Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

A) Davacı isteminin özeti:
Davacı vekili, davacı tarafından iş aktinin haklı nedenle feshedildiğini, davacının davalı işverenlikte aralıksız çalıştığını, bir kısım işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti alacaklarını istemiştir.
B)Davalı cevabının özeti:
Davalı vekili, davacının iş yerinden 27/11/2008 tarihinde kıdem tazminatı dahil tüm hak ve alacaklarını almak suretiyle ibraname de vererek iş yerinden ayrıldığını, davacının yeniden çalışmak istemesi ve yeniden çalışmaya başlamasından sonra 31/08/2012 tarihinde tüm alacaklarını aldıktan sonra davacının müvekkilini ibra etmek suretiyle iş yerinden ayrıldığını, en son kendi isteği ile işten ayrılmasından sonra maaş hesabına 20/05/2014 tarihinde bakiye maaşının ve kıdem tazminatının ödendiğini, kendi isteği ile ayrıldığı için kıdem taz talebinin yersiz olduğunu, iddia ve taleplerin yersiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
C)Yerel Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, bilirkişi raporu Mahkememizce yasal ve dosya kapsamına uygun olduğu, davacının davalı işverene ait petrol istasyonunda 16/08/2004 tarihinden itibaren pompacı olarak çalışmaya başladığı ve bu çalışmasının 20/05/2014 tarihine kadar devam ettiği, her ne kadar davalı taraf davacının işe giriş çıkışlarında kesintili çalıştığını, 2008 ve 2012 yıllarında çıkışının olduğunu ve bu dönemlerde kıdem tazminatlarını aldığını savunmakta ise de; ... kayıtlarına göre davacının işe giriş tarihinin 16/08/2004 olduğu, 26/11/2008 tarihinde çıkışının bulunduğu, 27/12/2008 tarihinde tekrar girişinin olduğu, 31/08/2012 tarihinde çıkışının bulunduğu, 09/11/2012 tarihinde yeniden girişinin olduğu ve en son 12/05/2014 tarihinde çıkışının bulunduğu dinlenen tanık beyanlarına göre davacının herhangi bir giriş çıkış yapmaksızın devamlı olarak davalı iş yerinde çalıştığı, Yargıtayın yerleşik kararlarına göre işçinin iş sözleşmesi feshedilmediği halde çeşitli nedenlerle kıdem tazminatı adı altında yapılan ödemelerin avans niteliğinde sayıldığı, davacıya 2008 ve 2012 yıllarında kıdem tazminatı ödemesi yapılmış ise de dosya kapsamına göre davacının işe ara vermeksizin çalıştığı anlaşılmakla söz konusu yapılan ödemelerin avans niteliğinde sayılarak kıdem tazminatından mahsubunun gerektiği, bu nedenle davacının 16/08/2004 ila 12/05/2014 tarihleri arasında kesintisiz çalıştığının ve buna göre kıdeme esas süresinin 9 yıl 8 ay 26 gün toplamda 3554 gün olarak kabulü gerektiği, davacının tanık beyanlarına göre yıllık izin ücretlerinin ödenmediği, fazla mesai ücretlerinin ödenmediği, davacının iş akdini bu nedenle feshettiği, 4857 sayılı Kanun'un 24/2-e maddesi gereğince işçinin ücretlerinin ve ücret niteliğindeki ikramiye, prim, fazla mesai, bayram genel tatil ücretlerinin ödenmemesi işçiye iş aktini derhal ve bildirimsiz fesih hakkı verdiğinden davacının iş aktini haklı olarak fesh ettiğinin kabulü gerektiği, haklı fesih nedeni ile davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, davacının en son kendi isteği ile iş yerinden ayrıldığını savunan davalının savunmasına rağmen 20/05/2014 tarihinde davacıya kıdem tazminatı ödemiş olduğunu beyan etmiş olmakla davalının, davacının kıdem tazminatı alacağı hakkının bulunduğunu kabul ettiğinin kabulü gerektiği, bu nedenle kıdem tazminatlarının kabulü gerektiği, davacının çalıştığı dönemde 1.050,00 TL net ücret aldığı, toplam 14.193,14 TL kıdem tazminatına hak kazandığı, davalı işverenin 27/11/2008 tarihinde ödediği 2.720,80 TL avansın, 1.336,40 TL söz konusu ödemenin fesih tarihine kadar işleyen faizinin 31/08/2012 tarihinde 3.438,53 TL olarak ödenen avansın