Esas hakkında yeniden hüküm kurulması

Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında 03.08.2019 tarihinde Kayseri ili, Melikgazi ilçesi, Mimarsinan mahallesi, 476 ada, 11 parselde bulunan 12 nolu dairenin satışı için sözleşme imzalandığını, satış sözleşmesine konu taşınmaz için davalının müvekkilinden senet aldığını, yapılan sözleşme nedeniyle müvekkilinin davalıya herhangi bir borcunun kalmadığını, nitekim devir işlemine ilişkin resmi tapu senedinden anlaşılacağı üzere davalının resmi senede konu olan satış bedelini kayıtsız şartsız aldığını beyan ettiğini, ancak davalının sözleşme esnasında verilen senedi iade etmediği ve bu 120.000,00 TL tutarındaki senedin 02.07.2020 tarihinde icra takibine koyarak müvekkiline karşı icra takibi başlattığını, başlatılana takibin tanzim tarihinin satış sözleşmesinin yapıldığı tarih olan 03.08.2019 olup davalının kötü niyetli olduğunu, Melikgazi Tapu Müdürlüğü kayıtları ile ... olan ödeme beyanlarınına rağmen sözleşme şartlarını inkar edildiğini, davalı hakkında bedelsiz senedi işleme koyma suçuna istinaden şikayette bulunulduğunu, kolluk tarafından alınan beyanında söz konusu senedi daire satışına ilişkin olarak aldığını kabul ve ikrar ettiğini ileri sürerek takibe konu senet nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

Davalı vekili cevap dilekçesinde; görev itirazlarının bulunduğunu, davaya konu satış sözleşmesinde ki taşınmazın satış bedeline istinaden davacı tarafından müvekkiline 03.08.2019 düzenlenme tarihli, 10.01.2020 vade tarihli, 120.000,00 TL bedelli senet verildiğini, senedin vadesi gelmesine rağmen davacı tarafından müvekkili hesabına ödeme yapılmadığını, müvekkiline ödenmeyen bedelin tahsili amacıyla icra takibine başlandığını, davacının takibe itiraz etmeyerek takibin kesinleştiğini, davacının gerek dava dilekçesi gerekse de delil dilekçesinde dava konusu satışa ilişkin bir ödeme yaptığına ilişkin bir belge yahut resmi evrak sunmadığını, davacı tarafından müvekkili aleyhine yapılan şikayet üzerine savcılık tarafından kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiğini, senedin karşılıksız kaldığını hiçbir şekilde kabul etmediklerini savunarak, davanın reddini istemiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava ve takibe konu senedin Kayseri ili, Melikgazi ilçesi, Mimarsinan Mahallesi, 476 ada, 11 parselde bulunan 12 nolu dairenin satış bedeline binaen davacı tarafından davalıya verildiğinin taraflar arasında çekişmesiz olduğu, dava konusu taşınmazın satışına ilişkin resmi senet suretinin incelenmesinde; 476 ada, 11 parselde numaralı taşınmaz üzerinde kain 12 nolu meskenin ... tarafından 185.000,00 TL bedelle ...'a satıldığı, satış bedelinin nakden ve tamamen alındığının yazılı olduğu, davalı tarafça takibe konu bononun davacıyla aralarındaki taşınmaz satışına ilişkin olarak ödenmeyen bakiye bedele ilişkin verildiğinin beyan edildiği, resmi senette satış bedelinin nakden ve tamamen alındığının düzenlenmiş olması karşısında ispat yükü davalı tarafta olup gayrimenkul satış bedelinin bakiye kalan kısmının ödenmediği hususunu ispat etmesi gerektiği, zira resmi satış sözleşmesinde satım bedelinin nakden ve tamamen alındığının yazılı olarak kabul edildiği, ancak, davalı taraf satış bedelinin bakiye kalan kısmının ödenmediğinin ispatı yönünde yazılı bir delil sunmamış olup davalı tarafça teklif edilen yeminin de davacı tarafça eda edildiği ve davalının iddiasını ispat edemediğinden davacının dava ve takibe konu senet nedeniyle davalıya borçlu olmadığı, ancak davacı borçlunun icra takibinde dava konusu borcu takip devam ederken ödediği böylece davanın kendiliğinden 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (2004 sayılı Kanun) 72 nci maddesi gereğince istirdat davasına dönüştüğü gerekçesiyle davanın kabulü ile, davacının Kayseri Genel İcra Müdürlüğü'nün 2020/148555 E. numaralı dosyasına dayanak yapılan 03.08.2019 keşide tarihli ve 120.000,00 TL bedelli senetten dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacı tarafından icra dosyasına ödenen toplamda 166.317,94 TL'nin davalıdan alınarak davacı tarafa ödenmesine, şartları oluşmadığından davalı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.

Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkil tarafından taşınmazın davacıya satıldığını, karşılığında da taşınmazın satış bedeline istinaden 03.08.2019 düzenleme tarihli 10.01.2020 vadeli düzenleme yeri Kayseri olan 120.000,00 TL bedelli senedin davacı tarafından düzenlenerek müvekkile verildiğini, senedin vadesi gelmesine karşın davacı tarafından müvekkil hesabına ödeme yapılmadığını, müvekkiline ödenmeyen 120.000,00 TL’nin tahsili amacıyla, müvekkili tarafından, davalı aleyhine takip başlatıldığını, davacı borçlu tarafından takibe itiraz edilmediğini ve takibin kesinleştiğini, her ne kadar yerel mahkeme; resmi senette satış bedelinin nakden ve tamamen alındığının düzenlenmiş olması karşısında ispat yükünün müvekkilinde olduğu, satış bedelinin bakiye kalan kısmının ödenmediği hususunun yazılı delille ispat edilmediği belirtilse de söz konusu kararın hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, bedelin ödendiğine ilişkin ispat yükü davacı tarafta olup, davacının gerek dava dilekçesi gerekse de delil listesinde davaya konu senet bedelinin veya daire bedelini ödediğine ilişkin (tevsik edici/ödeme belgesi/makbuz) bir belge delil olarak sunmadığını, davacı taraf söz konusu borcun varlığını kabul etmekle beraber daire bedelinin ödendiğine ilişkin olarak herhangi bir belge dosyaya sunmamış olduğundan ve sadece beyana dayalı iddialar neticesinde karar verilmiş olduğundan söz konusu kararın kaldırılması gerektiğini, daire bedeli peyder pey parça parça olarak ödeneceği taraflarca kararlaştırılmış olduğundan söz konusu iddianın asılsız olduğu daire satış sözleşmesinden anlaşıldığını, muavin defter kayıtları ve ihtarnamelerden de anlaşılacağı üzere müvekkilinin akdi ilişkisi 2011 yılından beri davacının babası olan ... ... ile olup, yaşlılığından dolayı söz konusu işlerle oğlu davacının ilgilendiğini, bu kapsamda müvekkile ... ... tarafından Kayseri 11. Noterliğinin 13.07.2020 tarih 22996 yevmiye numaralı ihtarnamesiyle gönderilen ihtara cevap olarak müvekkil tarafından 20.07.2020 tarih Kayseri 5.Noterliğinin 06885 yevmiye numaralı ihtarı gönderildiğini, söz konusu ihtarname davacı tarafından dava açılmadan yaklaşık 3 ay evvel gönderildiğini, müvekkilinin cevap olarak verdiği ihtarnamenin içeriğinde; "Gerek davacının babası ... ...'ın gerek ...'ın ilgili icra dosyalarında tarafına borçlu bulunduğu ikrar edilmiştir. "Söz konusu ihtarnamenin içeriğinden de anlaşılacağı üzere davacının iddia ettiği gibi müvekkil tarafından satış bedelinin tam ve eksiksiz alındığına dair ikrarda bulunulduğu hususuna itibar edilmemesi gerektiğini, yerel mahkemece aldırılan bilirkişi raporunda da bedelin ödendiğine ilişkin olarak tarafların ticari defter kayıtlarında herhangi bir kayıt bulunmadığı belirtildiğini, bu nedenle davacı tarafın Yargıtay kararları uyarınca borcu ödediğini ispat külfetini yerine getirmediği göz önünde bulundurulduğunda salt davacının belirttiği, resmi belge nitelikli satış akit tablosunda satışa konu dairenin satış bedelinin tam ve eksiksiz olarak alındığı hususunun ikrar edildiği beyanına dayalı olarak karar verilmesinin hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, davacı tarafça müvekkil hakkında bedelsiz senedi işleme koyma ve dolandırıcılık suçundan Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2020/35934 soruşturma sayılı dosyası ile şikayette bulunulduğunu ve ilgili soruşturma dosyasında, senedin bedelsiz