Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davacı ... tarafından açılan dava yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına, davacı ... tarafından açılan davanın ise kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Davacılar vekili, dava konusu 21 parsel sayılı taşınmazda vekil edenlerinin malik olduğunu, davalının ise dava konusu taşınmaza komşu 20 parsel sayılı taşınmazın paydaşı olduğunu, davalının taşınmazlar arasındaki mevcut sınırı bozmak ve vekil edenlerine ait kısımları fiilen kullanmak sureti ile el attığını belirterek haksız müdahalenin önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, iki taşınmaz arasında yol olup davacıların kiracılarının bu yolu sürüp bozduklarını, müvekkilince bu duruma müdahale edilip sınırın eski hale getirildiğini açıklayarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacı ...'nin dava devam ederken hissesini diğer davacıya devrettiği, bu nedenle aktif husumet ehliyetinin kalmadığı gerekçesi ile bu davacı yönünden hüküm kurulmasına yer olmadığına, diğer davacı ...'ün davasının kabulü ile, harita mühendisi bilirkişi ... ile fen bilirkişisi ...'in 15.01.2016 havale tarihli rapor ve krokilerinde belirttikleri 1446.55 m2 lik alana ilişkin el atmanın önlenmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenmesi istemine ilişkindir.
Tüm dosya içeriği ve toplanan delillerden, dava konusu 21 parsel sayılı taşınmazın davacı ... adına tam hisse ile, 20 parsel sayılı taşınmazın ise davalı adına 6/14 hisse ile tapuda kayıtlı olduğu, mahkemece yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi raporunda, 21 parsel sayılı taşınmazın 1446.55 m2 lik bölümüne davalı tarafından müdahale edildiğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.

1.Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına, mevcut deliller Mahkemece takdir edilerek karar verildiğine ve takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre davalı vekilinin yerinde olmayan ve aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2.Bilindiği üzere; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 297/2. maddesinde “...taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan bu düzenleme karşısında uyuşmazlığın çözümlenmesine karar veren mahkemenin, kuracağı hükmün açık, net ve infaza elverişli olması gereklidir.
Ne var ki; mahkemece kurulan hükmün infaza elverişli olduğunu söyleyebilme imkanı bulunmamaktadır. Mahkemece, davacı tarafça el atıldığı iddia edilen yerlerin tespiti için yerinde keşif yapılmış ve krokili fen raporu tanzim edilmiş ve davalının haksız olarak yapmış olduğu müdahalenin men'ine karar verilmiş ise de, karar ve rapor içeriğinden müdahalenin men'ine karar verilen kısmın neresi olduğu, bahse konu tecavüzün nerede başlayıp nerede bittiği anlaşılamamaktadır. Bu nedenle, dosya içeriğinde yer alan fen bilirkişisi raporunda dolayısıyla hükümde müdahalenin meni'ne karar verilen yere ilişkin olarak açıklık sağlanması, hükmün bu şekilde denetime ve infaza açık hale getirilmesi gerekirken bu hususların göz ardı edilmesi doğru olmamış, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna ve peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 19.02.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.