Taraflar arasındaki trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; 10.11.2015 tarihinde davacının kullandığı araç ile davalı ... tarafından zorunlu mali mesuliyet sigortası yapılan aracın karıştığı trafik kazasında davacının yaralandığını ve malul kaldığını, sigorta şirketine başvuru yapıldığını ancak olumlu yanıt alınmadığını iddia ederek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile işgücü kaybından doğan toplam 1.000,00 TL daimi maluliyet tazminatının dava tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 09.02.2018 tarihinde talebini 8.228,76 TL geçici iş göremezlik ve 119.397,71 TL sürekli iş göremezlik tazminatı olmak üzere toplam 127.626,47 TL' ye ıslah etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; kusur durumunun Adli Tıp Kurumu'ndan alınacak rapor ile tespit edilmesi gerektiğini, maluliyet olup olmadığı, varsa oranının Adli Tıp Kurumu'nca belirlenmesi gerektiğini, tazminat hesabının uzman bilirkişilerce yapılması gerektiğini, davacı kaza anında kask takmadığından müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların iddia ve savunmaları, toplanan delillere ve benimsenen bilirkişi raporlarına göre, "...Yapılan yargılama, toplanan deliller, bilirkişi raporu ile dosya kapsamındaki tüm belge ve bilgiler birlikte değerlendirildiğinde; Kazanın meydana gelmesinde Davalı ... şirketine 91628966 numaralı poliçe ile ZMM Sigortası bulunan plakalı aracın sürücüsünün %100 kusurlu olduğu ve davacının herhangi bir kusuru olmadığı kesindir. 11.10.2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Güçü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği Hükümlerinden yararlanılarak Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu tarafından düzenlenmiş 14/07/2017 tarihli rapora göre, davacının maluliyet oranı %6,2 olarak belirlenmiştir. Uzman bilirkişilerce yapılan hesaplamalara göre, davacının 10/11/2015 tarihinde maruz kaldığı trafik kazası sonucu ...'ın %6,2 nispetindeki maluliyetiyle orantılı olarak maddi zararının "geçici iş göremezlik dönemindeki maddi zararının 8.228,76 TL" ve sürekli iş görmezlik zararının ise 119.397,71 TL olmak üzere toplam maddi zararının 127.626,47 TL'den ibaret bulunduğu, geçici iş görmezlik tazminat talebi ile ilgili açılmış bir dava bulunmadığından ıslah ile talep edilen geçici iş görmezlik talebinin reddine karar verilerek, davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş olup.." gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, 119.397,71 TL kalıcı iş görmezlik tazminatının dava tarihinden itibaren işleyen yasal faizi ile davalıdan davalıdan alınıp davacıya verilmesine, geçici iş görmezlik tazminat talebi ile ilgili açılmış bir dava bulunmadığından bu yöndeki talebin reddine karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davaya konu kazaya ilişkin olarak açılan İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/166549 soruşturma numaralı dosyası kapsamında; davacı ... ile sigortalı araç sürücüsü arasında düzenlenen ve imzalanan 24.02.2016 tarihli uzlaşma raporuyla tarafların uzlaştıklarını, davacı tarafın, şikayetinden vazgeçtiğini, tarafların uzlaşması üzerine kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, CMK'nın 253 üncü maddesinde, uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davasının açılamayacağı, açılmış davadan feragat edilmiş sayılacağının hüküm altına alındığını, bu nedenle davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Dosyanın yapılan incelemesinde; davalı tarafından istinaf başvuru dilekçesinde ileri sürülen iddia ve itirazların, yargılama aşamasında hiçbir şekilde ileri sürülmediği tespit edilmiştir. Bu durumda, HMK'nın 357/1. maddesinde, ilk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunmaların istinaf aşamasında dinlenemeyeceği öngörüldüğünden ve kamu düzenine aykırı bir husus da bulunmadığından, davalı vekilinin istinaf başvurusundaki iddia ve itirazların dikkate alınması mümkün görülmemiştir..." gerekçesi ile davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davalı vekili temyiz dilekçesinde; borcu söndüren sebeplerin varlığının her aşamada ileri sürülebileceğini, taraflar arasında uzlaşma sağlandığının her aşamada ileri sürülebileceğini ve mahkemelerce dikkate alınması gerektiğini, davacının maddi ve manevi zararlarının ceza soruşturması sırasında karşılanmış ve taraflar arasında uzlaşma sağlanmış olması sebebiyle uzlaşma ve feragat nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulünün yerinde olmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı zarar nedeniyle sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu' nun 85,89,90,91 inci maddeleri, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu' nun 253 üncü maddesi, Anayasa Mahkemesi' nin 26.07.2023 tarih, 2023/43 Esas ve 2023/141 Karar sayılı kararı.