ve 524,82 TL işlemiş faizin ve ayrıca davalı işveren tarafından fesihten sonra 20/05/2014 tarihinde yapılan 1.866,71 TL kıdem tazminatı ödemesinin mahsubu ile davacının bakiye 4.305,88 TL kıdem tazminatı alacağının bulunduğunun kabulü gerektiği, davacının çalıştığı dönemde 9 kez yıllık izne hak kazandığı ve toplam 150 gün yıllık izin hakkının bulunduğu, davacının yıllık izinlerini kullanmadığı, yıllık izinlerin kullanıldığı veya izin ücretlerinin ödendiği hususunun davalı işveren tarafından yazılı belge ile iddia ve ispat edilemediği dolayısıyla davacının yıllık izin ücreti talebinin kabulü gerektiği, davacının çalıştığı dönemde son iki yıla kadar sabah 08: 00 ertesi sabah 08: 00 arası 24 saat çalışıp 24 saat istirahat ettiği, son iki yıl ise ayda iki hafta haftanın 7 günü sabah 08: 00'den akşam 20: 00'ye kadar çalıştığı, ayda iki hafta ise sabah 08: 00'den akşam 20: 00'ye kadar haftanın 6 günü çalıştığı, iki hafta haftalık 70 saat çalışıp dolayısıyla haftada 25 saat fazla mesai yaptığı, 2 hafta ise haftada 60 saat çalışıp 15 saat fazla mesai yaptığı, dolayısıyla ayda toplam 80 saat fazla mesai yaptığı, 2 yıl öncesindeki 24 saat çalışıp 24 saat istirahat ettiği çalışma sisteminde ise bir hafta 3 gün bir hafta 4 gün çalıştığı, yerleşik Yargıtay kararları gereğince 24 saatlik çalışmada kişinin 14 saat fiilen çalıştığının kabul edildiği ve 11 saati aşan çalışmaların fazla mesai kabul edildiği, dolayısıyla günlük 3 saat fazla mesai yaptığı, bu halde bir hafta (3x3) 9 saat, bir hafta ise (4x3) 12 saat fazla mesai yaptığı, davalı tarafın zaman aşımı itirazı göz önüne alınarak 4857 sayılı yasanın 32. Maddesi gereğince ücret niteliğindeki fazla çalışma ücretinin tahakkuk ettiği tarihten itibaren 5 yıllık zaman aşımına tabi olması nedeniyle dava tarihi olan 02/06/2014 tarihinden geriye doğru 5 yılın başlangıcı olan 02/06/2009 tarihinden önceki fazla mesai ücreti taleplerinin zaman aşımına uğradığı, 02/06/2009 tarihinden fesih tarihi olan 12/05/2014 tarihine kadar olan fazla mesai ücretlerinin talep edilebildiği, bu süreleri esas alan bilirkişi hesaplamasındaki 16.568,13 TL fazla mesai ücretinden yerleşik Yargıtay kararları gereğince %25 hakkaniyet indirimi uygulanarak fazla mesai ücretinin 12.426,09 TL olarak hüküm altına alınması gerektiği, fazlaya ilişkin fazla mesai ücreti talebinin reddi gerektiği anlaşılmakla davacının talebi kısmen haklı ve yerinde görüldüğünden, davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile 4.305,88 TL kıdem tazminatının, 12.426,09 TL fazla mesai ücreti, 5.384,88 TL izin ücreti alacağının davalıdan tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, kıdem tazminatına aktin fesih tarihi olan 12/05/2014 tarihinden itibaren en yüksek mevduat faizi uygulanmasına, fazla mesai ücret alacağının ilk dava edilen kısmına dava, ıslah edilen kısmına ıslah tarihinden itibaren en yüksek banka mevduat faizi uygulanmasına, izin ücretinin ilk dava edilen kısmına dava tarihinden, kalan kısmına ıslah tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, davacı tarafın fazlaya ilişkin fazla mesai ücreti talebinin reddine karar verilmesi cihetine gidildiği gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
D)Temyiz:

Karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
E)Gerekçe:

1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2-Taraflar arasında düzenlenen ibranamenin geçerliliği konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Türk Hukukunda ibra sözleşmesi 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenmiş olup, kabul edilen Yasanın 132 inci maddesinde “Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir” şeklinde kurala yer verilmiştir.
