Esastan ret

Taraflar arasındaki muhdesat aidiyetinin tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacılar vekili; taraflar arasında derdest ortaklığın giderilmesi davası bulunduğunu, Ordu ili, ...ilçesi, ... Mahallesi, 31 ada 1 parsel sayılı taşınmaz üzerindeki dört katlı binanın müvekkillerince yaptırıldığını, taşınmazın üzerinde yer aldığı 1970 yılında satın alınan arsanın bedelinin 30.000,00 TL'sinin murisleri ... tarafından, 12.000,00 TL'sinin ise beş kardeş tarafından ödenerek satın alındığını, davalının ise 1962 yılında evlenerek baba hanesinden ayrıldığını, ne arsanın alımında ne de evin inşaasında bir katkısının olmadığını, 1971 yılında inşaasına başlanan binanın 1990'lı yılların başında tamamlandığını, mirasçısı olması nedeniyle davalının sadece kök muris tarafından ödenen 30.000,00 TL bedel karşılığı olan arazinin hissedarı olduğunu ileri sürerek; davanın kabulü ile dört katlı binanın müvekkillerine aidiyetinin tespitini talep etmiştir.

Davalı vekili; eldeki davanın eski ve yanlış bir düşünce olan "Kadın mirastan pay alamaz, o artık başka aileden biri!" anlayışının sonucu açıldığını, tıpkı diğer kardeşleri gibi müvekkilinin de ... 'ın mirasçısı olduğunu, derdest izale-i şuyu davasının da konusu olan tüm taşınmazların davacılar tarafından uzunca süredir fiilen kullanılıp semerelerinden yararlanıldığını, müvekkiline ise ne fındık hasılatından, ne de huzurdaki davaya konu binanın kira getirisinden bir pay verilmediğini, müvekkiline düşen dairenin de kullanımına bırakılmadığını, iddia edilenin aksine davaya konu taşınmazın bulunduğu arsanın muris ... 'ın Akçay Köyündeki arazisini satmasıyla elde ettiği bedelle alındığını, davacıların tarımsal işçilik neticesinde elde ettikleri bir paranın arsa alımında bir dahilinin söz konusu olmadığını, arsanın alındığı 1971 yılında sadece kardeşlerden ... 'ın çalışabilecek yaşta olup diğer davacıların oldukça küçük yaşta olduklarını, tanık beyanları ile tüm gerçekliğin ortaya çıkacağını, müvekkilinin 1962 yılında evlenip eşi ile başka bir evde yaşamaya başlamasının aile bağlarının koptuğu anlamını taşımadığını, her ne kadar binada bedenen çalışmamış olsa da müvekkilinin eşinin kasap olması nedeniyle inşaatta çalışanlara yıllar boyunca et ve gıda desteğinde bulunduğunu, zaman zaman inşaata uğradıkça da küçük çaplı işleri yaptığını, muris babalarının ve eşi...'ın sağlıklarında birçok çok kez, inşaatta bedenen çalışan çocuklarının çalışmalarının karşılığını ve ... tarafından inşaata getirilen çimentoların bedellerini ödediklerini söylediklerini, babanın gücü kuvveti yerinde iken kendisi çalışmayıp, küçük yaştaki çocuklarını çalıştırması ve onların kazandığı paralarla ev yaptırmasının gerçeklikten uzak olduğunu ileri sürerek; davanın reddini savunmuştur.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"... Açıklanan hususlar, emsal içtihatlar, ispat yükünün davacı tarafta oluşu, davacıların binanın kim tarafından, kim namına, hangi gelir ile yaptırıldığını ve yapının malzeme masrafının, işçilik parasının ne surette karşılandığını ispat yükü altında bulunuşu ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacıların ve davalının dava konusu muhdesatın bulunduğu taşınmazın hissedarı oldukları, tanık beyanlarına göre dava konusu yapının muris ... adına yapıldığının sabit olup, davacıların dava konusu yapının kendi nam ve hesaplarına yapıldığını ispat edemedikleri..." gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacılar vekili; kararın müvekkillerini mağdur edip hak ihlaline sebebiyet verdiğini, mahkemenin ret gerekçesinin, yapılan yargılama, dosya bütünlüğü, dinlenen tanık ve mahalli bilirkişi beyanlarına uygun olmadığını, çok uzun yıllar önce evlenerek baba evinden ayrılmış olan davalının binanın yapımında gerek emek gerekse maddiyat olarak katkısının olmadığını, bizzat işçilik ve ustalığının davacılar tarafından yapılarak binanın tamamlandığını, yerel mahkemenin bu beyanları bir tarafa bırakarak sadece; davalı tanığı olarak dinlenen ...'ın beyanına itibar edilerek, ki tanık ...'ın diğer kız kardeşin eşi olduğunu açıkça belirtmiş olmasına, davacı müvekkilleri ile husumetinin belirtilmiş olmasına rağmen, diğer beyanların dikkate alınmadan binanın murise ait olduğunun kabul edilmesinin usule, yasaya, hakkaniyete ve gerçeklere aykırı olduğunu, çimento ve malzemeyi davacı müvekkillerin aldığının kabul edilmiş olmasına rağmen, binayı kendi adlarına yapmamış olduklarının kabulünün de çelişkili olduğunu belirterek; kararın kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;
"...Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin dosyadaki delillerle çelişmeyen tespit ve değerlendirmesine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, HMK’nın 355 inci maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varıldığı..." gerekçesiyle; istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine..." karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacılar vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü aynı sebeplerle hükmü temyiz ederek; kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, muhdesat aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir.

1. 6100 sayılı HMK’nın "İspat yükü" kenar başlıklı 190 ıncı maddesine göre; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."

2. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "İspat yükü" kenar başlıklı 6 ncı maddesine göre; "Kural olarak herkes iddiasını ispat etmekle yükümlüdür."

3. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371inci maddeleri.

4. Bilindiği üzere ve kural olarak tespit davalarında; tespit davası açanın hukuki yararının varlığı gerekir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 106 ncı maddesinin 2 nci fıkrasında “tespit davası açanın, kanunlarda belirtilen istisnai durumlar dışında, bu davayı açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararı bulunmalıdır.” denilmektedir.

5. 6100 sayılı Kanun'un 114 üncü maddesinin (h) bendine göre, davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartıdır. Aynı Kanunun 115 inci maddesi uyarınca mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır ve dava şartı noksanlığının tespiti halinde davanın usulden reddine karar verir.

5. Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesat aidiyetinin tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir.

1. Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile bölge adliye mahkemesi kararında belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
22.02.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.