Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada bozma üzerine yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü.
Davacı vekili; müvekkilinin Kahramanmaraş ili, Dulkadiroğlu ilçesi, 246 ada 110 parsel 23 nolu bağımsız bölümü 05.03.2012 tarihinde satın aldığını, dava konusu taşınmazın davalı tarafından eşya konulmak suretiyle kullanıldığını, ihtara rağmen işgalini sürdürüp ecrimisil de ödemediğini ileri sürerek, haksız el atmasının önlenmesine ve satın alma tarihinden, dava tarihine kadar geçen 21 aylık ecrimisil tutarı 10.500 TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı; çekişme konusu yerin ölen kardeşinden kalan yer olduğunu, adı geçen dairede işgalci ve kiracı sıfatı olmadığını, hala olarak yeğenlerinin bilgisi ile yaz tatillerinde burada 10-15 gün memleket ziyaretinde eşi ile kaldığını, bu durumun kardeşinin vefatı ile dairenin satılması arasında geçen zamana denk düştüğünü, dairenin satılmasından sonra 2013 Ekim ayına kadar memlekete gitmediğini, dairenin içine girmediğini, dairede kendisine ait eşya bulunmadığını, daha önce vefat eden anne ve babasından miras kalan eşyaların bulunduğunu, bu daire anahtarının apartman görevlisinde olduğunu, zaman zaman davacı ve diğer kardeşi olan eşinin anahtarı almak suretiyle daireye girdiklerini, ev satıldıktan sonra memlekete gittiklerinde bu dairede kalmadıklarını, öğretmen evinde kaldıklarını, dairede bulunan eşyaları apartman görevlisinin ihtiyacı olanlara dağıttığını, herhangi bir işgalin olmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece; dava konusu taşınmazın 05.03.2012 tarihinden itibaren tapuda davacı adına kayıtlı olduğu, dinlenen tanık beyanına ve davalının ikrarına göre dairede davalının eşyalarının bulunduğu, anahtarının davalıda olduğu, bu suretle davalının davacıya ait taşınmazı haksız bir şekilde işgal ederek tasarrufunu önlediğinin anlaşıldığı, davalının dava konusu taşınmaza haksız el atmasının önlenmesine ve davacının taşınmazı edindiği 05.03.2012 ila dava tarihi olan 12.12.2013 arası ecrimisil bedelinin ödenmesine karar vermek gerektiği belirtilmiş, ancak sadece 9.283,00 TL ecrimisil bedelinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine şeklinde hüküm kurulmuştur. Karar, davalı tarafından temyiz edilmiştir. Yapılan kanun yolu incelemesi neticesinde; Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin 16.09.2017 tarihli ve 2015/707 Esas, 2017/3627 Karar sayılı ilamıyla; davalının cevap dilekçesinde tanık deliline dayandığı, ... isimli kişinin tanık olarak dinlenmesini istemesine karşı davalı tanığı dinlenmeden sonuca gidildiği, elatma olgusunun haksız eylem niteliğinde olduğu, bir el atma olgusunun bulunup bulunmadığı ve bunun sonucu olarak ecrimisile hükmedilip hükmedilemeyeceğinin tarafların gösterdikleri tanıkların dinlenmesi ile ortaya çıkartılacağı, davalının taşınmazı kendisinin kullanmadığını bildirdiğine göre tanığının dinlenmesi, haksız el atma olgusunun bulunup bulunmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile hüküm kurulmasının isabetli olmadığı, ayrıca ecrimisil hesabına ilişkin ilkelerin göz önüne alınarak belirlenecek ecrimisil miktarına hükmedilmesi gerekirken, bu hususun göz ardı edilmesinin de doğru olmadığı belirtilerek karar bozulmuştur.
Bozma kararına uyularak Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davalının, davacıya ait bağımsız bölüme davacının murisi vefat ettikten sonra herhangi bir müdahalesinin olmadığı, bağımsız bölümü kullanmadığı, haksız el atma olgusunun mevcut olmadığının keşifte dinlenen tanık anlatımları ile sabit olduğu belirtilerek her iki talep yönünden de ayrı ayrı davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, el atmanın önlenmesi ve ecrimisil istemlerine ilişkindir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; tapu kayıtlarına göre dava konusu 246/110 parsel 6.kat 23 nolu bağımsız bölümün ... ...’e ait iken ölümü sonrası 19.11.2011’de mirasçıları olan ...’ye intikal ettiği, nihai olarak 05.03.2012 tarihinde de davacıya satıldığı anlaşılmaktadır.
Somut olayda; dava konusu bağımsız bölümün bulunduğu binada 27 yıldır apartman görevlisi olarak çalışan davacı tanığı ...’in bozma öncesi keşifte; dairenin davalının kardeşi...’e ait olduğunu, ölünce mirasçılarına –eş ve çocukları- kaldığını ve boş olduğunu, davalının, babasından kalan ev eşyalarını, boş olduğundan dolayı bu daireye koyduğunu, davalının İstanbul’da oturduğunu, yazları geldiğinde 1-2 ay kaldığını, dairenin anahtarının davalıda olduğunu, kendisinde dairenin anahtarının olmadığını, daireye sadece davalı ...’un gelip açınca girilebildiğini, 2013 yılının Aralık ayında davalının kendisinden dairenin içerisindeki eşyaları dağıtmasını istediğini, böylelikle davalının daireyi 2013 yılının Aralık ayında boşalttığını ve anahtarını kendisine teslim ettiğini belirttiği, davalının cevap dilekçesinde bu dairedeki dağıtılan eşyaların anne ve babasından kalan eşyalar olduğunu doğruladığı, bozma sonrası dinlenen davalı tanığının da dava konusu dairede davalının babasından kalan eşyaların olup olmadığını bilmediğini söylemesi karşısında, davalının babasının ölümü sonrası yapılan paylaşımdan kendisine düşen eşyaları dava konusu daireye koyarak işgal ettiği sabit olduğuna göre davalının sorumluluğunun doğacağı ortadadır.
Hal böyle olunca; mahkemece, davacının talebi doğrultusunda önceki bozma kararında belirtilen ilkeler çerçevesinde belirlenecek ecrimisil miktarına hükmedilmesi gerekirken ret kararı verilmesi doğru olmamıştır. Yine davacı tanığının az yukarıda belirtmiş olduğumuz beyanı ve bozma sonrası 19/10/2018 tarihinde yapılan keşifte mahkemece yapılan gözlem sonucu; dairenin dava açıldıktan sonra boşaltıldığı anlaşılmakla, müdahalenin men’i talebi yönünden dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması da isabetli değildir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde görüldüğünden kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan hükmün 6100 Sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, HUMK'un 440/III-1,2,3 ve 4. bentleri gereğince ilama karşı karar düzeltme yolu kapalı bulunduğuna, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 31.03.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.