1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, borcu sona erdiren hususlar yargılamanın her aşamasında gözetilebilecek ise de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu 253 üncü maddesinin 19 uncu bendinin "...Uzlaşmanın sağlanması halinde, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz..." hükmü 18.10.2013 günlü Resmi Gazete' de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 26.07.2023 tarih ve 2023/43 Esas, 2023/141 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiş olduğuna göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

2. Diğer temyiz itirazlarına gelince; sürekli işgücü kaybı tazminatının belirlenmesinde, davacının son gelir durumu ile birlikte muhtemel yaşam süresinin ve bu sürenin ne kadarında aktif çalışma hayatının devam edeceği, ne kadarında pasif dönemde bulunacağının tespiti önem arz etmektedir. Çalışma hayatının, aktif çalışma dönemi ve emeklilik dönemi olan pasif devre olarak ayrılması ve özel yasalarında çalışma süreleri ayrık olarak belirtilmemiş (asker, polis vb. gibi) kişiler yönünden 60 yaşın aktif çalışma devresini, bakiye yaşam süresi varsa kalan sürenin de pasif çalışma dönemini oluşturduğu; sürekli işgücü kaybı nedeniyle tazminatın hesabında, pasif devrede de zararın oluşacağı ve bu zararın asgari ücret düzeyinde bir zarar olacağının kabulü gerektiği Dairemizin yerleşmiş içtihatlarındandır. Özel yasaları gereği çalışma süreleri ayrık olarak düzenlenenler dışında kalan kişiler yönünden, aktif- pasif devre ayrımı anılan şekilde yapılmakla birlikte; asker, polis gibi özel yasaları ile çalışma süreleri farklı belirlenen kişiler için sürelerin bu yasalardaki düzenlemelere göre belirlenmesi gerekmektedir.
Somut olayda; davacı, kaza tarihinde 25 yaşında olup polis memuru olarak görev yaparken maruz kaldığı kazadaki yaralanması sonucu iş gücü kaybına uğramıştır. Mahkemece hükme esas alınan 10.01.2018 tarihli aktüer raporunda, davacının 60 yaşına kadar çalışacağı ve aktif devresinin devam edeceği; 60 yaşı ile muhtemel bakiye ömür süresi sonu arasındaki dönem için de pasif devrede olacağı kabul edilerek hesaplama yapılmıştır. Oysa, yukarıda açıklandığı üzere, kendi özel yasaları gereği daha erken emekli olma (aktif devresi sona erme) imkanı bulunan meslek gruplarından birinde yer alan davacı için, herhangi bir araştırma yapılmadan, 60 yaş sonunun aktif devre sonu olarak kabulü mümkün değildir.
Açıklanan nedenlerle; polis memuru olan ve 60 yaşından önce emekli olma ihtimali bulunan davacının çalıştığı kuruma ve SGK Başkanlığı Emeklilik Hizmetleri Genel Müdürlüğüne yazı yazılarak, davacının yaşı ile mesleki kıdemine göre muhtemel emeklilik yaşının kaç olduğunun sorulması; yazı cevabının gelmesinden sonra, bildirilen muhtemel emeklilik yaşı da dikkate alınarak, bildirilen yaşa kadar aktif devre ve bu yaş ile muhtemel ömür sonu arası süre için AGİ dahil edilmemiş asgari ücret üzerinden pasif devre hesabının yapılması için ek rapor alınıp oluşacak sonuca göre (davalı lehine oluşan usuli kazanılmış haklar gözetilerek) karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.

3. Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi zorunludur. Söz konusu belirlemenin, bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastaneler veya sağlık kuruluşları tarafından çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir.
11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 ilâ 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 ilâ 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 ilâ 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik ve 20.02.2019 tarihinden sonra ise Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik yürürlükte olduğundan kaza tarihinde geçerli mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu düzenlenmelidir. Eldeki davada kaza, 10.11.2015 tarihinde meydana gelmiştir.
Bu durumda İlk Derece Mahkemesince; davacı tarafından kararın temyiz edilmediği göz önüne alındığında davalının usuli kazanılmış hakları gözetilerek davacının kazaya ilişkin tüm tedavi evrakı eklenip (eksik varsa temini ile) dosyada bulunan sağlık kurulu raporları da irdelenmek ve bizzat muayene edilmek suretiyle kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak ve yukarıda açıklandığı şekilde yetkili sağlık kurulundan rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.

Açıklanan sebeplerle;

1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,

2. Değerlendirme bölümünün (2) ve (3) numaralı bentlerinde açıklanan sebeplerle; İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,

3. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

04.12.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.