İstinaf başvurusunun kabulü ile; İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden kurulan mahkûmiyet
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1.İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.09.2018 tarihli ve 2018/281 Esas, 2018/459 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve altıncı fıkraları uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sürücü belgelerinin 3 yıl süre ile geri alınmasına karar verilmiştir.
2.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19.Ceza Dairesinin, 03.07.2019 tarihli ve 2018/4455 Esas, 2019/2324 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından yapılan istinaf başvuruları üzerine yapılan inceleme sonucu, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ile 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası gereğince 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına karar verilmiştir.
3.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan, 18.10.2021 havale tarihli ve 2019/95192 sayılı, "Temyiz Talebinin Esastan Reddi" görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.
A.Sanık müdafiinin temyiz isteği; eksik incelemeye, kusur tespitine, yayaların asli kusurlu olduğuna, sanığın ehliyetli sürücü olduğuna, gözüne de gözlüklerini taktığı zaman herkes gibi gayet iyi görebilmekte olduğuna, gözlük kullanmanın suç olmadığına, kaza sırasında da sanığın gözlükleri gözünde olup gözlük kullandığı için kazanın meydana geldiğine dair hiçbir delil, bilirkişi raporu ve oluşum mevcut olmadığına, sanığın gözlükle araba kullanmasının bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması için yeterli bir gerekçe olmadığına, olayın oluşumunda bilinçli taksir koşullarının mevcut olmadığına, sanık gözlükle araç kullanmış olduğu için cezası tayin edilirken "Bilinçli taksir" hükümleri uygulanarak cezası ağırlaştırılırken, hüküm kesinleşene kadar sürücü belgesinin geçerli olacağı ve araç kullanabileceğine dair karar verilmiş olup, Mahkeme kararındaki gerekçe ile çelişkili olacak bir karara imza atmış olduğuna, cezalandırılmasına karar verdiği eylemini karar kesinleşene kadar sürdürmesine imkanı tanımış olduğuna, cezanın alt sınırından uzaklaşılmasını gerektirecek yasal unsurları mevcut olmadığından alt sınır olarak belirtilmiş olan 2 sene hapis cezası temel alınmak sureti ile, lehine olan yasal indirim hükümlerinin de bu ceza miktarı üzerinden uygulanmasına, sabıkasız oluşu, daha önceden emsal bir olay nedeni yargılanmamış olduğu dikkate alınmak sureti ile tüm yasal ve takdiri indirim hükümleri uygulanmak sureti ile cezanın Adli Para Cezasına çevrilmesine karar verilmesi gerektiğine, ayrıca katılanlar vekili yararında hükmedilen vekalet ücretinin de fahiş miktarlı olduğuna ilişkindir.
B.Katılanlar vekilinin temyiz isteği; istinaf Mahkemesi tarafından, olayda bilinçli taksir olduğun tespit edilmişken, yerel mahkemece verilen ceza miktarından daha az bir cezaya hükmedilmesi kanuna, Yargıtay Kararlarına, vicdana ve hakkaniyete aykırı olduğuna, bilinçli taksire rağmen cezanın hemen hemen en alt miktarından hüküm kurulmasını hukuken kabul etmenin mümkün olmadığına, kararın bu şekilde kesinleşmesi ile 17 yaşında genç bir kızın ölümüne, bir genç kızın da ağır yaralanmasına bilinçli taksirli fiili ile sebep olan sanık, infaz kanunu maddelerinin uygulanması ile sadece 2 ay 10 gün gibi bir süre cezaevinde (ki sadece 1 ayı kapalı cezaevi) kalacak olup, istinaf Mahkemesinin cezanın alt miktarından ceza tayin etmesinin, bilinçli taksir düzenlemelerinin amacına ve cezanın caydırıcılığı ilkesine aykırı olduğuna, İstanbul Anadolu 7.Ağır Ceza Mahkemesi tarafından; vakada bilinçli taksir olmadığı kanaati ile sanık hakkında TCK Md.85/1'den hüküm kurulmuş ve ceza tayininde ağır kusur sebebi ile cezanın üst sınırına yaklaşılarak 5 yıl hapis cezası verilmiş olmasına rağmen, istinaf sonrası Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi tarafından hem ağır kusur hem de kazada bilinçli taksir olduğu tespit edilmiş ve bir kişi ölmüş bir kişi ağır yaralanmışken meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınmadan alt sınıra yakın olarak 4 yıl ceza tayin edilmesinin açıkça kanuna, hukuka ve Yargıtay Kararlarına aykırı olduğuna, yargılama sonucunda sanık hakkında cezanın geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak sanığın cezasından TCK 62/1 maddesi uyarınca takdiren 1/6 oranında indirim uygulanmış olduğuna, sanığın hiçbir pişmanlık belirtisi göstermemesine, duruşmalara düzenli olarak katılmamasına rağmen sayın mahkemece matbu şekilde takdiri indirim uygulanması kabul edilebilir bir durum olmadığına, bu nedenlerle hukuka,kanuna ve içtihatlara aykırı yerel mahkeme kararının bozulması talebine ilişkindir.
