Esastan ret
Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davasında İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararın davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalılar vekilinin itirazının esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle;kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu 240 parsel sayılı taşınmazın ... oğlu ... adına kayıtlı iken davalıların mirasbırakanı Şahiste Bastığan’ın ilgili taşınmazdaki hak ve hissesini Kartal 2. Noterliğinin 26.09.1980 tarihli düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile davacıların murisi ...’a sattığını, bedelin ödenmesine rağmen devrin gerçekleştirilmediğini belirterek, davalılar adına intikal eden hisselerin iptali ile vekil edenleri adına miras payları oranında tesciline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin TBK’nın 39 uncu maddesi uyarınca mirasbırakanlarının iradesinin hileli davranışlarla sakatlanması sonucu imzalandığını, bu yönüyle hükümsüz olduğunu, on yıllık zamanaşımı süresinin geçmesi nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini, davacıların mirasbırakanı ...’un da kök murisin mirasçılarından olup sözleşmenin ifa olanağının her zaman bulunduğunu, ifa olanağının başından beri var olması nedeniyle davacıların dürüstlük kuralını ihlal ettiklerini, vekil edenlerinin ilgili sözleşmenin varlığından dava dilekçesinin tebliği ile haberi olduklarını, dava konusu parsele yönelik İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/372 Esas sayılı dosyasıyla dava dışı mirasçılar tarafından imzalanmış 1992 tarihli bir satış vaadi sözleşmesine dayanılarak hükmen tescile ilişkin dava açıldığını, aynı parselle ilgili olmasına rağmen iki sözleşmedeki bedel arasında uçurum bulunduğunu belirterek, davanın reddini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; Kartal 2. Noterliğinin 26.09.1980 tarihli düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesine göre davalıların murisi Şahiste Bastığan'ın dava konusu 240 parsel sayılı taşınmazda ... oğlu ...'den gelen miras hak ve hisselerinin tamamını davacıların murisi ...'e 50.000,00 TL bedelle sattığı, bedelinin nakden alındığı, sözleşmenin resmi şekilde yapıldığı, sözleşme içeriğinin aksinin aynı kuvvette delille ispatlanması gerektiği, davacı tanıklarının beyanlarına göre taşınmazın zilyetliğinin davacılara devredilmiş olduğu, öyle ki taşınmaz üzerindeki bazı yapıların davacıların dedeleri ..., bir kısmının da babaları ... ve davacılar tarafından yapıldığı, davalıların hiçbir zaman zilyet olmamaları sebebiyle zamanaşımı def'inin dinlenemeyeceği, kök murisin ... soyadlı mirasçılarının da bulunduğu ancak elbirliği mülkiyeti çözülmüş olduğundan bir kısım mirasçılara dava açılmasının mümkün olduğu, davacıların murisinin edimini yerine getirdiği fakat davalılarca tapunun devredilmediği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle;
1. Verilen kararın hukuka aykırı olup bozulması gerektiğini,
2. Cevap dilekçelerinde belirttikleri hususlarda araştırma yapılmaksızın eksik inceleme sonucu davanın kabulüne karar verildiğini,
3. Akdedilen sözleşmenin TBK’nın 39 uncu maddesi uyarınca miras bırakanlarının iradesinin hileli davranışlarla sakatlanması sonucu imzalandığını ve kurulduğu andan itibaren kesin hükümsüz olduğunu,
4. İlk Derece Mahkemesince usul ve yasaya aykırı olarak zamanaşımı def'inin ileri sürülemeyeceğine dair hüküm oluşturulduğunu,
5. Sözleşmede tapuda ferağ takririnin intikal işlemlerinin tamamlanmasından sonra verileceğinin düzenlendiğini ancak intikal işlemlerinin gerçekleştirilmesi konusunda davalıların murisine herhangi bir borç ve sorumluluk yüklenmediğini,
6. İntikalin yapılmaması hususunda taraflarına atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını,
7. Aksine davacıların intikal işlemini zamanında yapmayarak kendi kusuruyla sözleşmenin zamanaşımına uğramasına sebebiyet verdiğini,
8. Sözleşme kurulduğu andan itibaren davacıların intikal işlemlerini yapma ve ferağı isteme konusunda muhayyer ve muktedir olmasına rağmen üzerinden 26 yıl gibi uzunca bir zaman geçtikten sonra ve intikal işlemlerinin taraflarınca gerçekleştirildikten sonra huzurdaki cebri tescil davasını açmalarında hukuki hiçbir menfaat ve iyi niyet bulunmadığını,
9. Davacıların TMK’nın 2 inci maddesinde belirtilen dürüstlük kuralını ihlal ettiğini,
10. Davanın zamanaşımı yönünden reddi gerektiğini,
11. Davacıların ne dava dilekçesinde ne de cevap dilekçesinde tanık deliline dayanmadığını,
12. Davacıların tanık dinletmesine muvafakatleri olmadığı yazılı olarak bildirildiği halde tanıkların dinlenerek hükme esas aldığını ileri sürerek istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile özetle; dava konusu taşınmazın davacıya teslim edildiği, bu nedenle zamanaşımı savunmasının iyi niyetli olmadığı, sözleşmede satış bedelinin tamamının ödendiğine ilişkin kayıt bulunduğu, aksinin aynı nitelikte bir delille ispatlanamadığı, sözleşme konusu taşınmazın ada ve parsel numarası belirtilerek vaat borçlusunun murisinden gelecek taşınmaz olarak açıklandığı yani sözleşme konusunun belirlenebilir bulunduğu gerekçesiyle davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde özetle; cevap dilekçesi, dosya kapsamındaki beyanlar ve istinaf sebeplerine benzer gerekçeler ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.
Dava, düzenleme şeklindeki satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,
2.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 605 ıncı maddesinin ikinci fıkrası, 706 ve 716 inci maddeleri,
3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 29,162 ve 237 inci maddeleri,
4. 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi,
1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılar vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
26.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.