Taraflar arasındaki rücuen tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya ait olup müvekkili nezdinde zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) ile sigortalı olan aracın 30.11.2011 tarihinde karıştığı tek taraflı trafik kazası sonucunda araçta yolcu olan dava dışı 'nun yaralandığını, kazada yaralanan tarafından müvekkili aleyhine Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/99 Esas sayılı dosyasında maddi tazminat davası açıldığını, yargılama sırasında tarafların sulh olması üzerine müvekkili tarafından na 81.673,75 TL ödeme yapıldığını, kaza sırasında aracın davalının kullanımında olduğunu ve kaza sırasında davalının alkollü olduğunu, bu nedenle müvekkili tarafından dava dışı yaralanana ödenen tazminatın davalıdan rücuen tahsili gerektiğini belirterek 81.673,75 TL'nin ödeme tarihi olan 11.07.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan rücuen tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkili ile kazada yaralanan 'nun ceza dosyasında uzlaştıklarını, bu nedenle tarafından suç nedeniyle tazminat davası açılamayacağını, açılmış davadan da feragat etmiş sayılacağını, bu nedenle davacının rücu hakkı bulunmadığını, tarafından açılan davada zamanşımının dolduğunu, ancak sigorta şirketi tarafından zamanaşımı definin ileri sürülmediğini, davanın müvekkiline ihbar edilmemesi nedeniyle müvekkilinin itirazlarını sunma imkânının elinden alındığını, müvekkilinin alacağın ferilerinden sorumlu olmadığını, nun müvekkili ile birlikte alkol alması nedeniyle müterafik kusurlu olduğunu, kazanın münhasıran alkolün etkisi altında gerçekleşmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; kazanın salt alkolün etkisi altında gerçekleşip gerçekleşmediğine dair nörolog bilirkişiden alınan raporda kazanın salt alkolün etkisiyle gerçekleştiğinin bildirildiği, meydana gelen kazada davalının %100 kusurlu olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, bu nedenle rücu şartlarının oluştuğu, kazada yaralanan dava dışı 'nun ödeme tarihi itibarıyla gerçek zararının 176.71,19 TL olduğu, davacı tarafından yapılan ödemenin gerçek zararın altında olduğu, ancak davacının aleyhine dava açılmasına sebebiyet vermesi nedeniyle üçüncü kişiye ödenen vekalet ücreti ve yargılama giderinden davalının sorumlu olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 67.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; müvekkili tarafından ödenen tazminatın fer'ilerinden de davalının sorumlu olduğunu, ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Davalı vekili istinaf dilekçesinde; uzlaşma ile sonuçlanan suç nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 253 üncü maddesinin 19 uncu fıkrası gereğince tazminat davası açılamayacağını, tarafından açılan davada bu hususun ileri sürülmediğini, eğer ileri sürülseydi davanın reddedileceğini, bu nedenle davacının rücu hakkı olmadığını, Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/99 Esas sayılı dosyasında açılan davanın müvekkiline ihbar edilmediğini, bu nedenle anılan dosyada alınan maluliyet raporunun müvekkilini bağlamadığını, maluliyet oranın %60'ın altında kalması halinde pasif dönem zarar hesabı yapılmasının mümkün olmadığını, olay tarihindeki verilere göre gerçek zararın belirlenmesi gerektiğini ileri sürerek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının üçüncü kişiye ödenen vekalet ücreti ve yargılama giderinden sorumlu olmaması nedeniyle davacının bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun yerinde görülmediği, ancak rücu davalarında ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğu, davacının bu yöne ilişkin istinaf talebinin yerinde olduğu, davalının istinaf başvurusu yönünden Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen maluliyet raporuna göre dava dışı yaralananın %39 oranında maluliyeti olduğu, bilirkişi tarafından gerçek zararın 176.572,19 TL olduğunun bildirildiği, davacının talebinin gerçek zararın altında olduğu, bu nedenlerle davalı vekilinin istinaf başvurusunun yerinde olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulü ile 81.673,75 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürülen nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
Uyuşmazlık, davacı tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın 30.11.2011 tarihinde karıştığı tek taraflı trafik kazası sonucunda dava dışı nun yaralanması nedeniyle davacı tarafından 11.07.2016 tarihinde dava dışı na ödenen maddi tazminatın kaza sırasında sürücünün alkollü olması nedeniyle rücuen tahsili istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 297,298 ve 359 uncu maddeleri, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu kararı.
1. İlk Derece Mahkemesi kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Kanun'un 297 nci maddesinde; Bölge Adliye Mahkemesi kararlarında nelerin yazılacağı ise aynı Kanun'un 359 uncu maddesinin birinci fıkrasında belirtilmiştir. 6100 sayılı Kanun'un 359 uncu maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrası "(2) Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında, açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.
(3) (Ek: 22/7/2020-7251/38 md.) Bölge adliye mahkemesi, başvurunun esastan reddi kararında, ileri sürülen istinaf sebeplerini özetlemek ve ret sebeplerini açıklamak kaydıyla, kararın hukuk kurallarına uygunluk gerekçesini göstermekle yetinebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 360 ıncı maddesine göre ise kanun yolları kısmında düzenlenen istinaf bölümünde aksine hüküm bulunmayan hâllerde İlk Derece Mahkemesinde uygulanan yargılama usulü, bölge adliye mahkemesinde de uygulanacaktır.
Bu bağlamda 6100 sayılı Kanun'un 298 inci maddesi "(1) Hüküm, hükmü veren hâkim, toplu mahkemelerde başkan veya hükme katılmış olan hâkimlerden başkanın seçeceği bir üye tarafından yazılır.
(2) Gerekçeli karar, tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamaz.
(3) Hükümde gerekçesi ile birlikte karşı oya da yer verilir.
(4) Hüküm, hükmü veren hâkim veya hâkimler ile zabıt kâtibi tarafından imzalanır." şeklinde düzenlenmiş olup; bu madde uyarınca Bölge Adliye Mahkemesinin kararını gerekçesi ile birlikte (tam olarak) yazması ve hüküm sonucunu aynı Kanun'un 297 nci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Bölge Adliye Mahkemesince yargılama sonunda verilen bu karar, bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan nihai (son) kararlardandır. Bu kararla mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur.
Gerekçeli kararın hüküm fıkrasına uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardan olup bu kurala kanun koyucu 6100 sayılı Kanun'un 294 ve 298 inci maddeleriyle varlık kazandırmıştır. Gerçekten de anılan maddeler kamu düzeni amacıyla konulmuş, emredici hükümlerdendir. Bu maddeler uyarınca kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Yine 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması” başlıklı 141/3 üncü maddesinde; “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi kararının gerekçe bölümünde, davalının üçüncü kişiye ödenen vekalet ücreti ve yargılama giderinden sorumlu olmaması nedeniyle davacının bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun yerinde görülmediği, ancak rücu davalarında ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken İlk Derece Mahkemesince dava tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin hatalı olduğu, davacının bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun yerinde olduğu belirtilmiş iken hüküm fıkrasında "davanın kabulü ile 81.673,75 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde hüküm tesis edilmesi sonucunda, gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturulmuştur. Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup aralarında çelişki bulunamaz. Karardaki bu çelişkinin bozma nedeni oluşturacağına ve bozmadan sonra Bölge Adliye Mahkemesince önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi gidermek koşuluyla vicdani kanaatine göre karar verebileceğine, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunca 10.04.1992 tarihli ve 7/4 sayılı kararıyla karar verilmiştir.
Açıklanan nedenle, hüküm ile gerekçe arasındaki çelişkinin giderilmesi için Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir.
2. Bozma nedenine göre davalı vekilinin temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile Bölge Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,
2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,
Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine
04.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.