Davanın usulden reddine

Taraflar arasındaki uygulama kadastrosuna itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonunda Yargıtay (kapatılan) 16. Hukuk Dairesince İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın usulden reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Uygulama kadastrosu sırasında, Yarbaşçandır Köyü çalışma alanında bulunan, tapuda davacılar Ali Eke ve müşterekleri adına kayıtlı eski 232 parsel sayılı 18.750,00 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, 20978 ada 19 parsel numarasıyla ve 18.794,07 m2 yüzölçümlü olarak tespit edilmiştir.
Davacılar Ali Eke ve müşterekleri, uygulama kadastrosu sırasında sınırının yanlış belirlendiği iddiasına dayanarak dava açmışlardır.
Mahkemece, 10.09.2014 tarihli ve 2013/441 Esas, 2014/393 Karar sayılı karar ile; davanın kabulüne, tescil harici alanda kalan fen bilirkişileri tarafından düzenlenen rapor ve haritada (A) harfiyle gösterilen 850,78 m2 yüzölçümündeki bölümün ifrazıyla davacı tarafa ait taşınmaza eklenmek suretiyle, davacıya ait 20978 ada 19 parsel sayılı taşınmazın 19.644,85 m2 yüzölçümlü olarak tapuya tesciline karar verilmiştir
Anılan hüküm, davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesinin 20.03.2015 tarihli ilamı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir. Yargıtay onama ilamına karşı davalı Hazine vekili tarafından karar düzeltme yoluna başvurulmuş, Yargıtay (Kapatılan) 16.Hukuk Dairesinin 07.12.2015 tarihli ilamı ile, kararın sehven onandığı belirtilerek "... Somut olayda; Mahkemece tesis kadastrosuna esas olan ölçü cetveli, krokileri ve diğer belgelere göre tesis kadastro paftasının doğru çizilip çizilmediğinin denetlenmesi gerekirken tesis kadastrosu paftasının kapsamının belirlenmesi ile yetinilmiş, hükme esas alınan teknik raporda ölçü krokisi, ölçü çizelgesi ve hesap cetveli değerlendirilerek kadastro paftasının bunlara uygun olarak tersim edilip edilmediği araştırılmamış, tersimat hatası var ise nedenleri ayrı ayrı denetime uygun şekilde gösterilmemiş, tersimat hatası yok ise tesis kadastrosu sırasında ölçü hatası yapılıp yapılmadığı teknik bilgiler, eski tarihli hava ve uydu fotoğrafları esas alınarak belirlenmemiştir. Hal böyle olunca; mahkemece harita mühendisi sıfatına sahip önceki bilirkişiler dışında oluşturulacak üç kişilik uzman bilirkişi kurulu eliyle yukarıda belirtilen şekilde inceleme ve araştırma yapılmalı, bundan sonra toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir" gerekçesiyle onama kararının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yeniden yapılan yargılama neticesinde, 11.12.2018 tarihli ve 2016/51 Esas, 2018/257 Karar sayılı karar ile, davanın kabulüne, dava konusu 20978 ada 19 parsel sayılı taşınmazın uygulama tespitinin iptaline, teknik bilirkişi kurulunca tanzim edilen 16.05.2018 havale tarihli rapor ve ekindeki Ek-5 nolu krokide taralı olarak gösterilen 850,78 m2'lik taşınmaz bölümünün, 20978 ada 19 parsele eklenmek suretiyle, taşınmazın 19.644,85 m2 yüzölçümüyle tapuya tesciline karar verilmiştir.
Söz konusu hükmün, davalı Hazine vekili ve davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, bu defa, Yargıtay (Kapatılan) 16 Hukuk Dairesinin 31.05.2021 tarihli ve 2019/1437 Esas, 2021/4500 Karar sayılı ilamı ile "... davacı tarafa, diğer kayıt malikleri olan Hasan oğlu Mehmet Eke, Kemal oğlu Hüseyin Eke ve Hasan oğlu Arif Eke’nin, adı geçen davacılar dışındaki diğer mirasçıları ile Kemal oğlu Kemal Eke’nin de yöntemince davaya katılımlarını sağlamak üzere süre ve imkan tanınmalı, verilen süre içerisinde bu eksikliklerin giderilmesi halinde yargılamaya devamla sonucuna göre karar verilmelidir." gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, yeniden yapılan yargılama neticesinde, uyulan bozma ilamı uyarınca, davacılar tarafından, verilen kesin süreye rağmen tapuda paydaş olarak gözüken diğer maliklerin davaya katılımları (davacı veya katılan sıfatıyla) sağlanmadığından ve dosyada taraf teşkili gerçekleştirilmediğinden, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, her ne kadar, bozma ilamı doğrultusunda, aktif dava ehliyeti sağlanamadığından, davanın usulden reddine karar verilmiş ise de verilen karar usul ve kanuna aykırı olduğu gibi, istikrar kazanmış Dairemiz uygulamalarına da uygun düşmemektedir.
Şöyle ki, öncelikle belirtmek gerekir ki, Yargıtay (Kapatılan) 16. Hukuk Dairesince, uygulama kadastrosuna ilişkin davalarda "davanın niteliği itibariyle bütün paydaşlar tarafından birlikte açılması veya tamamının katılımının sağlanması suretiyle davaya devam edilmesinin zorunlu olduğu" yönünde içtihat oluşturulduğu, eldeki davada olduğu gibi bu yönde bozma kararları verildiği bilinmektedir.
Buna karşılık Dairemizce, uygulama kadastrosunun niteliğini gözeterek anılan içtihadın değiştirilmesi yoluna gitmiş bu yönde çok sayıda karar vermiştir.
Bu bağlamda Dairemizce verilen önceki kararlarda da açıklandığı üzere; dava, uygulama kadastrosuna itiraza yönelik olup, bu tür davaların amacı tapulama, kadastro veya değişiklik işlemlerine ilişkin; sınırlandırma, ölçü, çizim ve hesaplamalardan kaynaklanan hataları gidermek üzere uygulama niteliğini kaybeden, teknik nedenlerle yetersiz kalan, eksikliği görülen veya zemindeki sınırları gerçeğe uygun göstermediği tespit edilen kadastro haritalarının tekrar düzenlenmesidir. Bu davalarda, taşınmazların mülkiyetinin kim ya da kimlere ait olduğu hususunda bir değerlendirme ya da yargılama yapılmamaktadır.

