vekilinin temyiz isteği; ceza miktarının artırılması ve katılan lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.
2. Sanık müdafiinin temyiz isteği; suçun unsurlarının oluşmadığına, tanık ve mağdur beyanlarına itibar edilerek beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.
1. Dava konusu olay, sanık ve katılanın evlilik dışı ilişkisinden doğan ve nüfus kaydı incelendiğinde baba tarafından tanındıkları anlaşılan şikayet tarihinde 4,8 ve 14 yaşlarındaki üç çocuğu sanığın yanında tuttuğu ve anneye göstermediği iddiasına ilişkindir.
2. Sanık savunmalarında çocukların kendi yanında olduğunu, mağdurenin görmek ve bakmak istemediği için vermediğini beyan etmiştir.
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
Her ne kadar sanık hakkında çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmış ise de sanığın inkara yönelik savunması ve olayın aynı zamanda tanığı olan mağdurlar ..., ..., ...'in sanığın kendilerini alıkoymadığına ve katılana göstermemezlik yapmadığına ilişkin beyanları, tanıklar Döne, Arife, Murat anlatımları ve takipsizlik kararları bir bütün olarak değerlendirildiğinde somut olmayan diğer tanık beyanlarına itibar edilememiş, sanığın atılı suçun işlediğine ilişkin mahkumiyete yeter yasal kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden sanığın beraatine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
Sanık hakkında çocuğun kaçırılıp alıkonulması suçundan kamu davası açılmış ve ilk derece mahkemesince sanığın suçu işlediği sabit olmadığından beraat kararı verilmiş ise de 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki suçun oluşabilmesi için velayet hakkı sahibi ana veya babanın bir mahkeme kararı ile bu hakkının elinden alınmış olması gerekir, Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre tanıma babaya velayet hakkı vermez, çocuklar üzerinde velayet hakkı hiç doğmayan ve bulunmayan sanığın mağdure tarafından çocukların teslimi istenildiğinde vermeyerek kanuni temsilcisinin iradesi dışında yanında tutmaya devam ettiği ve böylelikle kişiyi hürriyetten yoksun kılma suçunu işlediğinin sübuta erdiği kabul edilmiştir.
5237 sayılı Kanunun 234 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçu özgü suçlardandır, bu suçlar ancak velayet yetkisi elinden alınmış olan ana veya baba ya da üçüncü derece dahil kan hısmı olan kişilerdir, baba olan sanığın velayet yetkisi elinden alınmış olsa da, çocuğun 3. dereceye kadar olan kan hısımları içerisinde yer alması karşısında, sanığın eylemi 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesi kapsamındaki çocuğun kaçırılması ve alıkonulması suçunu oluşturmaktadır.
Ancak bu suçun oluşabilmesi için sanığın, 16 yaşını bitirmemiş olan çocukları kaçırması ve alıkoyması yani velayet hakkı sahibi olan katılana teslim etmemiş olması gerekir. Katılanın aşamalardaki ifadeleri incelendiğinde çocukların kendisi ile kalmasını istediğine dair açık beyanı bulunmadığı, aksine şikayetinin sadece çocukları görmek istediğinde kendisine getirilip gösterilmediğine ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda sanığın çocukları velayet hakkı sahibine talep etmesi halinde teslim etmesi yasal zorunluluk ise de velayet hakkı sahibinin görmek istediği zaman çocukları gösterip tekrar geri alması konusunda bir hukuki zorunluluğu yoktur. Bu nedenle 5237 sayılı Kanun'un 234 üncü maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan suçun unsurları oluşmadığı gibi çocukların rızaları dışında ve annelerinin izni olmaksızın babalarının yanında tutulduğuna ilişkin delil de bulunmamaktadır. Bu durumda sanığın fiilinin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraati yerine yazılı şekilde kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkumiyet kararı verilmesi hukuka aykırı bulunduğundan katılan vekilinin temyiz nedenleri yerinde görülmeyip, sanık müdafiinin temyiz nedenleri kabul edilerek hükmün bozulması gerekmiştir.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 16.03.2022 tarihli ve 2021/244 Esas, 2022/410 Karar sayılı kararının, katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.03.2024 tarihinde karar verildi.