Esastan ret

Taraflar arasındaki inançlı işlemden kaynaklı tapu iptali ve tescil istemli davada yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 27.02.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen günde duruşmalı temyiz eden davacı vekili Avukat ..., diğer taraftan davalı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra açık duruşmanın bittiği bildirildi. İşin incelenerek karara bağlanması için Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; ... Ltd. Şti.'nin ortakları olan davacı ... ve davalı ...'ın kardeş olduklarını, dava konusu Ankara ili, Gölbaşı ilçesi, ... Köyü, ... mevkii, 508 parsel sayılı taşınmazın davalı adına kayıtlı olduğunu, bu taşınmazın şirket tarafından yapılan iş karşılığında ...'dan alınan daire ve üstüne eklenen para ile satın alındığını, kardeşlerin o yıl ortak olmaları nedeni ile taşınmazın 18.06.1996 tarihinde davalı adına tescil edildiğini, tarafların babalarının ölümünden sonra menkul ve gayrimenkullerin rıza-i taksim belgesi düzenlenerek paylaşıldığını, bu rızai taksimde dava konusu arsanın davacı ile davalı arasında eşit oranda bırakıldığını belirterek taşınmazın tapu kayıtlarının iptali ile davacı adına 1/2 oranında tescil edilmesini talep etmiştir.

Davalı cevap dilekçesinde; davacı tarafından iddialara yönelik yazılı delil sunulamadığını, şirket kayıtlarında yapılan işleme ilişkin kayıt ve evrakın olmadığını, taşınmazın parasını vererek satın alındığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davacı tarafından 09.06.2002 tarihli sözleşmeye dayanılarak dava konusu taşınmazın ½ payının iptali ile adına kayıt ve tescilinin talep edildiği, davalı tarafından sözleşme içeriği ve imzanın kabul edilmediği, sözleşme aslının Adli Tıp Kurumuna gönderilerek sözleşmedeki davalı adına atılı imzanın davalının eli ürünü olmadığının tespit edildiği, bu durumda davacı tarafça delil olarak dayanılan belgenin bir geçerliliğinin bulunmadığı, davacı tarafça iddianın ispat edilemediği gerekçeleriyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Adli Tıp Kurumu raporunun Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2009 tarihli kararındaki nitelikleri taşımadığını, raporda imzanın davalının eli ürünü olmadığının fotoğraf veya diğer uygun görüntü teknikleri ile desteklenmediğini, sözleşmede imzası bulunan kardeşlerin dinlenmesi gerektiğini, bu yöndeki taleplerinin Mahkemece gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, imzanın davalıya ait olmadığı savunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının delil olarak dayandığı 09.06.2002 tarihli yazılı belgede davacı ve davalı tarafın imzalarının bulunduğu ve sözleşmede “Dağ” olarak yazılı taşınmazın çekişme konusu taşınmaz olduğunun taraflarca kabul edildiği, davalı tarafından sözleşmenin ikinci sayfasındaki imzanın tarafına ait olmadığının savunulduğu, imzanın davalının eli ürünü olup olmadığının belirlenmesi için Adli Tıp Kurumundan rapor alındığı, belge altındaki imzanın davalının eli ürünü olmadığının belirlendiği, bu halde davacı tarafından taraflar arasında düzenlenmiş veya davalının beyanını içeren başka bir delil başlangıcı oluşturacak nitelikte yazılı bir belgenin sunulmadığı, ayrıca davacı tarafından dava dilekçesinde yemin deliline de dayanılmadığı, dolayısıyla davacının inanç sözleşmesine dayanan isteminin kanıtlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf dilekçesinin esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; Adli Tıp Kurumu raporunun Hukuk Genel Kurulunun 07.10.2009 tarihli kararındaki nitelikleri taşımadığını, raporda imzanın davalının eli ürünü olmadığının fotoğraf veya diğer uygun görüntü teknikleri ile desteklenmediğini, sözleşmede imzası bulunan kardeşlerin dinlenmesi gerektiğini, bu yöndeki taleplerinin Mahkemece gerekçe gösterilmeden reddedildiğini, imzanın davalıya ait olmadığı savunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, imza inkarının iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına aykırı şekilde ileri sürüldüğünü belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, inançlı işlemden kaynaklı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.

2. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 05.02.1947 tarihli ve 1945/20 Esas, 1947/6 Karar sayılı kararı.

1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve özellikle ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Yargıtay duruşma vekâlet ücreti 17.100,00 TL’nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

27.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.