Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmün davalı ... kayyımı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.

Dava dilekçesinde, davaya konu ... Köyü, "tarla" vasıflı 8.020 m2 alanlı 3 parsel sayılı taşınmaz maliki ... oğlu ...'un yaklaşık otuz yıl önce vefat ettiği, mirasçıların intikal yaptırmadıkları, davacıların dava konusu taşınmazı kullanım sürelerinin otuz yılı aşkın olduğu, kullanım ile ilgili ihtilaf olmadığı, taşınmazın davacılar adına tescili için yasal şartların oluştuğu ileri sürülerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacılar adına tescili istenmiştir.
Mahkemece, tapu maliki adına atanan kayyım huzuru ile yargılama yapılarak tapu maliki ... ile ilgili tapulama tespit tutanağında taşınmazın ... kızı ...'un ceddinden intikalen ve taksimen geldiği belirtilmiş ise de bu kişi ile ilgili başkaca bilgi yer almadığı, mevcut olmayan hayali bir şahıs adına tescil yapıldığı görülmekle malikin kim olduğunun anlaşılamadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.
Davanın kabulüne dair mahkeme kararı, malik Vetik adına atanan kayyım tarafından temyiz edilmiştir.
04.06.1958 tarihli ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, maddi olayları açıklamak taraflara ve ileri sürülen olayları hukuken nitelemek ve uygulanacak Kanun hükümlerini tesbit etmek ve uygulamak görevi hakime aittir. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesinde hâkimin, Türk hukukunu resen uygulayacağı belirtilmiştir. Bu ilke gereği açılan davayı nitelemek ve açılmış bir dava hakkında doğru hukuk kurallarını bulup uygulamak hâkime düşen bir görevdir.
Hakim, dava dilekçesinde dayanılan hukuki sebep ile bağlı değil ise de davacının davasını dayandırdığı maddi vakıalar ile yani dava sebebi ile bağlıdır. Dava sebebi, hukuki sebepten farklı olarak, davacının davasını dayandırdığı vakıalardır. Hukuki sebepler hakim tarafından re’sen dikkate alınacağı için, yapılan ilave ve değişiklikler iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi kapsamına girmemesine rağmen dayanılan maddi vakıaların genişletilmesi ve değiştirilmesi yasak kapsamındadır.
6100 sayılı HMK’nin 141. maddesinde: “Taraflar, cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleri ile serbestçe; ön inceleme aşamasında ise ancak karşı tarafın açık muvafakati ile iddia veya savunmalarını genişletebilir yahut değiştirebilirler. Ön inceleme duruşmasına taraflardan biri mazeretsiz olarak gelmezse, gelen taraf onun muvafakati aranmaksızın iddia veya savunmasını genişletebilir yahut değiştirebilir. Ön inceleme aşamasının tamamlanmasından sonra iddia veya savunma genişletilemez yahut değiştirilemez.” düzenlemesini içermekte olup ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra artık taraflar iddia ve savunmalarını genişletip değiştiremezler. Fakat ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati halleriyle ilgili olan kanun hükümleri saklıdır.

Dava dilekçesindeki anlatım ve iddianın ileri sürülüş şekline göre dava; kazanmayı sağlayan zilyetlik ve TMK'nin 713/2. fıkrasında yer alan “maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki sebebine dayalı olarak TMK'nin 713/1 ve 2. fıkraları gereğince tapunun hukuki değerini yitirdiği gerekçesiyle açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup, somut uyumazlıkta dava konusu 3 parsel sayılı taşınmaz maliki ... oğlu ...'un adına tam pay ile kayıtlı taşınmazın tapusunun iptali ile davacılar adına tescili istenmiştir.
Davacı vekili dava dilekçesinde tapu maliki ...'un yaklaşık otuz önce öldüğünü, aşamalarda ise mirasçılarının Kadir ve Kerem olduğunu beyan ederek “maliki 20 yıl önce ölmüş…” hukuki sebebine dayanmış ancak mahkemece malikin kim olduğunun bilinmediği sebebine dayanarak hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.
TMK’nin 713/2. maddesinde yazılı üç hal birbirinden ayrı birer dava sebebi olup, her birinin taraf teşkili, toplanacak deliller ve ispat koşulları birbirinden farklıdır.