kaldığının ya da anlaşmaya aykırı kullanıldığının yazılı delil ile ispatı zorunlu olması nedeniyle ve müştekinin de (davacının) böyle bir delil sunmadığı anlaşıldığından müvekkil hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiğini, davacı taraf ne senedin bedelsiz kaldığı yönünde ne de bedeli ödediğine ilişkin herhangi bir evrakı dosyaya sunmadığını, mahkemece de bu husus hiç bir şekilde değerlendirmeye alınmadığını ve sadece davacı tarafından edilen yemin üzerine hüküm kurduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava ve takip konusu bononun taraflar arasında imzalanan taşınmaz satış sözleşmesi uyarınca taşınmaz bedelinin bir kısmına ilişkin olarak davacı tarafından davalıya verildiği konusunda uyuşmazlığın bulunmadığı, davacı bononun bedelsiz kaldığını iddia ettiğine göre, davacı borçlunun borcun ödenmesi nedeniyle bononun bedelsiz kaldığını 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 191 ... maddeleri uyarınca ispatla mükellef olduğu, davalı alacaklının bu yönde herhangi bir kabulü bulunmadığına ve davacı tarafından da yemin deliline dayanılmadığına göre, 6100 sayılı Kanun'un 200 üncü maddesine göre, senede karşı senetle ispat yükümlülüğü altında bulunan davacı tarafından bononun bedelsiz kaldığı kanıtlanamadığından yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile ispat yükünün tayininde hataya düşülerek davanın kabulü yönünde hüküm kurulmasının usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; müvekkil ile davalı taraf arasında yapılan sözleşme nedeniyle müvekkilin davalıya herhangi bir borcunun kalmadığını, davaya konu senedin ev alım satımı ile alakalı olduğu davalı tarafından gerek cevap dilekçesinde gerekse kollukta ... olduğu beyanında ikrar edilmiş iken ödemenin resmi tapu kayıtlarında alındığının davalı tarafından ikrar edilmesi sureti ile ödendiği ispat edilmiş olup Bölge Adliye Mahkemesi'nin resmi kayıtları dikkate almaksızın davanın reddine karar verilmesi yasaya aykırı olduğunu, bu resmi kayıtlardaki beyana rağmen kötü niyetli olan davalı sözleşme esnasında verilen senedi iade etmediğini, başlatılan takibe ve dolayısı ile dava konu olan bononun tanzim tarihi satış sözleşmesinin yapıldığı tarih olan 03.08.2019 olup davalı tarafın kötü niyetli davranış sergilediğini, buradan bononun daire satış bedeline istinaden alındığı net bir şekilde ortaya çıkmış iken Bölge Adliye Mahkemesi'nin bu hususu gözden kaçırarak davanın reddine karar verilmesi yasaya aykırı olduğunu, gerek resmi kayıtlar gerekse sözleşme içeriği müvekkilinin 03.08.2019 tarihli sözleşme ve bu sözleşme esnasında düzenlenen 120.000,00 TL bedelli bonodan davalıya borcun kalmadığını ortaya koymakta iken davalı bedelsiz kalan bu senetle ilgili hukuka aykırı bir şekilde icra takip işlemleri yaptığının açık olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.

Uyuşmazlık, kambiyo senedine dayalı olarak yapılan icra takibi nedeniyle borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 ... maddeleri, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 6 ncı maddesi, 2004 sayılı Kanun'un 72 nci maddesi

1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 ... maddesinde yer ... sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve yasaya uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

Açıklanan sebeplerle;

Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 ... maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.