7. ... vekili Avukat ...,8. ... vekilleri Avukat ..., Avukat ..., 9. ... vekili Avukat ..., 10. ... vekili Avukat ..., 11.... vekilleri Avukat ..., Avukat ..., 12. ..., 13.... vekili Avukat ..., 14. ...vekili Avukat ...

Taraflar arasında görülen tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.

Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 17.Hukuk Dairesinin 03.10.2017 tarihli ve 2015/310 Esas, 2017/8520 Karar sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir.

Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.

Mahkemenin kararı davacı vekili ve davalılardan ...... vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

Davacı vekili dava dilekçesinde; borçlular......,...ve ...hakkında takipler başlatıldığını, borçluların alacağı karşılayacak mal varlıkları bulunmadığını, alacaklılardan mal kaçırma amacı ile dava konusu taşınmazlarını diğer davalılara devrettiklerini belirterek, bu tasarrufların iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Davalılar cevap dilekçelerinde; davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin 06.09.2013 tarihli ve 2010/644 Esas, 2014/80 Karar sayılı kararı ile; davanın görülebilmesi için gerekli aciz belgesinin sunulmadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.

1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.

2. Yargıtay (Kapatılan) 17.Hukuk Dairesinin 03.10.2017 tarihli ve 2015/310 Esas, 2017/8520 Karar sayılı ilamı ile;" ... Somut olayda, davacı alacaklı tarafından temyiz aşamasında borçlular adresinde yapılan hacizlerin İİK'nun 105.madde kapsamında aciz belgesi niteliğinde olduğuna ilişkin olarak icra müdürü tarfından verilmiş belge ibraz etmiştir.Karara gerkeçe yapılan ipotekli taşınmazın ipotekten önce borcu karşılamaya yetmeyecek şekilde bir başka birime borçlu olduğu bu nedenle satılamadığı da dosya kapsamı ile sabit olmuştur.Bu durumda borçluların aciz halinde olduğu kabul edilerek, esasa girilip oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya " olduğu gerekçesi ile karar bozularak dosya kararı veren Mahkemeye gönderilmiştir.

Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ".. İstanbul ...ilçesi,... Köyü, 960 parsel sayılı taşınmazın C Blok, 72 nolu bağımsız bölümün 02.07.2010 tarihinde davalı borçlu ... tarafından davalı ...'e satıldığı, tasarruf tarihinde taşınmazın gerçek değerinin 140.000,00 TL olarak takdir ve tespit edildiği, ancak taşınmazın tapuda gösterilen satış bedelinin 90.000,00 TL olduğu, aynca alıcı tarafından 250.000,00 TL tutarındaki ipoteğin kabul edilmek suretiyle satış yapıldığı, ipotek bedelinin ödenmiş olduğu kabul edildiğinde, taşınmazı satın alan davacı ...'in tasarruf tarihindeki rayiç bedelden çok daha fazla bir bedel ile taşınmazı edinmesinin hayatın olağan akışına uymadığı, bu tasarrufun muvazaaalı olarak yapıldığının kabulü gerektiği anlaşılmaktadır.
Yine dava konusu İstanbul... ilçesi, Rumelihisarı Mah. 1096 ada, 182 parsel sayılı taşınmazdaki 50 nolu bağımsız bölümün 19.02.2009 tarihinde davalı borçlu ... tarafından davalı ...'na satıldığı, tasarruf tarihinde taşınmazın gerçek değerinin 600.000,00 TL olarak takdir ve tespit edildiği, ancak taşınmazın tapuda gösterilen satış bedelinin 200.000,00 TL olduğu, dava konusu taşınmazın gerçek değeri ile satış değeri arasındaki üç misli fark dikkate alındığında bu tasarrufun muvazaaalı olarak yapıldığının kabulü gerektiği, ancak taşınmazın 09.07.2010 tarihinde, 240.000,00 TL bedelle davalı ...'e satıldığı, taşınmazın bu tarihteki rayiç değerinin ise 675.000,00 TL oduğu, davalı ...'in borçludan değil onun sattığı davalı ...'ndan taşınmazı satın aldığı için ve davalı borçlu ile davalı ... arasında akrabalık, arkadaşlık, ticari ilişki gibi borçlunun mal kaçırma kastını 3. kişinin bildiği yada bilebilecek durumda olduğunu gösterir bir yakınlığın ispat edilemediği, davalının tasarruf konusu borçları bilmesini gerektirecek açık bir emare de olmadığından davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği, bu durumda taşınmazı muvazalı yöntemle satın alıp elden çıkaran davalı ...'nun taşınmazı elden çıkardığı tarihteki rayiç değeri olan 675.000,00 TL ile sorumlu olduğu anlaşılmıştır. ." gerekçesi ile davalılar... ve ... aleyhine açılan davanın kabulüne, diğer davalılar yönünden ivazlar arasında misli fark olmadığı ve İİK'nın 280/1 inci maddesi kapsamında üçüncü kişilerin borçlunun mali durumunu bildiğinin alacaklı tarafından ispatlanmadığı gerekçesi ile reddine karar verilmiştir.

Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılardan ... ve ... vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.

1.Davacı vekili temyiz dilekçesinde; borçlu ... tarafından davalı ...'e satılan taşınmazla ilgili olarak, değer tespitine yapılan itirazlarının dikkate alınmadığını, üzerinde 360.000 TL ipotek olan taşınmazın satın alınmasının yaşam deneyimlerine aykırı olduğunu, borçlunun satıştan sonra bu adreste oturduğunu, borçlu Simge Tekstil San. Ltd. Şti. tarafından davalılardan ... ve ...'a devredilen taşınmazın şirketin mal varlığının önemli bir kısmı oluşturduğunu ve İİK'nın 280/3 üncü maddesinde belirtilen koşullara uygun devir olmadığından satışın geçersiz olduğunu, borçlu ... tarafından davalı ...'a devredilen taşınmaz değerinin düşük tesbit edildiği gibi, ...'ın borçlu şirket ortağı ...'ın yakın akrabası, borçlu Mustafa'nın hemşehrisi olduğunu, borçlular ile aynı alanda faaliyette bulunduğundan borçluların mali durumu hakkında bilgi sahibi olduğunu, yine borçlu ... tarafından davalı ...'na satılan taşınmaz değerinin düşük tesbit edildiğini ivazlar arasında bedel farkı olduğunu belirterek red edilen davalılar yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.

2.Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde, kabul kararı verilen ve davalı ...'e satılan dava konusu taşınmazlardan İstanbul/.../... 1422 ada 1 parsel 13 nolu bağımsız bölüm ile ilgili olarak, mahkemenin kabul gerekçesinin kararda yer almadığını, kabul edilen taşınmazlar üzerinde satış tarihinde Strateji Faktoring lehine ipotekler varmış gibi değerlendirildiğini oysa bu ipoteklerin satıştan önce kaldırıldığını ve buna ilişkin belgelerin dosyaya sunulmasına rağmen dikkate alınmadığını, taşınmazların rayiç değerden satıldığını, davacı bankanın ipotekli taşınmazları halen satmadığını belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.

3.Davalı ... Özyurseven vekili temyiz dilekçesinde, dava konusu taşınmazlardan İstanbul/.../... 1422 ada 1 parsel 13 nolu bağımsız bölüm ile ilgili olarak, kararda gerekçe olmadığını, taşınmazlar üzerinde satış tarihinde Strateji Faktoring lehine ipotekler varmış gibi değerlendirildiğini oysa bu ipoteklerin satıştan önce kaldırıldığını ve buna ilişkin belgelerin dosyaya sunulmasına rağmen dikkate alınmadığını, müvekkilinin taşınmazları rayiç değerden satın aldığını belirterek, kararın bozulmasını istemiştir.

Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, İİK'nın 277.maddesine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 277,278,279,280,281,282,283 ve 284 üncü maddeleri.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141 inci maddesinin üçüncü fıkrasında, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır." hükmü bulunmaktadır. Bu hüküm ile gerekçenin önemi Anayasa düzeyinde vurgulanmış olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 297 nci maddesinde bir mahkeme hükmünün neleri kapsaması gerektiği açıklanmıştır. 07.06.1976 tarihli ve 1976/3-4 Esas, 1976/3 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde de; “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklamaya yer verilmiştir.

1.Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı, davacı vekilinin (4) ve (5) numaralı bendin kapsamı dışındaki diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.

2. Yukarıda belirtilen ilgili hukuk uyarınca bir mahkeme kararında; tarafların iddia ve savunmalarının özetlerinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür.

“ Gerekçe, hâkimin tespit etmiş olduğu (sabit gördüğü) maddî vakıalar ile hüküm fıkrası (sonucu) arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde, sabit görülen vakıalardan çıkarılan sonuç ve hukukî sebep (veya sebepler), başka bir deyimle, hükmün dayandığı hukukî esaslar açıklanır. ... Hâkim, tarafların kendisine sundukları ve (tahkikat sonucunda) sabit gördüğü maddî vakıaların hukukî niteliğini (hukukî sebepleri) kendiliğinden (resen) araştırıp (m.33) bularak, hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar. Hâkim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendi kendini denetler. İstinaf mahkemesi ve Yargıtay da, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. ...Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz. ... Hukukî dinlenilme hakkı, mahkemenin, tarafların açıklamalarını dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini de içerir.” (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, C.I, Ankara, İkinci Baskı, 2021, s.890-892)

Kanunun aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir.

Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.

Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.

Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulama, gerek yargı erki ile hâkimin, gerek mahkeme kararlarının her türlü kuşkudan uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.