İş ilişkisinde borcun ibra yoluyla sona ermesi ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde öngörülmüştür. Sözü edilen hükme göre, işçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olması, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür. Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması gerekir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 420 inci maddesinde, iş sözleşmesinin sona ermesinden itibaren bir ay içinde yapılan ibra sözleşmelerine geçerlilik tanınmayacağı bildirilmiştir. Aynı maddede, alacağın bir kısmının ödenmesi şartına bağlı ibra sözleşmelerinin (ivazlı ibra), ancak ödemenin banka kanalıyla yapılmış olması halinde geçerli olacağı öngörülmüştür. 4857 sayılı İş Kanununun 19 uncu maddesinde, feshe itiraz bakımından bir aylık hak düşürücü süre öngörülmüş olmakla, feshi izleyen bir ay içinde işçinin işe iade davası açma hakkı bulunmaktadır. Bu noktada feshi izleyen bir aylık süre, işçinin eski işine dönüp dönmeyeceğinin tespiti bakımından önemlidir. O halde feshi izleyen bir aylık sürede işverenin olası baskılarını azaltmak, iş güvencesinin sağlanması için de gereklidir. Geçerli ve haklı neden iddialarına dayanan fesihlerde dahi ibraname düzenlenmesi için feshi izleyen bir aylık sürenin beklenmesi gerekir. Bir aylık bekleme süresi kısmi ibra açısından işçinin bir kısım işçilik alacaklarının ödenmesinin bir ay süreyle gecikmesi anlamına gelse de temelde işçi yararına bir durumdur. Hemen belirtelim ki bir aylık bekleme süresi ibra sözleşmelerinin düzenlenme zamanı ile ilgili olup ifayı ilgilendiren bir durum değildir. Başka bir anlatımla işçinin fesih ile muaccel hale gelen kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve izin ücreti gibi haklarının ödeme tarihi bir ay süreyle ertelenmiş değildir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun değinilen maddesinde, işverence yapılacak olan ödemelerin banka yoluyla yapılması zorunluluğunun getirilmesi, ibranamenin geçerliliği noktasında sonuca etkilidir. Ancak banka dışı yollarla yapılan ödemelerde de borç ibra yerine tamamen veya kısmen ifa yoluyla sona ermiş olur.
Sözü edilen yasal düzenleme, sadece işçinin alacaklı olduğu durumlar için işçi yararına kısıtlamalar öngörmektedir. İşverenin cezai şart ve eğitim gideri talep ettiği yine işçinin vermiş olduğu zararın tazminine dair uygulamalarda ve hatta sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde işçinin işverene borçlu olduğu durumlarda, taraflar, herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın işçinin borçlarını ibra yoluyla sona erdirebilirler.
Değinilen maddenin ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri tazminat ve alacaklar dâhil, hizmet sözleşmesinden doğan bütün haklar yönünden uygulanır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra düzenlenen ibra sözleşmeleri için yasal koşulların varlığı aranmalıdır. Ancak 6098 sayılı Borçlar Kanununun yürürlükte olmadığı dönemde imzalanan ibranamenin geçerliliği sorunu, Dairemizin konuyla ilgili ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. İbranamenin feshi izleyen bir aylık süre içinde düzenlenmesi ve ödemelerin banka kanalıyla yapılmamış oluşu 01.07.2012 tarihinden önce düzenlenen ibra sözleşmeleri için geçersizlik sonucu doğurmaz.