Bilindiği üzere ve kural olarak TMK'nin 713/2. maddesinde aynen “...aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan ya da hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir...”hükmünü içermektedir. Üçüncü sebep olarak da madde metninde yer alan “maliki 20 yıl önce ölmüş…” ibaresindeki “…ölmüş ya da…” ibaresinin, “Anayasa Mahkemesi'nin 17.03.2011 tarihli ve 2009/58 Esas, 2011/52 Karar sayılı kararıyla iptaline karar verilmiş olup Dairenin sapma göstermeyen uygulamalarında, Anayasa Mahkemesi'nce yürürlüğün durdurulmasına ilişkin kararın verildiği 17.02.2011 tarihine kadar hak sahipleri yararına kazanma koşulları oluşmuş, malik 20 yıl önce ölmüş ve 20 yıllık kazanma süresi de dolmuş ise, bu tür hak sahiplerinin de dava açma yönünden kazanılmış haklarının olduğu kabul edilmektedir.
Görüldüğü üzere madde metninde "...ölmüş ya da" ibaresinin iptalinden önceki hali itibari ile birbirinden bağımsız ve ayrı üç dava sebebi bulunmaktadır. Bunların ispat koşulları da birbirinden farklıdır. Dairenin yerleşmiş içtihatlarına göre her bir sebep için ayrı bir dava açılması zorunludur. Bir davanın içerisinde öteki dava sebebi incelenemez. Öte yandan TMK'nin 713/2. maddesindeki sebeplere dayalı olarak açılan davanın ön koşulu aynı Kanun'un 713/1. maddesindeki yirmi yıllık sürenin aralıksız ve davasız geçmesi koşuluna bağlıdır. Bir başka anlatımla, TMK'nin 713/2. maddesindeki sebeplere dayalı olarak açılan davalarda 713/1. maddesindeki koşul haricinde 713/3., 4., 5., 6. ve 7. maddelerindeki koşullar aranmaz.
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün değildir. Ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesi mümkün olabilir. Kanunun açıkça izin verdiği hallerden biri de TMK'nin 713/2. maddesindeki düzenlemelerdir. Anılan maddede, “aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılmayan ... bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir” denilmiştir.
Somut olayda davacı vekili, 3 parselin maliki ... oğlu ...'un otuz yıl önce öldüğünü açıklayarak iptal ve tescil isteğinde bulunmuş olup, mahkemece bu yöne dair herhangi bir araştırma yapılmadan tapu malikinin kim olduğunun bilinmediği sebebine dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
Yukarıda izah edildiği üzere dava TMK'nin 713/2. maddesine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olup kural olarak, tapu iptali ve tescil davalarında, dava kayıt malikine, kayıt maliki ölmüş ise, saptanacak mirasçılarına yöneltilerek açılır. TMK'nin 713/2. maddesi uyarınca açılan tapu iptali ve tescil davalarında, taraf teşkilinin yargılama sırasında yerine getirilmesi de mümkündür. Çünkü bu tür davalar kamu düzeni ağırlıklı davalar olup, bir bakıma re’sen araştırma ve inceleme ilkesine tabi bulunmaktadırlar. Davada taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında hüküm kurulamaz (HGK'nin 22.02.2012 tarihli ve 2011/8-763 E., 2012/85 sayılı kararı) TMK'nin 713/2. maddesinde belirtilen hukuki sebeplerden birine dayanılarak açılan davalarda, bu tür davaların niteliği ve özelliği gereği husumetin yargılama sırasında tamamlanması mümkün ise de kayıt malikine kayyım atanmak suretiyle davanın yürütülmesi olanaklı değildir.
Bilindiği üzere, bir davanın görülebilmesi için öncelikle davada taraf teşkilinin sağlanması gereklidir. Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz olarak toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesiyle mümkün olur. HUMK'un 73. maddesinde; “Kanunun gösterdiği istisnalar haricinde Hakim her iki tarafı istima veyahut iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet etmedikçe hükmünü veremez,” denilmektedir. Madde metninde açıkça görüldüğü üzere taraflar, yöntemine uygun bir biçimde davet edilmedikçe Mahkemece karar verilemez. Aynı durum Hukuk Muhakemesi Kanunu'nun 27. maddesinde de; “Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi haklarıyla bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler” amir hükmüne yer verilmiştir. Söz konusu maddede yer alan “hukuki dinlenilme hakkı" tabiriyle 73. maddesindeki durum ifade edilmiştir. Bu hak, Anayasa'nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Bu hak iddia ve savunma hakkı olarak da bilinse iddia ve savunma hakkından daha geniş ve daha üst bir kavram olarak nitelendirilmektedir.
Somut olayda davacılar vekili dava dilekçesinde TMK'nin 713/2. maddesinde yer alan ölüm sebebine dayandığına göre öncelikle kayıt malikinin hasımlı (hasım Hazine olmak üzere) veraset belgelerinin alınması için davacı tarafa süre ve imkan tanınması, sağ mirasçıları varsa davanın bu mirasçılara karşı yöneltilmesi, taraf teşkilinin bu suretle sağlanması, bu yolla da taraf teşkili sağlanamadığı takdirde ilanen tebliğ yolunun düşünülmesi, mirasçıları yoksa TMK'nin 501. maddesi gereğince son mirasçının Hazine olduğu gözetilerek davaya devam edilmesi, böylece taraf teşkilinin sağlanması, kayıt maliki veya mirasçılarının davada kayyım vasıtası ile temsil edilemeyeceğinin gözetilmesi, ondan sonra işin esasına girilerek TMK'nin 713/2. maddesindeki olumlu olumsuz koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekir. Taraf teşkili kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden göz önünde tutulur. Bu nedenlerle, taraf teşkili sağlanmaksızın işin esası hakkında hüküm kurulması doğru olmamıştır.

Taşınmaz maliki ... adına atanan kayyım vekilinin yazılı temyiz itirazlarının yukarıda gösterilen nedenlerle kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 31.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.