Taraflar arasında görülen davanın yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hükmün süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 15/05/2018 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat... geldiler. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin davalıya ait işyerinde şoför olarak çalıştığını, ücretinin düşürülmesini kabul etmemesi nedeni ile iş sözleşmesinin feshedildiğini, feshin haksız olduğunu ve işçilik alacaklarınında ödenmediğini ileri sürerek; kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla mesai, yıllık izin, hafta tatili ve genel tatil ücretleri ile maaş alacağının tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı vekili; zamanaşımı itirazında bulunarak, davacının kendisinin işten ayrıldığını ve devamsızlık yaptığını, tazminat hakkının olmadığını, çalıştığı dönem boyunca haklarının tamamının müvekkilince ödendiğini savunmuş ve davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
D) Temyiz:

Karar süresinde davalı vekilince temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden sözedilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.

Somut uyuşmazlıkda gerekçeli karar incelendiğinde; dava ve cevap dilekçelerinin özetlendiği, kurum kayıtlarının celbedilerek, tanıkların dinlendiği belirtildikten sonra, bir çok mevzuat hükmüne ve Dairemizin ilke kararlarına yer verilmiş, ancak bazı alacak kalemlerinin neden hüküm altına alındığına dair gerekçe oluşturulmadığı gibi hüküm altına alınan alacaklar yönünden hangi delile neden üstünlük tanınıp, hangisine neden itibar edilmediği de belirtilmemiştir. Ayrıca yine bazı alacak kalemleri yönünden, gerekçe ile hüküm sonucu arasında da çelişkiler yaratılmıştır.
Örneğin, fazla mesai ücreti talebine dair herhangi bir gerekçe oluşturulmaksızın alacak hüküm altına alınmış; yıllık izin ücreti talebinin ise gerekçede kabulüne karar verildiğinin belirtilmesine karşın, hüküm sonucunda talebin reddine hükmedilmiştir.
Yine kararın gerekçesinde (kabule göre) iş sözleşmesinin haklı nedenle işçi tarafından feshedildiğinin ve kıdem tazminatının kabulüne karar verildiği belirtilmesine karşın, iş sözleşmesini haklı nedenle sona erdirse dahi derhal fesheden tarafın ihbar tazminatına hak kazanamayacağı gözetilmeksizin ve herhangi bir gerekçede oluşturmaksızın, hüküm sonucunda ihbar tazminatının da kabulüne karar verildiği ve bu şekilde gerekçe ile çelişki yaratacak şekilde karar verildiği saptanmıştır.
Tüm bu hususlar dikkate alındığında gerekçeli kararının, T.C. Anayasası’nın 141. Maddesinin amacına ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 297. maddesine uygun olmadığı anlaşıldığından kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.

2- Kabule göre davacı vekilince müvekkilinin, iş sözleşmesinin 19.05.2014 tarihinde sona erdiği iddia edilmesine karşın, 6100 sayılı HMK'nun 26. maddesine aykırı olarak ve talep aşılarak, iş sözleşmesinin 23.05.2014 tarihinde sona erdiğinin kabulü ile yapılan hesaplamalara itibar edilmeside isabetsizdir.
F) Sonuç:

Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, davalı yararına takdir edilen 1.630.00 TL. duruşma avukatlık parasının karşı tarafa yükletilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 15/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.