İşçi ve işveren arasında işverenin borçlarının sona erdirilmesine yönelik olarak Türk Borçlar Kanunu’nun yürürlülüğü öncesinde yapılan ibra sözleşmeleri yönünden geçersizlik sorunu aşağıdaki ilkeler dahilinde değerlendirilmelidir:
a)-Dairemizin kökleşmiş içtihatları çerçevesinde, iş ilişkisi devam ederken düzenlenen ibra sözleşmeleri geçersizdir. İşçi bu dönemde tamamen işverene bağımlı durumdadır ve iş güvencesi hükümlerine rağmen iş ilişkisinin devamını sağlamak veya bir kısım işçilik alacaklarına bir an önce kavuşabilmek için iradesi dışında ibra sözleşmesi imzalamaya yönelmesi mümkün olup, Dairemizin kararlılık kazanmış uygulaması bu yöndedir (Yargıtay 9.HD. 15.10.2010 gün, 2008/41165 E, 2010/29240 K.).
b)-İbranamenin tarih içermemesi ve içeriğinden de fesih tarihinden sonra düzenlendiğinin açıkça anlaşılamaması durumunda ibranameye değer verilemez (Yargıtay 9.HD. 5.11.2010 gün, 2008/37441 E, 2010/31943 K).
c)-İbranamenin geçerli olup olmadığı 01.07.2012 tarihine kadar yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanununun irade fesadını düzenleyen 23-31. maddeleri yönünden de değerlendirilmelidir. İbra sözleşmesi yapılırken taraflardan birinin esaslı hataya düşmesi, diğer tarafın veya üçüncü şahsın hile ya da korkutmasıyla karşılaşması halinde, ibra iradesinden söz edilemez.
Öte yandan 818 sayılı Borçlar Kanununun 21 inci maddesinde sözü edilen aşırı yararlanma (gabin) ölçütünün de ibra sözleşmelerinin geçerliliği noktasında değerlendirilmesi gerekir.
İbranamedeki irade fesadı hallerinin, 818 sayılı Borçlar Kanununun 31 inci maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü süre içinde ileri sürülmesi gerekir (Yargıtay 9.HD. 26.10.2010 gün, 2009/27121 E, 2010/30468 K). Ancak, işe girerken alınan matbu nitelikteki ibranameler bakımından iş ilişkisinin devam ettiği süre içinde bir yıllık süre işlemez.
d)-İbra sözleşmesi, varlığı tartışmasız olan bir borcun sona erdirilmesine dair bir yol olmakla, varlığı şüpheli ya da tartışmalı olan borçların ibra yoluyla sona ermesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin hak kazanmadığı ileri sürülen bir borcun ibraya konu olması düşünülemez. Savunma ve işverenin diğer kayıtları ile çelişen ibra sözleşmelerinin geçersiz olduğu kabul edilmelidir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/37372 E, 2010/31566 K).
e)-Miktar içeren ibra sözleşmelerinde ise, alacağın tamamen ödenmiş olması durumunda borç ifa yoluyla sona ermiş olur. Buna karşın kısmi ödeme hallerinde, Dairemizin kökleşmiş içtihatlarında ibraya değer verilmemekte ve yapılan ödemenin makbuz hükmünde olduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9.HD 21.10.2010 gün 2008/40992 E, 2010/39123 K.). Miktar içeren ibranamenin çalışırken alınmış olması makbuz etkisini ortadan kaldırmaz (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün 2008/33748 E, 2010/20389 K.).
f)-Miktar içermeyen ibra sözleşmelerinde ise, geçerlilik sorunu titizlikle ele alınmalıdır. İrade fesadı denetimi yapılmalı ve somut olayın özelliklerine göre ibranamenin geçerliliği konusunda çözümler aranmalıdır (Yargıtay 9.HD. 27.06.2008 gün 2007/23861 E, 2008/17735 K.). Fesihten sonra düzenlenen ve alacak kalemlerinin tek tek sayıldığı ibranamede, irade fesadı haller ileri sürülüp kanıtlanmadığı sürece ibra iradesi geçerli sayılmalıdır (Yargıtay HGK. 21.10.2009 gün, 2009/396 E, 2009/441 K).