Diğer yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 693 üncü maddesinin üçüncü bendinde paydaşlardan her birinin, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabileceği, 4721 sayılı Kanun'un 702 nci maddesinin dördüncü fıkrasında ortaklardan her birinin topluluğa giren haklarının korunmasını sağlayabileceği belirtilmiştir.

Uygulama kadastrosuna ilişkin ihtilaflarda da paydaş veya ortaklardan birisinin işlemin doğruluğunun denetlenmesini istemesinin davanın niteliği gereği taşınmazın bütününe yönelik olduğu, bir diğer ifade ile talebin bölünemez nitelikte olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, uygulama kadastrosuna ilişkin davaların, tüm paydaş ve ortaklar tarafından birlikte açılmasını gerektirir yasal bir zorunluluk da bulunmamaktadır. Dolayısı ile, 4721 sayılı Kanun'un 693 üncü maddesinin üçüncü fıkrası ve 702 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, her bir paydaş ve ortağın diğerlerini temsilen dava açabileceğinin kabulü gerekir.

Hal böyle olunca; İlk Derece Mahkemesince, davacı tarafın diğer ortakların katılımı olmadan tek başına dava açabileceği, bir başka ifadeyle dava açmakta aktif dava ehliyetinin mevcut olduğu gözetilmek suretiyle, işin esasına girilerek, uygulama kadastrosuna itiraz davalarına ilişkin Yargıtayın yerleşik ilke ve esaslarına uygun araştırma ve inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olduğundan hükmün bu nedenle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) Geçici 3 üncü maddesi yollaması ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,

1086 sayılı Kanun'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay ilamının tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yoluna başvurulabileceğine,

İstek halinde peşin harcın temyiz eden davacılara iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,

21.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.