Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15/05/2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davacı adına Avukat ... geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin, davalıya ait işyerinde 15.11.2009-19.11.2013 tarihleri arasında arge yazılım mühendisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini ve işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek; kıdem tazminatı ile maaş, fazla mesai ve genel tatil ücretleri ile ikramiye alacaklarının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı vekili; işçi feshinin haklı bir nedene dayanmadığını ve herhangi bir alacağının da bulunmadığını savunarak; davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar süresinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
6100 Sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını içermektedir.
Somut uyuşmazlıkta; davalı vekili cevap dilekçesinde, tanıklarının isim ve adresleri bildirilmiştir.
Yerel mahkeme, davalı vekilinin hazır olmadığı 16.05.2014 tarihli 2. celsede; miktar belirterek, tebligat giderileri ve tanıklık ücretlerini yatırması için davalı tarafa kesin süre vermiş, kesin sürenin hukuki sonuçları açıklanmış ve davalı vekiline ihtaratlı davetiye çıkarılmasına karar vermiştir.
Çıkarılan ihtaratlı davetiye 28.05.2014 tarihinde davalı vekiline tebliğ edilmiş olup, 22.09.2015 tarihli 3. celsede davalı vekili tanıklarını duruşma salonunda hazır etmiştir.
Mahkemece, kesin süreye uyulmadığı gerekçesi ile davalı vekilinin tanık dinletmekten vazgeçmiş sayılmasına karar verilerek, tanıkları dinlenmemiş ve dosyanın bilirkişiye gönderilmesine karar verilmiştir.
Kesin süre verilmesinin temel amacı; tarafların savsaklayıcı, davayı uzatıcı ve hükmü geciktirici tutum ve davranışlarını önlemektir. Böyle bir yaptırım gücünün olmaması halinde bir davanın, bırakın geç bitirilmesini, bitirilmesinden bile söz etmek kolay olmayacaktır.
Hak kaybına yol açmak gibi ağır hukuki sonuçlar doğuran kesin süre kurumunun hakim tarafından dikkatli, duyarlı bir şekilde kullanılması gereklidir.
Hukuk Yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yapılması ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacını gerçekleştirmek için getirilmiştir. İşte hakkın elde edilmesi için birer araç olan bu kurallar amaca uygun somut bir görevin varlığı halinde uygulama alanı bulurlar. Aksi halde araçla ulaşılması istenilen amaç arasında gerçek ve esaslı bağın bulunmaması anlamsızlığı (şekilcilik) ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne olursa olsun uyuşmazlıkları ortadan kaldırmak değil, pozitif hukukun ölçüsünde, hakkı belirleyerek sonuca ulaşmaktadır.
Yukarıda ayrıntısıyla açıklandığı üzere, kesin sürenin temel amacı yargılamada “çabukluğu” sağlamak; öteki deyişle, “taraflarca yargılamanın lüzumsuz yere uzatılmasının önüne geçmek” tir.
Bu durum gözetildiğinde somut olayda, tanıklık ücretleri ve tebligat giderlerini yatırması için kesin süre verildiğine dair evrakın davalıya tebliğinden itibaren ancak kesin süre tarihinden sonra ve fakat hemen takip eden duruşma gününde davalının tanıklarını duruşma salonunda hazır ettiği ve yargılamayı uzatmadığı apaçık ortadadır.
Her ne kadar, mahkemenin verdiği kesin süre şekli anlamda usulüne uygun ise de, yukarıda da açıklandığı üzere yargılamayı uzatmadığı sürece, savunma hakkının kutsallığının içeriğine dokunmadan kullanılması gereken bir usul hukuku yöntemi olduğu da dikkate alındığında, verilen kesin süre usul hukukuna konuluş amacına uygun kullanılmadığından, yöntemine uygun olmayıp, ve bu suretle verilen kesin süre hukuki sonuç doğurmaz.
Ayrıca, 6100 sayılı HMK'nun 243/1. maddesinde davetiye gönderilmeden hazır bulundurulan tanıkların dinleneceği, şu kadar ki tanık listesi için kesin süre verildiği hallerde, liste verilmemiş olsa dahi tarafın duruşmada hazır bulunduracağı tanıkların dinleneceği ifade edilmiştir.
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, davalının tanıkları dinlenmeden, yargılamaya devam edilerek karar verilmesinin davalının hukuki dinlenilme hakkını ihlal ettiği anlaşılmakla, hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.