g)-Yine, işçinin ibranamede yasal haklarını saklı tuttuğuna dair ihtirazi kayda yer vermesi ibra iradesinin bulunmadığını gösterir (Yargıtay 9.HD. 4.11.2010 gün 2008/40032 E, 2010/31666 K).
h)-İbranamede yer almayan işçilik alacakları bakımından, borcun sona erdiği söylenemez. İbranamede yer alan işçilik alacaklarının bir kısmı yönünden savunma ile çelişkinin varlığı ibranameyi bütünüyle geçersiz kılmaz. Savunma ile çelişmeyen kısımlar yönünden ibra iradesine değer verilmelidir (Yargıtay 9.HD. 24.6.2010 gün, 2008/33597 E, 2010/20380 K). Başka bir anlatımla, bu gibi durumlarda ibranamenin bölünebilir etkisinden söz edilebilir. Bir ibraname bazı alacaklar bakımından makbuz hükmünde sayılırken, bazı işçilik hak ve alacakları bakımından ise çelişki sebebiyle geçersizlikten söz edilebilir. Aynı ibranamede çelişki bulunmayan ve miktar içermeyen kalemler bakımından ise borç ibra yoluyla sona ermiş sayılabilir.
İbraname savunması, hakkı ortadan kaldırabilecek itiraz niteliğinde olmakla yargılamanın her aşamasında ileri sürülebilir (Yargıtay HGK. 27.1.2010 gün 2009/9-586 E, 2010/31 K. ; Yargıtay 9.HD. 13.7.2010 gün, 2008/33764 E, 2010/23201 K.).
Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunun 120. maddesi uyarınca yürülülükte olan 1475 sayılı İş Kanunun 14/2. maddesinde; işçilerin kıdemleri, hizmet akdinin devam etmiş veya fasılalarla yeniden akdedilmiş olmasına bakılmaksızın aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde çalıştıkları süreler gözönüne alınarak hesaplanır. Fasılalı çalışmanın birleştirilmesi için önceki dönemin kıdem tazminatına hak kazanmayacak şeklde sona ermesi veya kıdem ve ihbar tazminatı ödenerek feshedilmesi gerekir. Ancak himzet süresi tazminat ve alacak yönünden tasfiye olacaktır, izin süresinin belirlenmesi gibi kıdemini etkilemez.
Somut uyuşmazlıkta, dosyada bazı ibranameler mevcuttur. Bu ibranamelerin fasılalı çalışma sonunda alındığı anlaşılmaktadır.
27/11/2008 tarihli ibranamede, kullanılmayan izin ücreti, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı olarak rakamlar gösterilmiştir ve atfen imza bulunmaktadır. Fazla mesai ücreti bakımından, ibranamede fazla mesai ücretini aldığını belirtmiş ise de davalı vekilinin temyiz dilekçesinde fazla mesai yapmadığı belirtilmiştir. Fazla mesai ücreti bakımından savunma ile çelişik olan bu ibraname geçersizdir. Diğer yandan bu ibranamedeki kıdem tazminatı ve yıllık izin ücreti Mahkeme tarafından makbuz sayılarak mahsup edilmiştir. İşten ayrılma bildirgesinde çıkış tarihi 26/11/2008,4857 sayılı Kanuna göre 17 madde işverenin bildirimli feshi şeklinde belirtilmiştir, davacıya atfen imza bulunmaktadır. İhbar tazminatı ve kıdem tazminatı bordroları mevcuttur. Yeniden işe giriş bildirgesinde ise giriş tarihi 27/12/2008 olarak belirtilmiş olup yeniden giriş bildirgesinde davacının imzası yoktur.
31/08/2012 tarihli ibranamede ise kullanılmayan izin ücreti, ihbar tazminatı ve kıdem tazminatı miktarları belirtilmiştir, davacıya atfen imza içermektedir. Ayrıca "Çek ile ... Petrolden aldım" şeklinde ifade ve davacıya atfen imza bulunmaktadır. Çıkış tarihi ile aynı tarihte düzenlendiği için yeni Borçlar Kanunu hükümlerine göre bu belge ibraname olarak geçersizdir ama bu ibranamedeki kıdem tazminatı ve yıllık iizn ücreti Mahkeme tarafından makbuz kabul edilerek mahsup edilmiştir. Ayrılış bildirgesinde çıkış tarihi 31/08/2012, kod 04 olarak belirtilmiştir ve davacıya izafeten imza bulunmaktadır. Yeniden işe giriş bildirgesinde ise giriş tarihi 09/11/2012 olup davacının imzası yoktur.