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1.İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.09.2018 tarihli ve 2018/281 Esas, 2018/459 Karar sayılı kararı ile;
"...Sanığın sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile Sultanbeyli istikametinden Yenişehir istikametine seyir halindeyken karşıdan karşıya geçmek isteyen maktul ... ve mağdur İsra'ya çarptığı, bunun sonucunda Senanur'un öldüğü, İsra'nın yaralandığı anlaşılmıştır. Mahalinde yapılan keşif, bilirkişi raporu, ATK raporu ve tüm dosya kapsamında anlaşılacağı üzere maktul ve mağdurun arkadaşları olan Zehra'nın yanına gitmek üzere belediye otobüsüne bindikleri ve yolun karşıdan karşıya geçmek istedikleri, orta refüjde bulunan çalılıklar arasından çıktıkları, bu sırada sanığın sevk ve idaresindeki aracın çarptığı anlaşılmıştır. Sanık ...'un seyrini meskun mahal şartlarını dikkate alınarak sürdürmesi, sol tarafından bulunan orta refüj üzerinde taşıt yoluna giren yayalara çarpmadan önce etkili tedbir alması gerekirken aldığı tedbirlerde yetersiz kalıp sevk ve idaresindeki kamyonetin yayalara çarpmasına sebebiyet verdiği anlaşılmakla tali kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Eylemde sanığın sadece olay tarihinden sonra alınan 29/04/2014 tarihli sağlık kurulu raporunda ''görme seviyesi açısından ehliyet alamaz'' şeklinde raporun bulunduğu buna rağmen sanığın araç sürdüğü, bu nedenle bilinçli taksir uygulanması gerektiği talep edilmiş ise de; Sanığın olay tarihinde geçerli olan sürücü belgesinin bulunduğu, bu tarihe kadar sanığa hiç kimsenin araç süremeyecek kadar görme bozukluğu olduğu ihtarının yapılmadığı, bu nedenle sanığın araç süremeyeceğini bildiği halde araç sürmeye devam etmesinin söz konusu olmadığı, bilinçli taksir koşullarının oluşmadığı anlaşılmakla..." gerekçeleri ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, üçüncü ve altıncı fıkraları uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sürücü belgelerinin 3 yıl süre ile geri alınmasına karar verilmiştir.
2. Maktulün kesin ölüm sebebini belirleyen, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 02.01.2014 tarihli adli muayene ve otopsi tutanağında; maktulün ölümünün, trafik kazasına bağlı kafa tabanı ve temporal kemik kırıkları ile birlikte gelişen kafa içi kanama sonucu meydana geldiğinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
3.Adli Tıp Kurumu Kartal Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 30/01/2014 tarih 2014/2960 sayılı İsra Şarankapiç hakkında düzenlenen raporunda; "Kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olduğu,
Kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde Hafif (1), Orta (2-3) ve Ağır (4-5-6) olarak sınıflandırıldığında ve birden fazla kırık olması nedeni ile skorlama yapılarak şahısta saptanan kırıkların müştereken hayat fonsiyonlarını ORTA (3) derecede etkileyecek nitelikte olduğu kanaatin bildirir rapordur." şeklinde belirtilmiştir.
4.Adli Tıp Kurumu Kartal Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 27/01/2014 tarih 2014/2613 sayılı sanık ... hakkında düzenlenen raporunda; "Belirgin bir bir fizyopatolojik araz saptanmadığı, kişnn gözlük kullanmakta olduğu, gözlük numaralarının 11 ve 12 olduğunu beyan ettiği, gözlükle parmak sayabildiği, renkleri ayırdedemediği anlaşılmakla; sorulan hususlarda bir kanaate varılmadığından ve ileri tetkiki de gerektiğinden, şahsın Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kuruluna yahut en yakın resmi sağlık kuruluşuna sevkinin sağlanarak yaptırılacak muayenesiyle görüş alınmasının uygun olacağı kanaatini bildirir rapordur." şeklinde görüş bildirildiği, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/04/2014 tarih 3296 sayılı raporunda da; "Görme seviyesi açısından ehliyet alamaz. Hasta mevcut gözlük numaraları ve görme keskinlği ile motorlu araç kullanamaz." şeklinde görüş bildirildiği anlaşılmaktadır.
