Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince verilen kararın temyiz incelemesi sonucunda, Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesince bozma sonrası verilen karar, davalılar tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 06.02.2024 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen gün ve saatte davacı vekili Avukat ... Ayhan ile davalı asiller ..., ..., ... geldiler. Asil davalılar ..., ..., ... ve davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelerek karara bağlanması için uygun görülen 06.02.2024 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin davalı ...'dan alacaklı olduğunu, davalı borçlu aleyhine Mersin 3. İcra Müdürlüğü'nün 2011/7021 sayılı dosya ile takip yapıldığını, takibin kesinleştiğini, davalı borçlunun acz halinde olduğunu, davalı borçlunun adına kayıtlı gayrımenkulünü mal kaçırma gayesi ile amcası olan ...'a devrettiğinin tespit edildiğini beyan ederek, davalılar arasındaki tasarrufun iptalini talep ve dava etmiştir.
Dava sırasında davalı ...'ın vefat etmesi üzerine davalı ... mirasçıları davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlanmıştır.
1- Davalılardan Halil Erkan cevap dilekçesinde; ... ve arkadaşları aleyhine Mersin 7. Asliye Ceza Mahkemesinde tefecilik suçundan dava açıldığının ve 27.10.2014 tarihinde tefecilik suçunu işlemiş olması nedeni ile 5273 sayılı T.C.Knun 241/1 maddesi gereğince 2 yıl hapis cezası ile cezalandırıldığını ve kararın kesinleştiğini belirterek, usul ve yasaya aykırı davanın reddini, mahkeme masrafları ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini savunmuştur.
2- Davalı ... cevap dilekçesinde; davacıya hiçbir borcu kalmadığını, davacının kendisinde bulunan miktarı, tanzim ve vade tarihi boş olan senedin aralarındaki 4.000,00 TL alacak için tanzim ve vade tarihi 2008 yılı olarak anlaşmalarına göre verildiğini, davacının hem gerçekte ödenmiş olan bir borcun karşılığında kendisine iade etmesi gereken senedi iade etmediğini, hem de takip tarihi itibari ile kararlaştırılan vade tarihinin ve tanzim tarihinin üstünden 3 yıldan uzun bir süre geçtiği halde, iptali istenen 20.01.2011 tarihli satış işlemini, sanki vade tarihinden 5 gün sonra yapılmış görüntüsü yaratmak için ve ayrıca senedin kambiyo senedi vasfında görünsün diye tanzim tarihini 15.12.2009 tarihine vade tarihini de 15.01.2010 tarihine çekerek sahtecilik yaptığını, davacı yanın iddia ettiğinin aksine Mersin 3. İcra Müdürlüğü'nün 2011/7021 sayılı icra dosyasında yapılan takibin kesinleşmediğini, takip kesinleşmeden tasarrufun iptali davası açılamayacağını, davaya konu senede itiraz ettiğini ve bu konuda Mersin 2. İcra Hukuk Mahkemesinin 2011/741 Sayılı dosyasının devam ettiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
3- Davalılardan ..., ... ve ... cevap dilekçelerinde; davacının davaya dahil etme süresi ve yetkisi açısından yapmış olduğu işlemin HMK 94 üncü maddesi uyarınca kesin süre geçtikten sonra yapılmış olduğundan yok hükmünde olduğunu belirterek öncelikle davanın usul açısından reddine, davacının İİK'nın 277 nci maddesi gereğince dava şartı olan geçici ve kesin aciz vesikasını dava dosyasına sunmadığını, Huriye Gürbüz'ün talebi ile alacak hakkından ve yine Mahkememizin 2011/69 Sayılı dosyasından feragat ettiğini, ibraz edilen aciz vesikasının başka bir dosyadan usule aykırı olarak alındığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemenin 30.09.2015 tarihli ve 2011/690 E- 2015/372 K. sayılı kararı ile alacağın dayanağı olan senedin, tefecilik nedeni ile düzenlendiği, kesin olarak hükümsüz olduğu belirtilerek davanın reddine karar verilmiştir.
1. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
2. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 08.03.2021 tarihli, 2020/34 Esas ve 2021/2358 Karar sayılı ilamı ile; "davalı borçlu tarafından; senet alacaklısı ...'e hiç bir borcunun bulunmadığını, senedin hile ile alındığının tespiti ile 3. İcra Müdürlüğünün 2011/7021 sayılı takibin, tefecilik ürünü olan senedin ve aciz vesikasının iptaline karar verilmesini talep etmiş ve mahkemece her ne kadar menfi tespit davasının kabulü ile Mersin 3. İcra Müdürlüğü'nün 2011/7021 sayılı dosyasındaki 40.000,00 TL bedelli bono dolayısıyla borçlu olmadığının tespitine karar verilmişse de; alacaklı ... tarafından kararın istinafı üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi’nin 20.10.2020 tarih ve 2019/522-2020/851 sayılı kararı ile dava konusu senetteki imzanın davacının eli ürünü olduğu, senedin boş olarak verildiğinin ve anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğunun davacı tarafından yazılı deliller ile ispat edilemediği, her ne kadar Mersin 7. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2012/414-2014/515 sayılı kararı ile ...’in tefecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararlarının hukuk mahkemesini bağlamayacağı ve davacının dava konusu senet bakımından borçlu olmadığını ispat edemediği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kararını kaldırıp davanın reddine kesin olarak karar verdiği ve buna göre davacının alacağının kesinleştiği anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece, davacının alacağının gerçek olduğunun kabulü ile işin esasına girilerek taraf delilleri toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekir" gerekçesi ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmazın tapu kaydına göre 5.500,00 TL bedelle devir edildiği, aldırılan bilirkişi raporuna göre ise dava konusu gayrımenkulün tasarruf tarihindeki gerçek değerinin 187.838,00 TL olduğunun anlaşılmış olmasına, ivazlar arasında aşırı fark olmasına göre davanın kabulüne, tasarrufun iptaline, tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydı ile Mersin 3. İcra Müdürlüğü'nün 2011/7021 sayılı dosyadaki alacak ve ferileri ile sınırlı olmak üzere davacıya cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmiştir.
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili, davalı ... ve ... vekili, davalı ... vekili ve davalı asil ... temyiz başvurusunda bulunmuştur.
1. Davalılar ayrı ayrı temyiz dilekçesi ibraz etmişse de, temyiz dilekçelerinde taleplerin aynı olduğu görülmüştür.
Davalılar; davacının alacağının gerçek bir alacak olmadığını, tefecilik eylemi neticesinde oluşturulduğunu, ceza mahkemesi kararının hukuk hakimini bağlaması gerektiğini, dava açıldığı tarihte dava konusu takibin kesinleşmediğini, mal kaçırma kasdının bulunmadığını, babadan kalan bu yerin babaları tarafından gerçek bir satım sözleşmesi gereğince alındığını, yan parsellerde de babalarına ait yerler olduğunu, senedin sonradan doldurulduğunu beyan ederek, kararın bozulmasını talep etmişlerdir.
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalılar arasındaki tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3/2 maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK'nun 427 ve devamı maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanun'un 277 ve devamı maddeleri.
1. Mahkemenin nihai kararlarının bozulması 1086 sayılı Kanun'un 428 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2. Her ne kadar kararın gerekçesinde dava konusu gayrımenkulün tapuda gösterilen değeri ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında misli aşan fark olmasına dayanılmışsa da İİK'nun 278/1 hükmüne göre dava konusu tasarrufun aciz tarihi olan 10.10.2014 tarihinden geriye doğru iki yıllık süre içerisinde yapılmadığının anlaşılmasına göre bu gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesi doğru değildir. Ancak davalı borçlu ile davalı ... arasında akrabalık ilişkisinin bulunduğu, gayrımenkulün dava konusu tasarruf tarihinden önce icra kanalı ile satışa çıkartıldığının tüm köy ahalisi tarafından bilindiğinin de beyan edildiği, buna göre davalı müteveffa ...'ın davalı borçlunun durumunu bilen ve bilmesi gereken kişi olduğu anlaşılmakla, davalılar arasındaki tasarrufun İİK 280/1 maddesi gereğince iptale tabi bulunduğu dolayısıyla sonucu itibari ile doğru verilmiş olan karar ile ilgili davalı ... vekili, davalı ... ve ... vekili, davalı ... vekili ve davalı asil ...'ın temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri nedenlerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı görülmektedir.
Açıklanan sebeple;
Davalı ... vekilinin, davalı ... ve ... vekilinin, davalı ... vekilinin ve davalı asil ...'ın yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,
17.100,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine,
Aşağıda yazılı temyiz harcının onama harcına mahsubuna,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,
06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi