Mahkumiyet
Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Erzurum 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.04.2016 tarihli ve 2016/122 Esas, 2016/329 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 206 ncı maddesinin birinci fıkrası, 62 inci, 53 üncü ve 58 inci maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verilmiştir.
Sanığın temyiz isteği; yargılama sonucunda adil olmayan bir karar ile mağdur duruma düşürüldüğü gerekçesiyle hükmün bozulması talebine ilişkindir.
1. 29.12.2015 günü kolluk görevlilerince Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı ilamat ve İnfaz masası tarafından hakkında yakalama kararı bulunan sanığın yakalandığı, üzerinde ağabeyi olan ... adına düzenlenmiş fotoğraf bulunan orjinal nitelikteki sürücü belgesini kolluk görevlilerine ibraz ederek kendisini ... olarak tanıttığı, ancak kolluk görevlileri tarafından sanığın tanınması ve olay yerinde bulunan babası ...n sanığa...diye hitap etmesi nedeniyle sanığın gerçek kimliğinin tespit edildiği, bu suretle resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunu işlediği iddiası ile hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.
2. Sanık savunmasında, olay gününde ekmek almak için dışarı çıktığını, üzerinde ağabeyi ...'e ait montun olduğunu, kolluk görevlilerince kimlik sorulması üzerine montun cebinde olan sürücü belgesini verdiğini, daha önceden hakkında arama kaydı olduğunu bilmediğini, panik hali ile hareket ettiğini, suç işleme kastının bulunmadığını beyan etmiştir.
3. Mahkemece tüm dosya kapsamından sanığın atılı suçu işlediği kabulü ile hakkında temyiz incelemesine konu mahkumiyet hükmü kurulmuştur.
4. Sanığın güncel adlî sicil ve nüfus kayıtları Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden temin olunarak denetlenmiştir.
Somut olayda tutanağın sanığın gerçek adı ile düzenlendiğinin anlaşılması karşısında sanığa atılı suçun oluşmadığı ancak,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun (5326 sayılı Kanun) “Kimliği bildirmeme” başlığını taşıyan 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idari para cezası verilir.” hükmünü haiz olup, bu kabahat fiili ile 5237 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin, görevi nedeniyle resmi belge düzenlediği sırada yalan beyanda bulunulması halinde 5237 sayılı Kanun'un 206 ncı maddesi uygulanacaktır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak sorması durumunda, kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde 5326 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca idari para cezası verilmesi gereklidir.
Açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın beyan ettiği sahte kimlik bilgilerine istinaden düzenlenmiş herhangi bir belge bulunmadığından sanığın eyleminin 5326 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak kabahatini oluşturacağının gözetilmemesi nedeniyle hükümde hukuka aykırılık bulunmuştur.
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Erzurum 7.Asliye Ceza Mahkemesinin 28.04.2016 tarihli ve 2016/122 Esas, 2016/329 Karar sayılı kararına yönelik sanığın temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle, BOZULMASINA; ancak sanığın eylemine uyan 5326 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında öngörülen idari para cezasının miktarına göre, aynı Kanun'un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde yazılı zamanaşımının, eylemin gerçekleştiği 29.12.2015 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta 1412 sayılı Kanun'un 322 nci ve 5326 sayılı Kanun'un 24 üncü maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, 5326 sayılı Kanun'un 20 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
08.02.2024 tarihinde karar verildi.