5. Sanık ...'un olay tarihinde sevk ve idaresindeki araçla seyir halinde iken karşıdan karşıya geçmekte olan ... ve İsra Şarankapıç'a çarpması sonucu ...'ın öldüğü, mağdur İsra Şarankapıç ise yaralandığı olayda; mağdurun soruşturma esnasında şikayetinden vazgeçmesi sonucu ... hakkında ek takipsizlik kararı verildiği, sanık hakkında İstanbul Anadolu 61. Asliye Ceza Mahkemesinin 2015/58 esas sayılı dosyası üzerinden yargılama yürütülürken, İstanbul Anadolu 61. Asliye Ceza Mahkemesinin 26/04/2018 tarih, 2015/58 esas sayılı yazısı ile taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma suçundan sanık ... hakkında yapılan duruşma sonucu görevsizlik kararı verildiği, sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması ihtimali bulunduğu ve sanık hakkında verilen 27/06/2014 tarihli ek kyok kararının yeniden değerlendirilmesi gerektiğinden bahisle suç duyurusunda bulunulduğu, yapılan incelemede olayda yaralanan mağdur İsra Şarankapıç'ın ... hakkında şikayetçi olmaması sebebiyle ... hakkında İstanbul Anadolu C. Başsavcılığının 27/06/2014 tarih 2014/5 soruşturma sayılı kararı ile ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, ... hakkında 29/04/2014 tarihli Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesi Sağlık Kurulunca düzenlenen raporda sürücünün görme seviyesi açısından ehliyet alamayacağı, mevcut gözlük numaraları ve görme keskinliği ile motorlu araç kullanamayacağının belirtildiği, bu durumda ... hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması ihtimali bulunduğundan hakkındaki İstanbul Anadolu C. Başsavcılığının 27/06/2014 tarih 2014/5 soruşturma sayılı kararı ile ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasının talep edildiği, İstanbul Anadolu 3. Sulh Ceza Hakimliği'nin 20/07/2018 tarih, 2018/5976 D. İş sayılı kararı ile ilgili ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kaldırılmasının karar verildiği, ... ile İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesi'nin görev uyuşmazlığının da İstanbul Bölge Adliyesi 13. Ceza Dairesi'nin 11/05/2018 tarih, 2018/1117 esas sayılı kararı ile giderildiği görülmektedir.
6. Olay sonrası düzenlenen Trafik Kazası Tespit Tutanağında kazada; sanığın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (2918 sayılı kanun) 52/1-b maddesindeki, "Araçların hızını yol, hava ve trafik durumunun gerektirdiği şartlara uydurmamak" kurala uymayarak kusurlu olduğu, yayaların aynı Kanun'un 68/1-b.3 maddesinde yer alan "Işıklı işaret veya yetkili kişilerin bulunmadığı geçitlerde, ve kavşaklarda yaklaşan aracın uzaklık ve hızını göz önüne almadan veya göz önüne aldığı halde uygun zamanda geçmemek" kuralını ihlal ettiğinden kusurlu olduklarının belirtildiği; soruşturma aşamasında alınan 26.06.2014 tarihli trafik bilirkişi raporunda da ... plakalı araç sürücüsü ...'un kazanın meydana gelmesinde %50 oranında tali kusurlu olduğu, yayalar ... ve İsra Şarankapiç'in kazanın meydana gelmesinde %50 oranında tali kusurlu oldukları, olayda başka kusurlu olmadığı kanaatinin bildirilmiş olduğu belirlenmiştir.