Somut olayda; Mahkemece dava konularından, borçlu ... tarafından ve davalı ...'e satılan İstanbul... ilçesi,... Mah. 1422 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın M Blok, 13 nolu bağımsız bölümü için kabul kararı verilmesine rağmen, Anayasa'nın ve 6100 sayılı Kanun’un aradığı anlamda herhangi bir gerekçe oluşturulmadan karar verildiği, kararın hangi sebep ya da sebeplerle verildiğine ilişkin açıklama ve gerekçe içermediği görülmüştür.

Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte gerekçe içeren, bir karar vermek olmalıdır.

3. Mahkemece, dava konusu İstanbul ...ilçesi,... Köyü, 960 parsel sayılı taşınmazın C Blok, 72 nolu bağımsız bölümün 02.07.2010 tarihinde davalı borçlu ... tarafından davalı ...'e satıldığı, tasarruf tarihinde taşınmazın gerçek değerinin 140.000,00 TL olarak takdir ve tespit edildiği, ancak taşınmazın tapuda gösterilen satış bedelinin 90.000,00 TL olduğu, ayrıca alıcı tarafından 250.000,00 TL tutarındaki ipoteğin kabul edilmek suretiyle satış yapıldığı, ipotek bedelinin ödenmiş olduğu kabul edildiğinde, taşınmazı satın alan davacı ...'in tasarruf tarihindeki rayiç bedelden çok daha fazla bir bedel ile taşınmazı edinmesinin hayatın olağan akışına uymadığı, bu tasarrufun muvazaaalı olarak yapıldığının kabulüne karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamıştır. 960 parsel C Blok 72 nolu bağımsız bölüm 02.07.2010 tarihinde tapuda 140.000,00 TL na satılmıştır. Bilirkişi taşınmazın değerini 90.000,00 TL olarak belirlemiştir. Taşınmaz üzerindeki ipoteğin ödenerek satıştan çok önce 01.05.2010 tarihinde borçlu tarafından kaldırıldığı ilgili bankadan gelen yazı ile sabit olmuştur. Bu halde İİK'nın 278/2.maddesine göre ivazlar arasında önemli bir farkın olduğundan söz edilemez .Davalı üçüncü kişi ...'in borçlunun yakını yada borçlunun içinde bulunduğu mali durumu bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olduğu da davacı tarafından ispatlanmadığından, bu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile kabulüne karar verilmesi de hatalı olmuştur.

4.Dava konularından... 4602 parseldeki taşınmaz 01.06.02010 tarihinde borçlu ... tarafından davalı ...'a devredilmiştir. Taşınmazın tapudaki satış bedeli 145.000,00 TL olup bilirkişi satış tarihindeki değerini 192.666,00 TL olarak belirlemiştir. Bu hali ile ivazlar arasında önemli bir oransızlık bulunmamaktadır. Ancak davalı üçüncü kişi ile borçlu ...'ın ortağı ve aynı zamanda borçlu olan ... ile ... köyü/ Cilt No: 10. Hane No: 27 de kayıtlı akrabadır. Bu halde davalı ...'ın İİK'nın 280/1 maddesi kapsamında borçluların içinde bulundukları mali durumu bildiği veya bilmesi lazım gelen kişilerden olduğunun kabulü ile hakkında açılan davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine karar verilmesi de isabetsiz olmuştur.

5.... 5354 parsel 28.05.2010 tarihinde davalı borçlu Simge Tekstil San. Ltd. Şti. tarafından davalılar ... ve ...'a tapuda 760.000,00 TL ye devredilmiştir. Bilirkişi taşınmazın satış tarihindeki değerini 1.016,820 TL olarak belirlemiştir. İvazlar arasında önemli oransızlık bulunmamaktadır. Ancak bu taşınmaz borçlulardan Simge Tekstil San. Ltd. Şti. tarafından devredilmiş olduğundan İİK'nın 280/3 üncü maddesi kapsamında işletmenin önemli bir kısmını oluşturup oluşturmadığı yönünde bir araştırma yapılmamıştır.
Yapılacak işi, borçlu Simge Tekstil San. Ltd. Şti. ticari defterleri üzerinde uzman bilirkişi aracılığı ile inceleme yapılarak 28.05.2010 tarihi itibari ile anılan şirket aktifinin önemli bir kısmını oluşturup oluşturmadığı tesbit edilerek, oluşacak sonuca göre karar vermekten ibarettir.

Mahkemece bu yönde bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan karar verilmiş olması da usul ve yasaya aykırı olmuştur.

Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, davalılar... ve ... vekilinin (2) ve (3) numaralı bendinde davacı vekilinin (4) ve (5) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA,

Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacı ve davalılar... ve ...'a iadesine,

06.02.2024 tarihinde oybirliğiyle karar verilmiştir.