Taraflar arasındaki itirazın iptali davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay (kapatılan) 17. Hukuk Dairesince kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Mahkeme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının sürücüsü ve maliki olduğu, aynı zamanda zorunlu trafik sigortası bulunmayan aracın, davacının kasko poliçesi ile sigortaladığı araca tam kusurlu olarak çarpmasıyla oluşan kazada aracın hasar gördüğünü, sigortalısına ödediği hasar bedelinin davalıdan rücuen tahsili için başlatılan Küçükçekmece 4. İcra Müdürlüğünün 2014/1108 sayılı dosyasındaki takibe davalının itiraz ettiğini belirterek, davalının itirazının iptali ile % 20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır.
Mahkemenin 25.11.2015 tarih ve 2015/137 Esas, 2015/1082 Karar sayılı kararı ile; hükme esas alınan 18.11.2015 tarihli bilirkişi raporunun benimsendiği, davaya konu trafik kazası nedeniyle davacı ... tarafından kasko sigorta poliçesi kapsamında kendi sigortalısı olan dava dışı Yılka İplik San.ve Tic. A.Ş.'ye 12.09.2013 tarihinde 15.065,00 TL hasar bedeli ödendiği, oluşan trafik kazasında davalının %100 oranında kusurlu olduğu, bu hali ile davacı ... tarafından rücuen ödenen bu miktarın tamamını talep etme hakkının bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalının icra takibine itirazının iptali ile takibin devamına, asıl alacağın % 20'si oranında icra inkar tazminatının davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 14.05.2018 tarih ve 2018/2086 Esas, 2018/4983 Karar sayılı ilamı ile; "...Somut olayda mahkemece 12.02.2015 tarihli tensip tutanağı ile davanın yazılı yargılama usulüne tabi bir dava olduğunun belirlendiği, davalıya gönderilen tebligat evrakının muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olduğu gerekçesiyle Tebligat Kanunu 21/2 nci maddesine göre tebliğ edildiği, ön inceleme duruşma gününün davalı tarafa açıklamalı davetiyeyle aynı adreste yine Tebligat Kanunu 21/2 nci maddesine göre tebliğ edildiği, ön inceleme duruşmasının davalının yokluğunda tamamlandığı ve tahkikat duruşma gününün 2 nolu ara karar ile davalıya ihtaratlı olarak tebliğine dair ara karar kurulmasına rağmen tebligat parçasının ihtaratı içermediği, aynı celse bilirkişi incelemesine dair ara karar kurulduğu, bilirkişi raporu davalıya tebliğ edilmemiş olmasına rağmen tahkikat işlemlerinin tamamlandığı, sözlü yargılamaya ilişkin davetiye çıkarmadan davalının yokluğunda davanın kabulüne dair karar verildiği anlaşılmaktadır. Mahkemece, Tebligat Kanununa göre usulüne uygun şekilde davalı tarafa dava dilekçesi ve tensip tutanağının tebliği ile savunma hakkı tanınması, dilekçeler aşaması usulüne uygun tamamlandıktan sonra, taraflara ön inceleme duruşma gününü bildirir davetiyelerin tebliğ edilmesi, taraf teşkili sağlanarak, 6100 sayılı HMK ile öngörülen ön inceleme duruşması, tahkikat ve sözlü yargılama aşamaları tamamlandıktan sonra davanın esası hakkında hüküm kurulması gerekirken Anayasa'nın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenilme hakkının ihlali ile hüküm kurulması kanuna aykırıdır (HMK madde 27). Davalının savunma hakkı kısıtlanarak, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir. Kabule göre, mahkemece yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli değildir. Zararın HMK'nın 266 ncı maddesi gereğince konusunda uzman bilirkişi marifetiyle tespiti ve bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olması gerekir. Raporun hazırlanması özel ve teknik bilgiyi gerektirmektedir. 6100 Sayılı HMK'nun 266/1 inci maddesi "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." düzenlemesine yer vermiştir. Somut olayda, dava trafik kazasına dayalı meydana gelen hasarın rücuan tahsili istemine ilişkin olup mahkemece araç hasarı ve kusur durumlarının belirlenmesi yönünden Avukat ve Sigortacı bilirkişiden kusur ve hasar raporu alınarak bu rapor hükme esas alınmıştır. Alınan rapor hüküm kurmaya elverişli değildir. O halde Mahkemece makine mühendislerinden oluşan 3'lü bilirkişi heyetinden tarafların kusur durumları ve meydana gelen zararın belirlenmesi yönünde ayrıntılı ve denetime açık rapor alınıp sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu gibi eksik incelemeye dayalı hüküm kurulması doğru görülmemiştir." gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozma ilamına uyulduğu, 11.04.2019 tarihli ara kararı ile tebligatın usulüne uygun olmadığına yönelik bozma gerekçesi kapsamında dilekçe tebliği ve davalının cevabının karşı tarafa tebliğ edilmesi sureti ile dilekçeler teatisi aşamasının sağlandığı, davalı tanığının ifadesinin alındığı, alınan 03.04.2019 tarihli kusur raporuna göre davaya konu kazada davalının tam kusurlu olduğunun belirlendiği, itiraz üzerine ATK Trafik İhtisas Dairesi'nden de kök ve ek rapor alındığı, alınan raporlara göre davalı ...'nun %100 oranında kusurlu olduğu, davacı tarafça sigortalanan araç sürücüsünün kusursuz olduğunun belirtildiği makine mühendislerinden 03.04.2019 tarihli raporun alınarak benimsendiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile davalının Küçükçekmece 4. İcra Dairesinin 2014/1108 Esas sayılı dosyasındaki itirazının kısmen iptaline, 15.000,00 TL asıl alacak, 510,41 TL işlemiş faiz olmak üzere 15.510,41 TL toplam alacak üzerinden takibin devamına, alacağın tespiti yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; kararın hatalı olduğunu, rücu şartlarının oluşmadığını, eksik inceleme ile karar verildiğini, diğer araç sürücüsünün tanık olarak dinlenmediğini, bilirkişi raporlarının hatalı değerlendirme yaptığını, davalı tanığının beyanının dikkate alınmadığını, davalının davaya konu trafik kazasında kusurunun bulunmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
davalının sürücüsü ve maliki olduğu, aynı zamanda zorunlu trafik sigortası bulunmayan aracın, davacının kasko poliçesi ile sigortaladığı araca çarpmasıyla oluşan kazada davacının sigortalısına ödediği bedelin davalıdan rücuen tahsili istemiyle başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472 nci maddesi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi, Kara Araçları Kasko Sigortası Genel Şartları.
İlk Derece Mahkemesinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un geçici 3 üncü maddesi delaletiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası,
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile bozma ilamına uyularak yapılan araştırmalar sonucunda kusur oranlarının netleşmiş olmasına ve kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,
Dosyanın mahkemesine gönderilmesine,
13.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.