7.Yargılama aşamasında yapılan keşfe dayalı düzenlenen 30.11.2015 tarihli bilirkişi raporunda, sanık sürücü ...'un olayın meydana gelmesinde asli kusurlu olduğu, kazazede ...'ın olayın meydana gelmesinde tali kusurlu olduğu şeklinde görüş bildirildiği; ayrıca Adli Tıp Kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesinin 01.04.2016 tarihli raporunda ise;
"...Mevcut verilere göre;
1. Olay yayaların, aracın solunda bulunan orta refüjden taşıt yoluna girmeleri durumunda meydana gelmiş ise;
A- Sanık sürücü ... olay yerinde seyrini meskun mahal şartlarını dikkate alarak sürdürmesi, sol tarafında bulunan orta refüj üzerinden taşıt yoluna giren yayalara çarpmadan önce etkili tedbir alması gerekirken aldığı tedbirde yetersiz kalıp sevk ve idaresindeki kamyonetin yayalara çarptığı olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareket etmekle tali kusurludur.
B- Maktul yaya ... karşıdan karşıya geçmeden önce yolu kontrol etmesi, gelen araçların hız ve yakınlık durumlarını dikkate alıp araçlara ilk geçiş hakkını vermesi gerekirken yolu yeterince kontrol etmeyip, sağ tarafından gelen kamyonete ilk geçiş hakkını vermeden taşıt yoluna girip gelen kamyonetin kendisine çarptığı olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareket etmekle asli kusurludur.
2. Olay yayaların, yolun sağında bulunan yaya kaldırımı üzerinden taşıt yoluna girmeleri durumunda meydana gelmiş ise;
A- Sanık sürücü ... olay yerinde seyrini meskun mahal şartlarını dikkate alarak sürdürmesi, sağ tarafından taşıt yoluna giren ve yol üzerinde belirli mesafe kateden yayalara çarpmadan önce yeterli mesafeden ikazla birlikte etkili fren tedbiri alması gerekirken aldığı tedbirde gecikip sevk ve idaresindeki kamyonetin yayalara çarptığı olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareket etmekle eşdeğer oranda kusurludur.
B- Maktul yaya ... karşıdan karşıya geçmeden önce yolu kontrol etmesi, gelen araçların hız ve yakınlık durumlarını dikkate alması gerekirken yolu yeterince kontrol etmeden karşıdan karşıya geçişi sırasında sol tarafından gelen kamyonetin kendisine çarptığı olayda dikkat ve özen yükümlülüklerine aykırı hareket etmekle eşdeğer oranda kusurludur..." şeklinde görüş bildirildiği görülmektedir.
7.Yargılama aşamasında alınan, İstanbul Teknik Üniversitesinde görevli trafik kazaları konusunda uzman öğretim üyeleri tarafından hazırlanan 24.10.2016 tarihli rapor ve 31.01.2017 tarihli ek raporda; olay yayaların, aracın solunda bulunan orta refüjden taşıt yoluna girmeleri durumunda meydana gelmiş ise, sanığın tali kusurlu, maktulün asli kusurlu olduğu; olay yayaların, yolun sağında bulunan yaya kaldırımı üzerinden taşıt yoluna girmeleri durumunda meydana gelmiş ise, sanık ile maktulün eş değer oranda tali kusurlu oldukları kanaatinin bildirildiği anlaşılmaktadır.
8. Dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağından kaza mahallinin meskun mahalde olduğu, yolun bölünmüş yol, zeminin asfalt kaplama, yol yüzeyinin ıslak nemli, havanın yağmurlu, gece vakti, yolun düz ve eğimli olduğu, yol genişliğinin 9 metre olduğu, aracın gidiş istikametine göre yolun sağında yaya kaldırımı, solunda orta refüj bulunduğu, yayaların orta refüj üzerinden taşıt yoluna girdiklerinin işaretlendiği ayrıca sanığın alkolsüz olduğu ve kaza tarihinde geçerli "B sınıfı" sürücü belgesinin olduğu görülmüştür.
9.Tanıklar İ.Ş. ile F.Z.B.'nin anlatımları dava dosyasında bulunmaktadır.
10. Sanığın üzerine atılı suçlamaları kabul etmediği yargılama aşamasında alınan ifadesinde de;
" Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum. Olayla ilgili olarak Soruşturmada verdiğim ifademi tekrar ederim. Olayın meydana gelmesinde havanın sisli ve yağmurlu olması etkendir. Hızım saatte 40km civarındaydı ve çocuklarda aniden yola çıkmışlardı. Frene bastım ancak kazanın önüne geçemedim. Kusurumun olmadığını düşünüyorum. Suçsuzum. Olaydan dolayı üzgünüm. Olası vazgeçmeyi kabul ederim, Öncelikle beraatime, mahkemenin aksi kanaatte ise lehe hükümlerin uygulanmasını talep ederim." şeklinde savunma yaptığı görülmektedir.
