İstinaf başvurusunun esastan reddi
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
A. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının, 30.09.2019 tarihli iddianamesi ile; sanık hakkında nitelikli yağmaya teşebbüs suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun'un (5237 sayılı Kanun) 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (h) bentleri, 35 inci, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmesi talebiyle kamu davası açılmıştır.
B. İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 11.03.2021 tarihli ve 2019/435 Esas, 2021/129 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında nitelikli yağma suçundan 5237 sayılı Kanun'un 149 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (h) bentleri, 62 nci maddesi, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca 9 yıl 2 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
C. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 18.10.2021 tarihli ve 2021/1291 Esas, 2021/2925 Karar sayılı kararı ile; sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvuruları yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.
Sanık Müdafiinin Temyiz Sebepleri
Sanığın cezalandırılmasına yeterli somut delil bulunmadığına, delillerin değerlendirilmesinde hataya düşüldüğüne, eksik inceleme sonucu hüküm kurulduğuna,
İlişkindir.
Temyizin kapsamına göre;
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü
1. Olay günü gece vakti, ticari taksi şoförü olan katılan ...'nin taksisine sanık ...'nin yolcu olarak bindiği, araç seyir halindeyken sanığın belinden kurusıkı tabanca çıkarıp "dur" dediği ve silah tehdidiyle katılandan kimliğini, ehliyetini, cep telefonunu, aracın anahtarını ve 280,00 TL parayı aldığı, araçtan inerken katılanın hamle yapması üzerine sanığın bir el ateş ettiği, fakat silahın kuru sıkı olması sebebi ile katılanın yaralanmadığı, araçta da herhangi bir hasar olmadığı, sanık araçtan indikten sonra katılanın da inip sanıkla mücadele ettiği, elini sanığın cebine zorla sokup suça konu para kimlik ehliyet, cep telefonu ve araç anahtarını geri aldığı, bu eşyalarla birlikte sanığın resminin yapıştırılmış olduğu E.D. adına düzenlenen sahte kimliğin de ele geçtiği, arbede sırasında sanığın tabanca kabzası ile katılanın başına vurmak suretiyle hızla kaçtığı çevrede bulunan vatandaşların kolluk kuvvetini araması üzerine olay yerine polis ekiplerinin geldiği, E. D.'ye sahte kimlik gösterildiğinde fotoğraftaki şahsın sanık olduğunu belirttiği, katılanın da sanığı kesin olarak teşhis ettiği anlaşılmıştır.
2. Katılanın aşamalardaki tutarlı beyanları dava dosyasında bulunmaktadır.
3. Sanığın savunmalarında; olay günü katılan ile taksi ücreti nedeniyle tartıştıklarını, kuru sıkı tabanca ile bir el ateş ettiğini, yağma eyleminde bulunmadığını belirtmiştir.
4. Kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar dava dosyasında bulunmaktadır.
B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.
Sanık müdafiinin diğer temyiz sebepleri yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Olay ve Olgular başlığı altında (1) paragrafında izah edildiği şekilde gerçekleşen sanığın nitelikli yağma eyleminin teşebbüs aşamasında kaldığı, suça konu eşyaların katılanın direnci tam olarak kırılmadan ve hakimiyet alanından çıkmadan katılan tarafından sanıktan geri alındığı anlaşılmakla, sanığa verilen cezadan teşebbüs nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 35 inci maddesi uyarınca indirim uygulanması gerektiğinin gözetilmemesinde, hukuka aykırılık bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 18.10.2021 tarihli ve 2021/1291 Esas, 2021/2925 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğu ile BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,
20.02.2024 tarihinde karar verildi.
K A R Ş I O Y
Ceza Genel Kurulu'nun 23.01.2018 tarihli ve 2018/18 sayılı Kararında "Neticesi hakaret ile bitişik bir suç olan yağma teşebbüse elverişli bir suçtur. Failin, cebir veya tehditle suçun icra hareketlerine başladıktan sonra elinde olmayan nedenlerle malı alamadığı hallerde, yağma suçu teşebbüs derecesinde kalmış sayılır. Yağma suçundan almanın gerekleşmesi hırsızlık suçunun aksine, failin malı egemenlik alanına sokmasına bağlı değildir. Madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, yağma suçunun tamamlanabilmesi için kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağduru malı teslim etmeli veya alınmasına karşı koymamalıdır. Malın teslim edilmesi veya alınması ise, suçun konusunu oluşturan mal üzerinde mağdurun zilyetliğine son verilmesini, mağdurun bu eşya üzerinde zilyetlikten doğan tasarruf haklarını kullanmasının olanaksız hale gelmesini ifade etmektedir. Başka bir anlatımla, cebir veya tehdidin etkisiyle mal teslim edildiğinde veya alındığında suç tamamlanmış sayılacaktır. Bu nedenle mağdurun malı alıp giderken yakalanması halinde suça teşebbüs değil, tamamlanmış suç söz konusu olacaktır. Yağma suçunun tamamlanması için malın zilyedinden alınması yeterlidir. (Nur Centel- Hamide Zafer- Özlem Çakmut, Kişilere karşı işlenen Suçlar, Cilt: 1,4. Baskı, Beta Yayınevi, Ankara 2017, s. 405-406) Belirtildiği üzere yağma suçunda malın alınması ile suçun tamamlandığı öngörülmüştür.
Cebir ve tehdit karşısında mağdurun başka bir seçeneği kalmamaktadır. Cebir ve tehdit etkisiyle suça konu eşyayı teslim eden veya alınmasına karşı koymayan mağdurun eşya elinden çıktığı anda zilyetliği sona ermiştir. Bu aşamada mağdurun yeniden eşya üzerinde zilyetliğe sahip olması, yani tasarrufta bulunma hakkını elde etmesi düşünülemez.
Somut olayda, ticari taksi şoförü katılan ...'nin taksisine sanık ...'nin yolcu olarak bindiği, araç hareket halinde iken sanığın cebinden kurusıkı tabanca çıkartıp "dur" dediği, silah tehditi ile katılanın kimliğini, ehliyetini, cep telefonunu, aracın anahtarını ve 280,00 TL parasını aldığı aralarında arbade yaşandığı; sanık ...'ın silahla ateş ettiği, sanığın araçtan inerek katılandan yağmaladığı malzemeler ile kaçmaya başladığı, katılanın kovalamaca sonucu sanığı yakaladığı, sanığın katılanın kafasına tabancanın kabzesi ile vurarak yaraladığı, çıkan arbede de katılanın sanığın cebine eline atarak yağmalanan eşya ve parasını geri aldığı olayda yağma suçunun katılanın sanığın direncini kırarak eşyaları almakla tamamlanmış olduğu anlaşıldığından sayın çoğunluğun eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı yönündeki görüşüne katılmıyoruz.