Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacı vekili; müvekkillerinin gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile dava konusu 121 ada 102 parsel sayılı taşınmazın 600 m²'lik kısmını davalı ...’den satın aldıklarını ve parasını peşin ödediklerini, 600 m2'lik kısmının davalı tarafından davacılara teslim edildiğini, ancak davalının tapuyu müvekkillerine vermediğini, ayrıca 2004 yılında ek olarak 72 m²'lik arsayı davacı ... davacıdan bedelini ödeyerek teslim aldığını, buraya ağaç diktiğini ancak bu yerin tapusunu davalının vermediğini, bu nedenle dava konusu taşınmazın 672 m²'lik kısmının tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tescilini, terditli olarak bu talep kabul edilmezse fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile 600 m²'lik parsel karşılığında davalıya peşin ödemiş oldukları bedelin ve 2004 yılında ek olarak aldıkları ve parasını peşin ödedikleri 72 m²'lik arsa bedelinin sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca müvekkillerinin iyi niyetlerine dayanarak yaptıkları evlerin ve dikmiş oldukları ağaçların ve tespit edilecek harcamalar ile beraber şimdilik 10.000,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkillerine ödenmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; iki yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, müvekkili ile yapılan sözleşmenin hukuken geçersiz olduğunu, davacıların parasını ödemediğini, sözleşmede her hangi bir bedel belirtilmediğini, bu nedenle davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulü, kısmen reddi ile davacı ... açısından 64.073,23 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına fazlaya ilişkin talebin reddine, davacı ... açısından 51.667,86 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınmasına fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Hüküm davalı vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09.04.2018 tarihli ve 2015/21501 Esas, 2018/10992 Karar sayılı ilamıyla; "Mahkemece her ne kadar yazılı şekilde, davacıların alacak taleplerinin kısmen kabulü ve kısmen reddine karar verilmiş ise de, mahkeme kararında isabet görülmemiştir. Şöyle ki; davacılar vekili tarafından, HMK'nin 389. maddesine göre terditli olarak tapu iptali ve tescil, olmaz ise alacak talebinde bulunulmuş olup; mahkemece, gerekçe kısmında resmi şekle uyulmaması nedeniyle tapu iptali ve tescil talebinin reddine karar vermek gerekmiştir denilmiş ise de, hüküm kısmında tapu iptali ve tescil talebine yönelik olarak olumlu olumsuz bir hüküm kurulmaksızın, doğrudan alacak taleplerinin kısmen kabulü ve kısmen reddine karar verilmesi doğru olmamıştır. 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 992/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, tefhim edilen kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasının gerektiği öngörüldüğünden başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin ve tarafların bu konuyu temyiz sebebi yapıp yapmadıklarına bakılmaksızın kararın salt bu sebeple bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozma ilamına uyularak yargılama sonunda tapu iptal ve tescil talepleri yönünden reddine, Yargıtay bozma ilamında yer almayan hususlarla ilgili olarak yeniden hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, haricen satışa dayalı tapu iptali ve tescil, olmaz ise alacak talebine ilişkindir.

1. Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, tapu iptal ve tescil yönünden davacılar vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2. Somut olayda; dava terditli açılmıştır. Dava dilekçesinde tapu iptal ve tescil talep edilmiş olmaz ise alacak talebinde bulunulmuş olup mahkemece alacak yönünden her hangi bir karar verilmeyip “Yargıtay bozma ilamında yer almayan hususlarla ilgili olarak yeniden hüküm tesisine yer olmadığına” karar verilmiş ise de Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 09.04.2018 tarihli ve 2015/21501 Esas, 2018/10992 Karar sayılı ilamıyla; "tefhim edilen kısa kararla gerekçeli kararın uyum içinde olmasının gerektiğinin öngörüldüğünden başka hiçbir incelemeye gerek görülmeksizin hükmün bozulmasına karar vermiştir. Böylelikle alacak talebi yönünden kararın onanmasına gidilmemiştir.

Yargıtay bozma ilamı kapsamı dışında kalan hususlar taraflar açısından usuli kazanılmış hak oluştursa da bozma kararı üzerine önceki hüküm tamamen ortadan kalkar. Bu nedenle, bozma ilamına uyulmakla bozmaya uygun işlem yapılması gerektiği gibi bozma kararından sonra da Mahkemece HMK’nin 297. maddesinde belirtilen unsurları taşıyacak şekilde yeni bir karar verilmek zorunda olduğundan alacak talebi konusunda karar verilmemiş olması bozmayı gerektirmiştir.

Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, (1) nolu bentte yazılı nedenlerle davacılar vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, taraflarca HUMK'un 440/I maddeleri gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 19.04.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.