11. Katılanların her aşamada sanıktan şikayetçi olduklarını beyan ettikleri ve Mahkemece 17.06.2015 ve 28.06.2018 tarihlerinde haklarında katılma kararı verildiği, duruşmada alınan ifadelerinde;
...'ın, "Ben olayı görmedim. Sadece daha sonra olay nedeniyle yaralanan İsra Sarenkapıç'tan nasıl olayın meydana geldiğini öğrendim. Kaza nedeniyle kızımın ölümüne sebebiyet veren sanıktan şikayetçiyim. Bu olay nedeniyle maddi ve manevi zararlarım giderilmemiştir. Bu konuda ayrıca vekilimiz beyanda bulunacaktır.",
...'ın, "Olayla ilgili soruşturmada verdiğim ifadeleri tekrar ederim. Ben olayı görmedim ancak kızım Sedanur'un geçiş noktalarını biliyorum, nereye gittiğini biliyorum. Olay sonrası polislerce tutulan tutanak yanlıştır. Bu nedenle tutanak ve kaza tespit tutanaklarını kabul etmiyorum. Sanıktan şikayetçiyim. Maddi ve manevi zararlarımıza ilişkin ayrıca dava açacağız ve bu konuda avukatım beyanda bulunacaktır." şeklinde beyanlarının olduğu ayrıca kazada nitelikli şekilde yaralanan İsra Şarankapıç'in soruşturma aşamasında ve yargılama aşamasında da sanıktan şikayetçi olmadığını beyan ettiği anlaşılmaktadır.
12. Sanık ...'e ait güncel adli sicil kaydı ve nüfus kaydı, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak dava dosyasına eklenmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
1.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 03.07.2019 tarihli ve 2018/4455 Esas, 2019/2324 Karar sayılı kararı ile;
"...Mahallinde yapılan keşif, bilirkişi raporu, ATK raporu ve tüm dosya kapsamında anlaşılacağı üzere maktul ve mağdurun arkadaşları olan Zehra'nın yanına gitmek üzere belediye otobüsüne bindikleri ve yolun karşıdan karşıya geçmek istedikleri, orta refüjde bulunan çalılıklar arasından çıktıkları, bu sırada sanığın sevk ve idaresindeki aracın çarptığı anlaşılmıştır. Sanık ...'un seyrini meskun mahal şartlarını dikkate alınarak sürdürmesi, sol tarafından bulunan orta refüj üzerinde taşıt yoluna giren yayalara çarpmadan önce etkili tedbir alması gerekirken aldığı tedbirlerde yetersiz kalıp sevk ve idaresindeki kamyonetin yayalara çarpmasına sebebiyet verdiği anlaşılmakla tali kusurlu olduğu kanaatine varılmıştır. Ancak Dairemiz, sanığın olay sırasında bilinçli taksirle hareket edip etmediği noktasında ilk derece mahkemesinden farklı kanaattedir. Bilinçli taksir kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesidir. Taksir ile bilinçli taksiri ayran en önemli nokta taksirde failin öngörülebilir neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksir halinde netice fail tarafından öngörülmüş olmasına karşın istenmemiştir. Neticeyi öngörmesine rağmen sadece şansına veya kendi bilgi ve becerisine güvenerek hareket eden kimse ile bunu öngöremeyen kimsenin ayrımı bu şekilde yapılmıştır. Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde, olay tarihinden sonra alınan 29/04/2014 tarihli sağlık kurulu raporunda sanık hakkında ''görme seviyesi açısından ehliyet alamaz'' şeklinde tespite yer verildiği, Yargıtay 12.CD'nin süre gelen içtihatlarında (örneğin 12.CD,13.02.2018,2016/4982-2018/1481;02.10.2015,2014/21490- 2015/14436; 22.02.2013,2012/14101 - 2013/4164) belirtildiği üzere sanığın araç kullanamayacak derecede görme bozukluğu olmasına rağmen araç kullanması halinde hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği, bunun için idari makamın uyarıda bulunmasına gerek bulunmadığı, bu suretle sanığın eylemini bilinçli taksir ile işlediği kanaatine varılmıştır. Sanığın bilinçli taksirle sebebiyet verdiği olayda bir kişinin ölümü ile birlikte Isra'nın dosyada mevcut raporuna göre nitelikli şekilde yaralanmasına neden olduğu, mağdur şikayetçi değilse de,TCK'nın 89/5. maddesi