Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Dava dilekçesinde, davalı ...'in davacıların annesi olduğu, ortak murisleri ...'nin 15.08.2010 vefat etmesi ile davalı ile taraflarına ... Mahallesi 10347 ada 11 parsel sayılı taşınmaz üzerinde kat irtifakı kurulu 6 adet bağımsız bölüm kaldığı, davalı annelerinin bu bağımsız bölümlerden birisini kendisinin kullandığı, diğerlerini ise kiraya verdiği, ihtara rağmen davalının kira bedelleri ile ilgili kendilerine bir ödeme yapmadığı ileri sürülerek 6 adet bağımsız bölümün rayiç kira paralarının tespiti ile 01.09.2010-31.12.2013 tarihleri arası 60.000,00 TL ecrimisilin faizi ile davadan tahsili ve fazlaya dair haklarının saklı tutulması istenmiştir.
Cevap dilekçesinde; davalının, dava konusu taşınmazın arsasının alımı ve inşaatının yapımında şahsi parasının olduğu, murisin ölümü ile çeşitli borçların ödendiği, bunlarında hesaplamaya dahil edilmesi gerektiği, davalının intifadan men edilmediği ileri sürülerek davanın reddi savunulmuştur.
Mahkemece, davacılar tarafından çekilen ihtarlarda verilen süreler ile dava tarihi arasında az bir zaman farkı olduğu, davacıların ihtardan önce kullanıma ses çıkarmadıkları ve talepte bulunmadıkları gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş, red kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, tarafların ortak murisi adına tapuda kayıtlı taşınmazdan dolayı iştirak halinde paydaşlar arasındaki haksız kullanım nedeni ile ecrimisil istemine ilişkindir.
Gerek öğretide ve gerekse yargısal uygulamalarda ifade edildiği üzere ecrimisil, diğer bir deyişle haksız işgal tazminatı, hak sahibinin, hak sahibi olmayan kötüniyetli zilyetten isteyebileceği bir tazminat olup, 08.03.1950 tarihli ve 22/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında; fuzuli işgalin tarafların karşılıklı birbirine uygun iradeleri ile kurduğu kira sözleşmesine benzetilemeyeceği, niteliği itibarı ile haksız bir eylem sayılması gerektiği, haksız işgal nedeniyle oluşan zararın tazmin edilmesi gerekeceği vurgulanmıştır. Ecrimisil, haksız işgal nedeniyle tazminat olarak nitelendirilen özel bir zarar giderim biçimi olması nedeniyle, en azı kira geliri karşılığı zarardır. Bu nedenle, haksız işgalden doğan normal kullanma sonucu eskime şeklinde oluşan olumlu zarar ile kullanmadan kaynaklanan olumlu zarar ve malik ya da zilyedin yoksun kaldığı fayda (olumsuz zarar) ecrimisilin kapsamını belirler. Haksız işgal, haksız eylem niteliğindedir (YHGK'nin 25.02.2004 tarihli ve 2004/1-120-96 sayılı kararı).
Bilindiği üzere; paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan her zaman payına vaki elatmanın önlenmesini ve/veya ecrimisil isteyebilir. Elbirliği mülkiyetinde de paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine ecrimisil davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı yada kullanabileceği bir kısım yer varsa açacağı ecrimisil davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay içtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu, kesin sonuç getiren taksim veya ortaklığın satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Kural olarak, men edilmedikçe paydaşlar birbirlerinden ecrimisil isteyemezler. İntifadan men koşulunun gerçekleşmesi de, ecrimisil istenen süreden önce davacı paydaşın davaya konu taşınmazdan ya da gelirinden yararlanmak isteğinin davalı paydaşa bildirilmiş olmasına bağlıdır. Ancak, bu kuralın yerleşik yargısal uygulamalarla ortaya çıkmış bir takım istisnaları vardır. Bunlar; davaya konu taşınmazın kamu malı olması, ecrimisil istenen taşınmazın (bağ, bahçe gibi) doğal ürün veren yada (işyeri, konut gibi) kiraya verilerek hukuksal semere elde edilen yerlerden olması, paylı taşınmazı işgal eden paydaşın bu yerin tamamında hak iddiası ve diğerlerinin paydaşlığını inkar etmesi, paydaşlar arasında yapılan kullanım anlaşması sonucu her paydaşın yararlanacağı ortak taşınmaz veya bölümlerinin belirli bulunması, davacı tarafından diğer paydaşlar aleyhine daha önce bu taşınmaza ilişkin, elatmanın önlenmesi, ortaklığın giderilmesi, ecrimisil ve benzeri davalar açılması veya icra takibi yapılmış olması halleridir. Bundan ayrı, taşınmazın getirdiği ürün itibariyle de, kendiliğinden oluşan ürünler; biçilen ot, toplanan fındık, çay yahut muris tarafından kurulan işletmenin yahut, başlı başına gelir getiren işletmelerin işgali halinde intifadan men koşulunun oluşmasına gerek bulunmamaktadır.
Bu nedenle, davaya konu taşınmazlar yönünden sayılan istisnalar dışında intifadan men koşulunun gerçekleşmesi aranacak ve intifadan men koşulunun gerçekleştiği iddiası, her türlü delille kanıtlanabilecektir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.02.2002 tarihli ve 2002/3-131 Esas, 2002/114 Karar sayılı ilamı)
Somut uyuşmalıkta her ne kadar mahkeme tarafından, davacılar tarafından çekilen ihtarlarda verilen süreler ile dava tarihi arasında az bir zaman farkı olduğu, davacıların ihtardan önce kullanıma ses çıkarmadıkları ve talepte bulunmadıkları yani intifadan men koşulu gerçekleşmediği gerekçesi ile davacı tarafın alacak talebinin reddine karar verilmiş ise de, dosyadaki mevcut belge ve bilgilere göre, davalı tarafından bizzat kullanıldığı tespit edilen bağımsız bölümler dışındaki bağımsız bölümlere ilişkin uyuşmazlık, paydaşlar arasında ecrimisil isteğine ilişkin olmayıp, paydaş malikin, diğer paydaş kiraya verenden, kira bedeli olarak tahsil ettiği bedelin sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde tahsili isteğine ilişkindir. Bu nedenle, davacı tarafın bu bağımsız bölümlere yönelik alacak talebinin değerlendirilmesinde intifadan men koşulunun uygulama alanı bulunmamaktadır.
Nitekim aynı taşınmazlara ilişkin olarak davalı ... aleyhine, muris ...'nin mirasçılarından ...'nin açmış olduğu ve ilk derece mahkemesinin intafadan men şartı gerçekleşmediği gerekçesi ile ecrimisil isteminin reddi kararı Dairenin 27.06.2018 tarihli ve 2018/6180-2018/14556 sayılı ilamı ile bozulmuş, karar düzeltme istemi ise reddedilmiştir.
Hal böyle olunca; kiraya verilmek suretiyle kira bedelleri alındığı iddia edilen dairelerin hangileri olduğunun duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespiti ile bu bağımsız bölümlere ilişkin olarak, taraf delillerinin eksiksiz toplanılması ve ondan sonra oluşacak sonuca göre, taşınmaz paydaşlarının açtığı diğer dosyalarda değerlendirilerek alacak talebi konusunda bir karar verilmesi gerekirken, yazılı ve yerinde olmayan gerekçeler ile ret kararı verilmesi doğru olmamıştır.
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının yukarıda açıklanan nedenlerle kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi yollaması ile HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK'un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 24.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi