Ret
SAYISI: 2017/570 E., 2020/156 K.
Taraflar arasındaki istirdat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, mahkeme hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin sakız üretimi yaptığını, davalının da müvekkilinin distribütörü olduğunu, taraflar arasında bu sebeple ticari ilişki bulunduğunu, davalı tarafından müvekkili aleyhinde takip konusu faturalar nedeniyle ihtiyati haciz kararı alınmasının ardından başlatılan ilâmsız icra takibine itiraz edildiğini, takip tutarın icra müdürlüğüne ödenerek hacizlerin kaldırılmasının, takibin kesinleşmesini müteakip paranın alacaklıya ödenmesi taleplerinin reddedildiğini, ihtiyati haczin kaldırılmasının icra mahkemesinden de talep edildiğini, ancak kısa sürede netice alınamadığını, bu nedenle cebri icra tehdidi altında 131.799,95 TL ödeme yapılmak zorunda kalındığını ileri sürerek fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere müvekkilinin borçlu olmadığı halde cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığı 131.799,95 TL'den ticari defterlerin incelenmesi neticesinde fazla yapılmış ödemelerin ödeme tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle istirdadına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı talebinin zamanaşımına uğradığını, davacının ihtirazi kayıt koymadan ödeme yaptığını, bu nedenle istirdat davası açma hakkı olmadığını, müvekkilinin aldığı son grup ürünler için üç adet toplam 147.024,00 TL tutarında çeki davalıya verdiğini, bunun dekontlardan anlaşılacağını, daha sonra sevk irsaliyeli iade faturaları ile 106.962,00 TL tutarındaki ürünü davacıya iade ettiğini, davacının bu faturaları defterlerine işlediğini ancak müvekkiline ödemediğini, bu nedenle müvekkilince icra takibi başlatıldığını, davanın haksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda davalı tarafından icra takibine konu edilen faturaların taraf defterlerine işlendiği, her iki şirket defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, eş deyişle davalı şirket tarafından alacağa dayanak faturaların davacı şirket kayıtlarından da teyit edildiği, davacı şirketin, alacağın hiç doğmadığını veya alacağa dayanak faturaları ödediğini usulüne uygun olarak ispatlayamadığı, davacı ve davalı şirketin ticari defterleri arasında farkın nedeni olan fatura işbu davaya konu olmadığından bu hususta ayrıca bir değerlendirme yapılmadığı, davanın sübut bulmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını, alanında uzman bilirkişilerce detaylı ve yeterli inceleme yapıldığında davacının davalıya borcu olmadığının anlaşılacağını, ayrıca davanın 1.000,00 TL üzerinden açılmasına rağmen davacı aleyhine dava değerini geçecek şekilde 16.471,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi hükümlerine aykırı olduğunu, istinaf istemleri reddedilirse vekalet ücretinin yeniden belirlenmesi gerektiğini, kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını istemiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tevzi formunda dava değerinin 1.000,00 TL olarak yer aldığı, davacı tarafından bu miktar üzerinden harç yatırıldığı, davanın reddine karar verilirken 131.799,95 TL üzerinden davalı lehine vekâlet ücretine hükmedildiği, gerek dava dilekçesinden gerekse davacı beyanlarından davanın kısmi dava olarak 1.000,00 TL üzerinden açıldığı ve dava açılırken bu miktar üzerinden harç yatırdığı, yargılama aşamasında dava değerinin yükseltildiğine ve tamamlama harcı yatırıldığına dair herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanılmadığı, bu durumda mahkemece davanın reddine karar verilirken harçlandırılmış dava değeri olan 1.000,00 TL üzerinden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, yazılı şekilde dava edilmeyen ve harç yatırılmayan kısım üzerinden de vekâlet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; mahkemece yeterli inceleme ve araştırma yapılmadığını, alanında uzman bilirkişilerce detaylı inceleme yapıldığında davacının davalıya borcu olmadığının anlaşılacağını, sadece davalı şirketin ticari defterlerini esas alarak hüküm kurulmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.
Uyuşmazlık, davacının borçlu olmadığı bir parayı cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kaldığı iddiası ile açılan istirdat istemine ilişkindir.
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.
2.2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72 nci maddesinin 6,7 ve 8 inci fıkraları.
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
06.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.