gereğince bilinçli taksir halinde, nitelikli yaralanmanın mevcut olması durumunda suçun takibinin şikayete tabi olmadığı anlaşılmakla, sanığın eyleminin bir bütün halinde TCK'nın 85/2. maddesinde öngörülen suçu oluşturduğu, anlaşılmıştır. Sübut bulan sanığın üzerine atılı Taksirle Ölüme ve Yaralanmaya Neden Olma Suçu 5237 sayılı TCK’nın 85/2.maddesinde, “ Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde düzenlemiş olup, yaptırım olarak üç yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Basamaklı (alt-üst sınırlı) ceza sisteminde hakimin temel cezayı belirlerken nasıl davranacağı ve hangi esaslara göre hareket edeceği TCK’nın 61.maddesinde düzenlenmiştir. 5237 sayılı TCK, taksirli suçlar bakımından ayrıca 22. maddesinin 4. fıkrasında; “Taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan ceza failin kusuruna göre belirlenir” hükmüne yer vermiştir. Diğer taraftan, 5237 sayılı TCK’nın “Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi” başlıklı 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında “orantı” bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de ifade edilmiştir. Dolayısıyla taksirle işlenen suçlar açısından, alt ve üst sınırlar arasında temel cezanın belirlenmesinde, TCK 3.maddede düzenlenen orantılılık ilkesi, TCK’nın 61/1. maddesindeki (taksirli suçlarda uygulanması mümkün olan) ölçütler ile aynı kanunun 22/4.maddesindeki ölçüt de göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu bağlamda, olayda failin “taksire dayalı kusurunun ağırlığı”, "suçun işleniş biçimi", “"suçun işlendiği yer ve zaman", "suç konusunun önem ve değeri" ile "meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı" ile cezanın adalet, hak ve nesafet kuralları ile “orantılılık” ilkesine uygunluğu temel ceza tayininde dikkate alınmış ölçütlerdir. Bu ilke ve esaslar dahilinde; sübut bulan olaya ilişkin sanık hakkında hüküm kurulurken, sanığın olayda tam ve asli kusurlu olması, karşı tarafın kazada bir kusurunun bulunmaması, meydana gelen zararın ağırlığı, kazanın meydana geliş şekli gibi sanığın taksire dayalı kusurunun ağırlığı ile fiilin haksızlık muhtevası dikkate alınarak; temel ceza, alt sınırdan uzaklaşılmak suretiyle takdiren 4 yıl olarak belirlenmiştir.
Yukarıda ayrıntılı olarak izah edildiği üzere eylemin bilinçli taksirle gerçekleştiği kanaatine varılarak cezasında TCK'nın 22/3 maddesi uyarınca 1/3 oranında arttırım yapılmasına, sanığın sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki gözlemlenen davranışları, cezanın sanığın üzerindeki olası etkileri bir arada değerlendirilerek TCK'nın 62/1. maddesi uyarınca cezasında 1/6 oranında indirim uygulanmasına ve neticeten 4 yıl 5 Ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına..." gerekçeleri ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından yapılan istinaf başvuruları üzerine yapılan inceleme sonucu, 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ile 53 üncü maddesinin altıncı fıkrası gereğince 4 yıl 5 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sürücü belgesinin 2 yıl süre ile geri alınmasına karar verilmiştir.
2.İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesi tarafından yapılan duruşmada alınan savunmasında sanık, " Ben bu konuda daha önce ifademi vermiştim, üzgünüm. Akşam üzeriydi çocukların nasıl çıktığını görmedim, bu üzücü olay meydana geldi çok üzgünüm. Ben 30 yıldır araba kullanıyorum herhangi bir kaza yapmadım, görme bozukluğu ile ilgili sorunuda farketmedim sonradan ortaya çıkmıştır" şeklinde beyanda bulunmuştur.
Yapılan inceleme neticesinde, Bölge Adliye Mahkemesinin oluş ve kabulünde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı görülmüştür.
