Esastan ret
İLK DERECE

Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Mercedes marka kamyonunu dava dışı Gülsoy Otomotiv şirketinden 22.09.2011 tarihinde satın almış olduğunu, davalı firmanın ise satışa konu aracı üreten şirketin Türkiye temsilcisi olduğunu, araç hafriyat alımı işinde çalıştığı sırada bomba gibi bir gürültü ile patlaması sonucunda aracın içindeki şirket çalışanı şoförün yaralandığını, müvekkili aleyhine açılan tazminat davası sonucunda 393.500,00 TL ödemek zorunda kaldığını, bu dava kapsamında alınan raporlardan 12.10.2015 tarihli raporda kazanın oluşumuna araçtaki üretim hatasının neden olduğu belirtildiğini, ancak yargılamayı yapan mahkemece bu rapora itibar edilmediği ve verilen kararın kesinleştiğini, daha sonra SGK tarafından davacı aleyhine ikame edilen davada alınan raporda yine kazanın oluşumuna araçtaki üretim hatasının neden olduğu belirtildiğini, müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığı iş kazası neticesinde kazazedeye ödemek durumunda kaldığı tazminatın, olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğu düşünülen davalı şirkete rücu edilmesinin gerektiğini ileri sürerek şimdilik 50.000,00 TL'nin ödeme tarihinde itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; rücu talebine ilişkin 2 yıllık zamanaşımı süresinin sona erdiğinin anlaşıldığını, huzurdaki davanın zamanaşımını nedeni ile reddine karar verilmesi gerektiğini, davaya konu edilen iş kazasının oluşumunda davacı şirketin kusurlu ve sorumlu olduğu İstanbul 17. İş Mahkemesi 2013/106 E. ve 2017/1088 K. sayılı ilamı ile kesinleşmiş bulunduğunu, artık farklı kusur ve sorumluluk oranı belirlenemeyeceğini, kazanın oluş şekli ile sabit olduğu üzere aracın kabinindeki sol ön camının kırılmış olduğunu, camın açılır kapanır özellikte hareketli bir yapıya sahip olduğunu ve teknik olarak raporda belirtildiği üzere gerilmesi, genleşmesi veya hatalı montaj nedeni ile patlamasının mümkün olmadığını, huzurdaki davanın mezkûr camın üreticisi Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş.’ye ihbarı gerektiğini, müvekkili şirketin imalat hatası nedeni ile patladığı iddia edilen camın üreticisi olmadığını, Türkiye Şişe Cam Fabrikaları A.Ş.’den tedarik edildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı alıcı satılanda bulunan ayıp nedeniyle uğramış olduğu zararın aracın üreticisi olan davalı tarafından tazminini talep etmiş ise de taraflar arasında sözleşmesel ilişkinin bulunmaması nedeniyle davalıya husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı müvekkili firmanın markanın vermiş olduğu güvene ve garantiye inanarak davalı şirketin kamyonunu satın almış ve sonrasında iş yerinde meydana gelen ve kamyonun üretim hatasından kaynaklandığını düşündükleri sebepten ötürü çalışanına tazminat ödemek durumunda kaldığını, davalının bizzat üretici olması ve sahip olduğu markanın garantisini sunması itibari ile açıkça davalı sıfatını haiz olabilecekken taraflar arasında sözleşmesel ilişki bulunmadığı gerekçesi ile pasif husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi, açıkça hukuka aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının tüketici olmadığı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Kanunu (6502 sayılı Kanun)'nun ithalatçıya getirdiği yükümlülüklerin ticari satışta söz konusu olmadığı, davalı Mercedes - Benz Türk A.Ş.’nin sadece garanti belgesinde taahhüt ettiği hususlarda sorumlu olduğu, dosya içerisine ibraz edilmiş garanti belgesi olmadığı, davacı tarafça davaya konu aracın garanti belgesinin olduğu iddia edilmediği gibi istinaf sebebi olarak da ileri sürülmediği, dolayısıyla İlk Derece Mahkemesince davalı Mercedes - Benz Türk A.Ş. hakkındaki davanın reddi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dilekçelerindeki nedenlerle, istinaf kararında davacı müvekkil şirketçe satın alınan araca ait garanti sözleşmesinin sunulmadığını ve davalı Mercedes - Benz Türk A.Ş.'nin sadece garanti belgesinde taahhüt ettiği hususlardan sorumlu olduğunun belirtildiğini, bu durumda İlk Derece Mahkemesinin husumet yokluğu nedeni ile verdiği kararın doğru olmadığı kabul edilmiş iken karara ilişkin istinaf taleplerinin yerinde görülmemesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, aracın camında meydana gelen patlamanın üretim hatasına bağlanıp bağlanamayacağının araştırılması gerektiğini, davalı tarafça patlayan camın garanti kapsamı dışında olduğuna ilişkin herhangi bir savunma getirilmediğini, davalı firmanın aynı zamanda üretici firma olması dikkate alındığında, meydana gelen zarardan sorumlu olacağını, davalının bizzat üretici olması ve sahip olduğu markanın garantisini sunması itibari ile açıkça davalı sıfatını haiz olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davacının, dava dışı Gürsoy Otomotiv şirketinden satın almış olduğu aracın ayıplı imal edilmiş olması iddiasına dayalı olarak işçisine ödemiş olduğu tazminatın davalıdan rücuen tazmini istemine ilişkindir.

6098 sayılı Kanun'un 219 uncu maddesi.

1. İlk Derece Mahkemesince yukarıda özetlendiği şekilde davanın husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda özetlendiği şekilde farklı bir gerekçe ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100 sayılı Kanun) nun 353/1,b/1 inci maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.

2. 6100 sayılı Kanun'un 353/1,b/2 nci maddesi "Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında duruşma yapılmadan karar verilir." hükmünü haiz olup, anılan hüküm doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulması gerekirken 6100 sayılı Kanun'un 353/1,b/1 inci maddesi uyarınca başvurunun esastan reddine dair karar verilmesi yerinde görülmediğinden, Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen bozulmasına karar vermesi gerekmiştir.

3. Bozma sebep ve şekline göre, davacı vekilinin esasa yönelik temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.

Açıklanan sebeple;

1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının re'sen BOZULMASINA,

2. Davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada yer olmadığına,

Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine,

Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

28.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.