Davacı vekili dosyadaki beyanında, davacının ibranamelerin tarihlerinde muvazaalı olarak işten çıkarıldığını, giriş -çıkış tarihlerine bakılırsa heman akabinde gene işe giriş yapıldığını, çıkarılma nedenleri hakkında davacının bilgisi bulunmadığını, bu tarihlerde davacıya 4500 TL ve 5300 TL ödeme yapıldığını ama davacının ibraname imzalamadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte, imzalamış olsa bile sadece ödenen miktarın ve ödenen kalemin açıkça yazılması halinde ibranamenin dikkate alınabileceğini belirtmiştir.
Hizmet döküm cetvelinde 26/11/2008 tarihinde çıkış, 27/12/2008 tarihinde yeniden işe giriş vardır, 31/8/2012 tarihinde çıkış-9/11/2012 yeniden giriş görünmektedir, dava dilekçesinde ise aralıksız çalışma ileri sürülmüştür. Dolayısı ile fasılalı çalışma vardır.
Dosyada boşa atılmış imzası olan ibraname bulunmaktadır.
Davacı tanıklarından biri, "Birlikte çalıştığımız dönem boyunca davacı herhangibir giriş çıkış yapmaksızın devamlı olarak çalışmıştır.", davacı tanıklarından bir diğeri, "devamlı surette birlikte çalıştık" yönünde beyanda bulunmuşlardır. Davalı tanıklarında açıklık yoktur.
Tüm maddi ve hukuki olgulara göre göre;
Davacıya fasılalı çalışma nedeni ile iş sözleşmesinin sona erdiği 27/11/2008 tarihte ibraname ile hem kıdem tazminatı hem ihbar tazminatı ödendiği için bu tarihten önceki hizmet süresinin tasfiye edildiği, keza anlaşılmaktadır. Keza tekrar daha sonra işe giren davacıya iş sözleşmesinin 31.08.2012 tarihinde sona ermesi nedeni ile hem kıdem tazminatı hem ihbar tazminatı ödendiği için bu tarihten önceki hizmet süresi de tasfiye edilmiştir. Mahkeme tarafından yapılacak iş, o tarihte davacının aldığı ücret üzerinden, tasfiye edilen 27.11.2008 tarihindeki hizmet süresine göre davacının kıdem tazminatı ve yıllık izin ücretini, sonraki çalışma nedeni ile de ve 31.08.2012 tarihlerindeki hizmet süresine göre kıdem tazminatını hesaplama, bu tarihlerde ödeneni mashup etmek ve varsa eksik ödenen kısımların davalıdan tahsiline karar vermektir.
Yıllık izin ücreti açısından ise, davacının ilk işe girdiği 2004 yılından itibaren 31/08/2012 tarihine kadar kaç tam yıllık kıdemi olduğu tespit edilmelidir. Sonra 27/11/2008-31/8/2012 tarihleri arasında çalıştığı her tam yıl için o yıl itibari ile 2004 yılından beri oluşan kıdemi uyarınca tespit edilecek yıllık izin hakkı günü çarpılarak, yani, 27/11/2008-31/08/2012 tarihleri arasında çalıştığı her tam yıl bu tam yıllara açıklanan şekilde belirlenecek kıdemine göre kanunen hak kazandığı yıllık izin gün sayısı ile çarpılarak, 27/11/2008-31/08/2012 tarihleri arasında çalıştığı tam yıllar için toplam kaç gün yıllık izin hakkı olduğu tespit edilerek sonuca gidilmelidir. Bir başka deyişle, sadece 27/11/2008-31/8/2012 tarihleri arasındaki tam yıllar için yıllık izin süresi hesaplanacaktır, ancak bu hesaplamada, davacının her yıl için kazandığı yıllık izin süresi hakkının tespitine esas olacak kıdem süresi ise ilk işe girdiği 16/08/2004 tarihinden itibaren yıllık izin süresi hesaplanan tarihe kadar geçen hizmet süresine göre oluşan kıdemine göre belirlenecektir. Her yıl için kazandığı yıllık izin süresi hakkının tespitine esas olacak kıdem süresi tespitinde yukarda bahsedilen 2008 tarihli ibraname etkili olmayacaktır. Ancak, yukarda bahsedilen 2008 tarihli ibraname nedeni ile 26/11/2008 ve öncesi tasfiye edildiği için 26/11/2008 tarihinden öncesi için yıllık izin ücreti hesaplanmayacaktır.