A.Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri Yönünden;
1. Eksik İncelemeye ve Kusur Durumuna İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Oluş, dosya kapsamı, sanığın ikrarı, ölen hakkında tanzim olunan adli muayene raporları ile ölü muayene tutanakları, doktor raporları, Olay ve Olgular başlığı altında açıklanan bilirkişi raporları karşısında Mahkemece, dava dosyası tekemmül ettirilerek karar verildiği belirlendiği; ayrıca soruşturma aşamasında kolluk tarafından düzenlenen Kaza Tespit Tutanağı ile Olay ve Olgular başlığı altında açıklanan bilirkişi raporlarına göre sanığın kazanın meydana gelmesinde tali kusurlu olduğunun kabul ve tespit edildiği anlaşılmakla, hükümde bu yönüyle hukuka aykırılık bulunmamış olup, sanık müdafinin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
2. Tayin Edilen Cezaya İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Sanığın dosyada bulunan deliller kapsamında tayin olunan eylemi bakımından, 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinde yer verilen, suçun işleniş biçimi, sanığın taksirinin yoğunluğu, meydana gelen zararın ağırlığı gibi ölçütler ile aynı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına belirtilen cezada orantılılık ilkesi dikkate alınarak sanık hakkında belirlenen temel ceza miktarında bir isabetsizlik bulunmamış olup, sanık müdafinin buna ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
3. Bilinçli Taksir Hükümlerine Yönelik Temyiz Sebepleri Yönünden
Olay günü sevk ve idaresindeki ... plakalı araç ile Sultanbeyli istikametinden Yenişehir istikametine seyir halindeyken karşıdan karşıya geçmek isteyen maktul ... ve mağdur İsra'ya çarptığı, bunun sonucunda Senanur'un öldüğü, İsra'nın yaralandığı olayda; Adli Tıp Kurumu Kartal Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 27/01/2014 tarih 2014/2613 sayılı sanık ... hakkında düzenlenen raporunda; "Belirgin bir bir fizyopatolojik araz saptanmadığı, kişnn gözlük kullanmakta olduğu, gözlük numaralarının 11 ve 12 olduğunu beyan ettiği, gözlükle parmak sayabildiği, renkleri ayırdedemediği anlaşılmakla; sorulan hususlarda bir kanaate varılmadığından ve ileri tetkiki de gerektiğinden, şahsın Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kuruluna yahut en yakın resmi sağlık kuruluşuna sevkinin sağlanarak yaptırılacak muayenesiyle görüş alınmasının uygun olacağı kanaatini bildirir rapordur." şeklinde görüş bildirildiği, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 29/04/2014 tarih 3296 sayılı raporunda da; " Görme seviyesi açısından ehliyet alamaz. Hasta mevcut gözlük numaraları ve görme keskinlği ile motorlu araç kullanamaz. " şeklinde görüş bildirildiği; sanığın kazada yaralanmadığı, buna göre; sanığın araç kullanamayacak derecede görme bozukluğu olmasına rağmen araç kullanması nedeniyle, sanığın zararlı neticenin meydana gelmeyeceği inancı ile gerçekleştirdiği eyleminde bilinçli taksir koşullarının oluştuğu anlaşılmakla; sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmasına yönelik İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19.Ceza Dairesinin kabulünde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığından hükümde hukuka aykırılık bulunmamış olup, sanık müdafinin buna ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
4.Lehe Hükümlere Yönelik Temyiz Sebepleri Yönünden
Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasında 5237 sayılı Kanunun 62 nci maddesi uyarınca 1/6 oranında takdiri indirim uygulandığı, Mahkemece sanığın eylemi bilinçli taksirle işlemesi ve cezanın süresi nedeniyle 5237 sayılı Kanunun 50 nci maddesi ile erteleme ve hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümlerinin uygulanmamasında hukuka aykırılık görülmemiş olup, sanık müdafiinin buna ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
5.Vekalet Ücretine Yönelik Temyiz Sebepleri Yönünden
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 168 inci maddesi ve karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre; kendilerini vekille temsil ettiren katılanlar lehine sanık aleyhine vekalet ücretine hükmedilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla; sanık müdafinin buna ilişkin temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
B. Katılanlar Vekillerinin Temyiz Sebepleri Yönünden;
1.Hükmolunan Ceza Miktarına İlişkin Temyiz Sebepleri Yönünden
