Başvurunun esastan reddi

Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesiyle; TMSF'ye devredilen Esbank A.Ş ile davalıların murisi ... ...'in kefil olduğu genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla yapılan icra takibinin davalıların haksız itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazının iptali ile takibin devamına ve alacağın %20'si oranındaki icra inkâr tazminatının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar birlikte sundukları cevap dilekçesinde; murisleri ... ...'in bankaya borcunun bulunmadığını, talep konusunun zamanaşımına uğradığını, imzanın murislerine ait olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemişlerdir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların murisinin kefil olduğu dört ayrı genel kredi sözleşmesinin 04.03.1992,25.10.1991,06.05.1992 ve 06.08.1992 tarihlerinde imzalandığı, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun (6101 sayılı Kanun) 1 ... maddesine göre, temerrüt, sona erme ve tasfiye konularında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) uygulanacağı, aynı Kanun'un 5 ... maddesi uyarınca, 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce başlamış hak düşürücü süreler ile zamanaşımı sürelerinin 818 sayılı Borçlar Kanunu (818 sayılı Kanun) hükümlerine göre tabi olmaya devam edeceği ancak bu sürelerin henüz dolmamış kısmının 6098 sayılı Kanun'da öngürülen süreden ... olması halinde bu Kanun'da öngörülen süreden başlayarak 6098 sayılı Kanun'da öngörülen sürenin geçmesiyle hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresinin dolmuş olacağı, yine 6101 sayılı Kanun'un 5 ... maddesinin ikinci fıkrasına göre, 6098 sayılı Kanun ile hak düşürücü süre veya ... bir zamanaşımı süresi ilk defa öngörülmüş olup başlangıç tarihi itibariyle bu süre dolmuşsa, hak sahiplerinin 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacaklarının, ek sürenin 6098 sayılı Kanun'da öngörülen süreden daha ... olamayacağı, aynı Kanun'un 6 ncı maddesinde, bu Kanun'un 5 ... maddesinin uygun düştüğü ölçüde 6098 sayılı Kanun'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağının belirtildiği, somut olayda kefaletin oluştuğu tarihlerin 1991-1992 yılları olduğu ve 6098 sayılı Kanun'un 598 ... maddesindeki 10 yıllık sürenin bu Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce dolduğu, yasanın düzenleniş şekli ve öğretideki görüşler dikkate alındığında, 10 yıllık sürenin zamanaşımı süresi olmadığı ve 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce 10 yıllık sürenin geçmesi sebebiyle kefaletin bu Kanun'un 598 ... maddesinin üçüncü fıkrası gereğince kendiliğinden ortadan kalktığı, icra takibinin 2015 tarihli olmasına göre, 6101 sayılı kanunun 5 ... maddesi gereğince ek sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle dolduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece, alacağın fon alacağı olduğu değerlendirilmeden ve zamanaşımı süresi hatalı yorumlanarak yasaya ve usule aykırı bir şekilde karar verildiği, 2012 yılında yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanun'a göre değerlendirmede bulunulduğu ancak bu Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra yapılacak olan kefalet sözleşmelerine uygulanabileceği, daha önce akdedilmiş olan kefalet sözleşmelerine, sözleşmenin yapıldığı zaman yürürlükte bulunan kanunun uygulanması gerektiği, 6101 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinde 6098 sayılı Kanun hükümlerinin, yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak, daha önce gerçekleşmiş olsalar bile içerikleri tarafların iradeleri gözetilmeksizin doğrudan doğruya kanunla belirlenmiş işlem ve ilişkilere uygulanacağının düzenlendiğini, kanun hükümlerinin geçmişe etki etmeyeceği yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak hüküm doğuracağını, takibe konu alacağın fon alacağı olduğunu, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun (5411 sayılı Kanun) 141 ... maddesine ve ayrıca Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 13.06.2006 tarih 2006/9971 E., 2006/12804 K. sayılı kararına göre, fon alacaklarına ilişkin dava ve takiplerde zamanaşımı süresinin 20 yıl olduğunun açıkça belirtildiğini, borçlu muris ... ... ve diğer müteselsil borçlulara Esbank A.