Davacının son çalışma dönemi 12/05/2014 tarihinde sona ermiştir. Bu dönemde ise yukardaki açıklamalara uygun olarak, 01/09/2012-12/05/2014 tarihleri arasındaki çalışma süresi ve 12/05/2014 tarihinde aldığı ücrete göre kıdem tazminatı hesaplanarak hüküm altına alınmalıdır. Yıllık izin ücreti açısından ise, davacının ilk işe girdiği 2004 yılından itibaren 12/05/2014 tarihine kadar kaç tam yıllık kıdemi olduğu tespit edilmeli, sonra 01/09/2012- 12/05/2014 tarihleri arasında çalıştığı her tam yıl için o yıl itibari ile 2004 yılından beri oluşan kıdemi uyarınca tespit edilecek yıllık izin hakkı günü çarpılarak, yani, 01/09/2012- 12/05/2014 tarihleri arasında çalıştığı her tam yıl bu tam yıllarda açıklanan şekilde belirlenecek kıdemine göre kanunen hak kazandığı yıllık izin gün sayısı ile çarpılarak, 01/09/2012- 12/05/2014 tarihleri arasında çalıştığı tam yıllar için toplam kaç gün yıllık izin hakkı olduğu tespit edilerek sonuca gidilmelidir. Bir başka deyişle, sadece 01/09/2012- 12/05/2014 tarihleri arasındaki tam yıllar için yıllık izin süresi hesaplanacaktır, ancak bu hesaplamada, davacının her yıl için kazandığı yıllık izin süresi hakkının tespitine esas olacak kıdem süresi ise ilk işe girdiği 16/08/2004 tarihinden itibaren yıllık izin süresi hesaplanan tarihe kadar geçen hizmet süresine göre oluşan kıdemine göre belirlenecektir. Her yıl için kazandığı yıllık izin süresi hakkının tespitine esas olacak kıdem süresi tespitinde yukarda bahsedilen 2008 ve 2012 tarihli ibranameler etkili olmayacaktır. Ancak, yukarda bahsedilen 2008 ve 2012 tarihli ibranameler nedeni ile 31/08/2012 ve öncesi tasfiye edildiği için 31/08/2012 tarihinden öncesi için yıllık izin ücreti hesaplanmayacaktır.

3-Ödeme bakımından, dosyada mevcut 20/05/2014 tarihli banka dekontunda "mayıs maaş ve kıdem tamzinatı" olarak bir kısım ödeme görünmektedir. Davacı vekili bu ödemenin bakiye maaş olduğunu belirtse de hangi aya ait olan bakiye ücret olduğunu davacı vekili belirtmemiştir. Banka dekontunda ise "mayıs" denerek "mayıs maaş ve kıdem tamzinatı" şeklinde açıklama bulunmaktadır. Dava, bu ödemeden sonra açılmıştır. Taraflardan sorularak bu ödemenin maaş için olan kısmı düşülerek varsa kıdem tazminatı olarak ödenen miktar kıdem tazminatı alacağından mahsup edilmelidir.

4-Fazla mesai bakımından, dava dilekçesinde 2014 yılındaki fesihten önceki son 1 yıl 12 saat vardiyasında göre çalıştığı belirtilmesine rağmen son 2 yıl 12 saat vardiyasında çalıştığı kabul edilerek fazladan hesaplama yapılması, 6100 sayılı HMK'nun 25. maddesindeki maddi vakıa ile bağlılık ilkesine aykırı olup isabetsizdir.

Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 10/05/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.