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 13.10.2020 tarihli ve 2017/12-833 Esas, 2020/415 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere; taksirle işlenen suçlarda, 5237 sayılı Kanun'un "Taksir" başlıklı 22 nci maddesinin dördüncü ve aynı Kanun'un "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61 inci maddesinin birinci fıkralarında yer alan düzenlemeler birlikte göz önüne alınarak, failin kusur durumu öncelikle değerlendirilip, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği zaman ve yer, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığı, failin taksire dayalı kusurunun ağırlığı ölçütleri dikkate alınarak temel cezanın belirlenmesi ve temel ceza belirlenirken kasıtlı suçlarda uygulanması mümkün olan 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki "suçun işlenmesinde kullanılan araçlar", (f) bendindeki "failin kasta dayalı kusurunun ağırlığı" ve (g) bendindeki "failin güttüğü amaç ve saik" ölçütlerine dayanılmaması gerekir. Ayrıca, 5237 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Suç işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunur." biçimindeki düzenleme uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması, böylece suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulmalıdır.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; tali kusurlu olarak bir kişinin ölümüne, şikayeti bulunmayan bir kişinin de nitelikli şekilde yaralanmasına bilinçli taksirle neden olan sanık hakkında, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca iki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası tayin ve takdir etmek durumunda olan Bölge Adliye Mahkemesinin " suçun işleniş şekli, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın kusur durumu dikkate alınarak" biçimindeki yerinde, yeterli ve kanunî gerekçelerle temel cezanın belirlenmesinin, işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı, hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygun olduğu anlaşıldığından, katılanlar vekilinin temel ceza miktarına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
2.Takdirî İndirim Nedenlerinin Uygulanmamasına İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.11.2019 tarihli ve 2018/14-521 Esas, 2019/635 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; takdirî indirim nedeni uygulanıp uygulanmayacağına karar verilirken göz önünde bulundurulması gereken kıstaslar, 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "...failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri gibi hususlar..." şeklinde, uygulamada hâkimi sınırlayıcı değil yol gösterici nitelikte ve örnekseme yoluyla gösterilmiş; ancak, karar tarihinden önce, anılan fıkrada değişiklik yapılarak, takdirî indirim nedenleri tahdidi hâle getirilmiş ve takdirî indirim nedenlerinin uygulama alanı daraltılmıştır. 5237 sayılı Kanun'un "Takdiri indirim nedenleri" başlıklı 62 nci maddesinin, 27.05.2022 tarihli ve 31848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7406 sayılı Türk Ceza Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 1 inci maddesi ile değişik ikinci fıkrasında, takdirî indirim nedeni uygulanıp uygulanmayacağına karar verilirken göz önünde bulundurulması gereken kriterler, "... failin geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki pişmanlığını gösteren davranışları veya cezanın failin geleceği üzerindeki olası etkileri..." şeklinde sınırlı olarak sayılmış, ayrıca, duruşmadaki mahkemeyi etkilemeye yönelik şeklî tutum ve davranışların, takdirî indirim nedeni olarak dikkate alınamayacağı ve takdirî indirim nedenlerinin kararda gerekçeleriyle gösterilmesi gerektiği ifade edilmiştir. Ancak, 5237 sayılı Kanun'un 62 nci maddesinin ikinci fıkrasında 7406 sayılı Kanun'un 1 inci maddesi ile yapılan değişiklikten önce de, takdirî indirim nedenlerinin varlığına ya da yokluğuna ilişkin kararların gerekçeli olması gerektiği; zira, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 141 inci maddesinin üçüncü fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli yazılmasının zorunlu olduğu, takdirî indirim nedenlerinin uygulanmasına veya uygulanmamasına dair gerekçelerin hak, adalet ve nasafet kuralları ile dava dosyası içeriğine uygunluğunun Yargıtay denetimine tabi olacağı istikrar kazanan yargısal kararlarda vurgulanmıştır. Gerekçe; verilen hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun olarak izah edilmesidir. Kanunî ve yeterli olmayan, dava dosyası içeriğine uymayan bir gerekçeyle karar verilmesi, kararın, kanunî bir gerekçeye dayanmaması nedeniyle hem kanun koyucunun amacına uygun düşmeyecek hem de tarafları tatmin etmeyerek keyfîliğe yol açacaktır.
Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; Bölge Adliye Mahkemesince "Cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri nazara alınarak" şeklindeki dava dosyası içeriğine uygun, yerinde, yeterli ve kanunî gerekçeye dayalı olarak takdirî indirim nedeni uygulanmasına karar verildiği anlaşıldığından, katılanlar vekilinin takdirî indirim nedenlerinin uygulanmasına ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 03.07.2019 tarihli ve 2018/4455 Esas, 2019/2324 Karar sayılı kararında sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İstanbul Anadolu 7. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 13.12.2023 tarihinde karar verildi.