Ş. tarafından kullandırılan krediye ilişkin ödenmesi gereken alacaklar için 27.04.1998 tarihinde Beyoğlu 2. Noterliği'nin 16075 yevmiye numarasıyla hesap kat ihtarnamesi keşide edildiğini, borcun ödenmemesi üzerine İstanbul 6. İcra Müdürlüğü'nün 1999/12176 E. sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, ancak geçen yıllar içinde bu takip dosyası arşive kaldırıldığından bahisle ortadan kaybolduğunu, bunun üzerine müvekkili tarafından icra dosyasının ihyası için dava açıldığını, daha sonra müvekkili şirket tarafından açılan İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2014/204 E. sayılı ihya dosyasında borçlu ... ...'in takip başlatılmadan vefat etttiğinden dolayı taraf sıfatının kalmadığının belirtildiğini, bu nedenle borçlu muris ... ...'in mirasçıları aleyhine borçtan dolayı işbu davaya konu olan takibin başlatıldığını, dava konusu borcun 1998 yılında çekilen ihtarname ile muaccel hale geldiğini, alacak fon alacağı olduğu için bu tarihten itibaren 20 yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağını, ancak 1999 yılında açılan takip sonucunda zamanaşımı süresinin de kesildiğini, bir an için zamanaşımı süresinin kesilmediğini varsayılmış olsa dahi, başlatılan takip 2015 yılında olduğu için ve 1999 yılında başlatılan takiple bağlantılı olduğundan dava konusu takibe ilişkin herhangi bir zamanaşımı söz konusu olmadığını ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı ve 6101 sayılı Kanun'un 1 ... maddesinin son cümlesinde 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra bu fiili ve işlemlere ilişkin olarak gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiyenin 6098 sayılı Kanun'un hükümlerine tabi olduğunun düzenlendiği, aynı Kanun'un 5 ... maddesinin ikinci fıkrasında 6098 sayılı Kanun ile hakdüşürücü süre veya ... bir zamanaşımı süresinin ilk defa öngörülmüş olması ve başlangıç tarihi itibariyle bu sürenin dolmuş olması halinde, hak sahiplerinin Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıllık ek süreden yararlanacaklarına, ancak bu ek sürenin 6098 sayılı Kanun'da öngörülen süreden daha ... olamayacağına yer verildiği, yine aynı Kanun'un 6 ncı maddesinde ise Kanun'un 5 ... maddesinin uygun düştüğü ölçüde 6098 sayılı Kanun'da öngörülen diğer süreler hakkında da uygulanacağının belirtildiği, 6098 sayılı Kanun'un 598 ... maddesinin üçüncü fıkrasında bir ... kişi tarafından verilmiş olan her türlü kefaletin, buna ilişkin sözleşmenin kurulmasından başlayarak 10 yılın geçmesiyle kendiliğinden ortadan kalkacağının aynı maddenin dördüncü fıkrasında ise kefaletin 10 yıldan fazla bir süre için verilmiş olması halinde dahi uzatılmış veya ... bir kefalet verilmiş olmadıkça kefilin, ancak 10 yıllık süre doluncaya kadar takip edilebileceği hükmüne yer verildiği, somut olayda kefalet borcunun sona ermesiyle ilgili olarak 6098 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanması gerektiği, buna göre 1991 ve 1992 yılında düzenlenen sözleşmeler uyarınca kullandırılan kredilere ilişkin borcun 27.04.1998 tarihli ihtarla kat edildiği ve alacağın muaccel hale geldiği, buna göre 6098 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden önce, 24.07.2008 tarihinde 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu, 6101 sayılı Kanun'un 5 ... maddesinin ikinci fıkrasında ifade edilen 1 yıllık ek sürenin de 01.07.2013 tarihi itibariyle sona erdiği, buna göre icra takibinin yapıldığı 2015 yılından çok önce kefaletin kendiliğinden ortadan kalktığı, dolayısıyla kefil ... ... mirasçılarının sorumluluklarının da sona ermiş olduğu, dava konusu fon alacağına ilişkin olarak 20 yıllık zamanaşımı süresi öngörülmüş olmasının da, 10 yıllık hak düşürücü süreye bir etkisinin olmadığı gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde belirttiği hususları tekrar ederek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, davalıların murisinin kefaleti dolayısıyla davalılar hakkında başlatılan icra takibine vaki itirazın iptalinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri,

2. 6098 sayılı Kanun'un 598 ... maddesi.

3. 6101 sayılı Kanun'un 1 ..., 5 ... ve 6 ncı maddeleri.

1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Davacı ...Ş. harçtan muaf olduğundan ödediği temyiz ilam harcı ve temyiz başvuru harcının isteği halinde temyiz eden davacı ...Ş.'ye iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

14.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.