Mahkumiyet
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanık hakkında verilen kararın; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz isteklerinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
1. Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.04.2017 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.
2. Fethiye Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.09.2017 tarihli kararı ile sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan beraat kararı verilmiştir.
3. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin, 10.01.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle, sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün kaldırılmasına ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan mahkumiyetine karar verilmiştir.
A. Sanık ...'ın temyiz isteği
1. Mağdura yardımcı olduğuna,
2. Mağdurun fiilleri nedeniyle zarara uğradığına,
3. Eylemin tamamen uydurma olduğuna,
Ve somut bir nedene dayanmayan diğer temyiz itirazlarına ilişkindir.
B. Katılan vekilinin temyiz isteği
1. Eksik araştırma ile karar verildiğine,
2. Eylemin ayrıca dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna,
3. Sanığın azline rağmen eylemlerine devam ettiğine,
4. Delillerin iddiayı doğruladığına,
Ve somut bir nedene dayanmayan diğer temyiz itirazlarına ilişkindir.
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Dava konusu olay; mağdurun sahibi olduğu şirkette, düzenlenen vekaletname uyarınca yetkili kılınan sanığın, 23.06.2016 düzenleme tarihli azilnameden önce ve sonra olmak üzere, hileli davranışlarla mağduru borçlandırıp, kendisi yararına menfaat temin etmek suretiyle atılı dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.
2. İlk Derece Mahkemesi tarafından yapılan yargılama sonunda, sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları oluşmadığından bahisle beraatine karar verilmiştir.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından katılan vekilinin istinaf talebi kabul edilerek hükmün kaldırılmasına ve sanığın taşımaya ve kullanmaya yetkili olmadığı banka kartını değişik tarihlerde ve birden fazla kullanmak suretiyle atılı suçu işlediği kabul edilmiş ve mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.
Fethiye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 11.04.2017 tarihli iddianame içeriğine göre, eylemlerin iki kısımdan oluştuğu; buna göre, sanığın katılanın sahibi olduğu şirkette yetkili kılındığı vekaletname ilişkisinin sonlandırılarak azilnamenin düzenlendiği 23.06.2016 tarihine kadar yapılan işlemler ve azilnamenin tebliğinden sonra sanık tarafından mağdur adına kayıtlı bankamatik kartından para çekilmesine ilişkin eylemlerin suçun maddi unsurunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Sanığın ilk aşamada gerçekleştirdiği eylemler 5237 sayılı Kanun'un 155 inci maddesi uyarınca güveni kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği, bununla birlikte mağdur adına kayıtlı bankamatik kartından birden fazla kez para çekme eylemine ilişkin ikinci kısmın ise aynı Kanun'un 245 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturabileceği gözetilerek, sanık hakkında atılı sevk maddeleri gereği ayrı ayrı davalar açılması gerektiği, ancak sanığın gerçekleştirmiş olduğu tüm eylemlerin dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabulüyle, bu suçtan kamu davası açıldığı, banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan açılmış bir davanın bulunmadığı anlaşılmıştır.
Sanık hakkında dolandırıcılık suçundan İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, sanık ile katılan arasındaki iş yeri devri ile aralarındaki vekalet ilişkisi içerisinde ve dışında yapılan bütün işlemlerin hukuki ihtilaf niteliğinde olduğu ve dolandırıcılık suçunun unsurlarının gerçekleşmediğinden bahisle beraat kararı verildiği görülmüştür.
İlgili kararın katılan vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşmalı olarak yapılan yargılama sonunda, sanığın azledildiği tarihe kadar yaptığı işlemlerin ceza hukuku bağlamında suç teşkil etmediği, bu dönemde yapılan işlemlerin hukuki uyuşmazlık mahiyetinde olduğu, kabul edilmiştir. Öte yandan, azilname tarihinden sonra sanığın mağdura ait bankamatik kartını iade etmeyerek, toplamda 10.120,00 TL tutarında para çekmesi eyleminin ise 5237 sayılı Kanun'un 245 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçunu oluşturduğu kabul edilip, bu suçtan mahkumiyetine karar verilerek, eylemin bölündüğü anlaşılmıştır.
5271 sayılı Kanun'un 225 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen düzenlemeye göre, hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebileceği, hükmün konusunun iddianamede gösterilen eylemlerle sınırlı olduğu, bir suçtan dava açılırken başka suçtan bahsedilmesinin, o suçtan dava açılması anlamına gelmediği bildirilmiştir.
Bu kapsamda iddianamedeki anlatım ve nitelendirmeye göre, sanık hakkında 5271 sayılı Kanun'un 170 inci maddesinin üçüncü fıkrası ile 225 inci maddesinin birinci fıkrasına uygun olarak banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan açılmış bir dava bulunmadığı, ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.10.2018 gün ve 2016/7-127 Esas, 2018/482 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, fiilin nitelik yönünden bölünmek suretiyle, aynı fiilden dolayı iki ayrı karar verilmesinin 5271 sayılı Kanun'un 225 inci maddesine aykırılık oluşturacağı gözetilerek bir hüküm verilmesi gerekir iken, ek savunma ile yetinilerek, sanık hakkında banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçundan yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Kabule göre de; mağdura ait banka kartını elinde bulunduran sanığın, mağdurun rızası olmaksızın bunu kullanarak kendine yarar sağladığının kabulüyle, sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 245 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkumiyet hükmü kurulduğunun anlaşılması karşısında, gerekçeli karar başlığında ''Banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması'' olan suç adının ''Tacir veya şirket yöneticileri ile kooperatif yöneticilerinin dolandırıcılığı'' şeklinde hatalı gösterilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık ve katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesinin 10.01.2019 tarihli kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.12.2023 tarihinde karar verildi.