Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili, müvekkilinin davalılar ile kardeş olduğunu, yaklaşık 14 sene evvel muris babanın ölümü ile taraflara 3 tane gayrimenkulün miras olarak kaldığını, bu gayrimenkullerin murisin ölümü ile birlikte davalılar tarafından kiraya verildiğini ve kira bedellerinin davalılar tarafından tahsil edildiğini, müvekkilinin kiracılar ile yapılan hiçbir sözleşmeye imza atmadığını ve kira miktarlarının ne olduğunu da bilmediğini, kira bedellerinin miktarı sorulduğunda davalıların cevap vermediğini, davalılar bazı zamanlar kira bedeli altında müvekkile ödeme yaptıklarını, müvekkilin yapmış olduğu araştırmalar neticesinde davalıların müvekkilin hakkına düşen kira bedellerinin yarısını ödediklerini öğrendiğini belirterek, geriye doğru 10 yıllık müvekkilinin payına düşen eksik ödemenin davalılardan tahsilini istemiştir.
Davalılar vekili; davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, dava konusu taşınmazların tarafların murisi ...'a ait iken ölümü ile mirasçılarına kaldığı, muris hayatta iken ve ölümü sonrasında taşınmazlar üzerinde bulunan binalardaki kirada olan yerlerin kira bedellerinin dava dışı odabaşı ... tarafından toplandığı, muris ... hayatta iken ona verdiği, ...'ın 24/04/1999 tarihinde ölümünden sonra kira paralarının yine ... tarafından toplandığı, yapılan masraflar çıktıktan sonra kalan kira bedelinin ... ve davalı ... tarafından mirasçıların hisselerine bölünerek ... tarafından onlara verildiği, davacının da hissesine düşen parayı her ay bizzat kendisinin ...'tan aldığı, davacının gelip almadığı ayların kira bedellerinin ... tarafından davacı adına Yapı Kredi Bankasında bulunan hesabına yatırıldığı, bu nedenle dava dışı ... tarafından toplanan kira bedellerinden davacının hissesine düşenin tamamını aldığı sonucuna varıldığı kanaatiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
paydaşın payına düşen ve eksik ödenen kira alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Görev kamu düzenine ilişkin olup, yargılamanın her aşamasında re'sen göz önünde tutulması gereken bir usul kuralıdır. Sulh Hukuk Mahkemelerinin görev alanının düzenlendiği HMK’nin 4/1-a bendi "Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları görürler" şeklindedir.
Somut olayda; uyuşmazlık, davacının muristen kalan taşınmazlara ilişkin diğer paydaş olan davalılar tarafından toplanan kira bedellerinden kendi payına düşen miktarın eksik ödendiğinden bahisle, bu eksik ödenen kira alacağının tahsiline ilişkin olduğuna göre, bu hususta yukarıda zikredilen kanun maddesi uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu kuşkusuzdur. Hal böyle olunca; mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/1. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 31.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.